(The Turkish Post) – ÜMİT TOPRAK
Evrensel insani değerler her toplumda var olan ve toplumların huzurunu sağlayan en mühim parametrelerdir. Son yıllarda Türk toplumunda hoşgörü, saygı, dürüstlük gibi temel insani değerlerin erozyona uğradığı apaçık görülmektedir. Bu durum, siyasi polarizasyon, ekonomik sıkıntılar ve sosyal medya gibi faktörlerin etkisiyle daha da derinleşmekte ve ülkeyi büyük bir felakete doğru sürüklemektedir.
Değerler gibi soyut kavramları ölçmek ve istatistiklerle ifade etmek oldukça zordur. Mevcut istatistikler genellikle şiddet, suç oranları, ayrımcılık gibi somut göstergeleri ölçer. Bu göstergeler, değerlerdeki değişimi tam olarak yansıtmayabilir. Ancak aile kurumu açısından bakıldığında TÜİK verilerine göre evlenen çiftlerin sayısı 2023 yılında 565 bin 435 iken bu sayı 2022 yılında 575 bin 891 idi. Boşanan çiftlerin sayısının ise 2023 yılında 171 bin 881 olduğu belirtilmektedir.
Bunun anlamı şudur: Türkiye’de kurulan her üç yuvadan biri şu anda yıkılmaktadır.
Bu oran bile ülkemizin nasıl korkunç bir sosyal trajedi ile karşı karşıya olduğunu ve en kutsal değerimiz olan aile kurumunun nasıl büyük bir tehdit altında göz göre göre paramparça edildiğini ortaya koymaktadır. Yıkılan yuvalarda meydana gelen sosyal ve ekonomik sorunlar, ahlaki patlamalar ve arada kalan çocukların yaşadığı psikolojik ve ahlaki sorunların boyutlarını düşündüğümüzde ise ülkenin tam ve kapsayıcı bir kuşatma altında büyük bir yıkımla karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz.
Martin Luther, “Bir ülkenin geleceği ve ilerlemesi sağlam kalelere, güzel binalara ve milli gelirine değil, o insanların ahlaki değerlerine bağlıdır.”der. Toplumdaki ahlaki bozulmanın doğal afetlerdeki yansımalarını inceleyen bir akademisyen şunları söylüyor: “Konu çok daha fazla canımızı acıtmaktadır. ‘Şüyuu vukuundan beter’ denilebilecek olayların yaşandığı görülmektedir. Bazı olumsuz olay ve davranışlar aşağıda özetlenmiştir:
Doğal afetlerin olma olasılığı yüksek olan bölgelerde sorumluların önlem almaktaki ihmalleri
Vatandaşın yeteri kadar bilgilendirilmeyerek duyarlılığın zayıflaması
Sorumlu olan görevlilerin afet sonrasında kendilerini sorumlu görmemeleri
Önceden yeterli hazırlık yapılmadığından müdahalede geç kalınması
Olaylardan siyasi kazanç elde etme hesapları yapılması
Yapılan inşaatlarda gerek müteahhit, gerek mühendis, gerekse yeterli denetim yapmayan sorumluların hiçbir şey yokmuş gibi davranmaları
Depremzedelerin yıkıntıdaki mallarının yağma ve talan edilmesi
Sonrasında yapılabilecek soruşturmalarda kullanılabilecek kanıtların yok edilme çabaları
Birçok depremzede yaralının ortadan kaybolması
Kimsesiz kalan çocukların başka amaçlar için yetiştirilme çabaları
Evlat edinilen depremzede çocuklar için vicdanları yaralayan hesaplar yapılması
Böyle zamanlar için yardım ve bağış yaptığımız resmi kurumların yardımları ticari kazanca çevirme girişimleri
Depremzedelere yardım etmek isteyen STK’ların engellenme çabaları
Halkın perişanlık ve çaresizliğinin istismar edilme girişimleri (Emlak fiyat ve kiraların katlanarak artması)
Denetimsiz yapılaşmayı adeta teşvik eden imar affı uygulamalarının yapılması
Bölgedeki yöneticilerin afetteki sorumluluktan değil seçimlerde aday olmak için istifa etmeleri
Bütün bu olumsuzluklara göz yuman yetkililerin hatayı kabul etmek yerine olaya takdir-i ilahi demeleri
Yukarıda açıklanan nedenlere bağlı olarak her yaştan binlerce mazlum insanımız hayatını kaybetmiş, milyonlarcası evsiz kalmış ve mağdur olmuştur. Yaşananlar, toplumun kurtarıcısı olması gereken yardım kuruluşlarına olan güvensizliği arttırmıştır. Bu güveni tesis edecek uygulamaların geliştirilerek tatbik edilmesi gereklidir. Ölenler geri gelmez ama yaralar sarılarak bir süre sonra acılar unutulur. Ancak, ahlaki erozyon devam ettiği sürece, aynı tedbirsizlik ve istismarlar bitmeyecektir. Dolayısıyla yine benzer acılar yaşanabilecektir. Bir başka anlamda “ahlaki depremler, güçlü jeolojik sarsıntılardan daha tehlikelidir” denilebilir. Asıl tedavi edilmesi gereken hastalığımız ahlaki değerlerdir. Bu ise ancak manevi eğitimle sağlanır.
5 birden büyüktür lakin haram beş lira helal bir kuruştan küçüktür. İşte bu şuuru bu idraki son asrın eğitim müfredatı ile sağlamak mümkün mü? Çocuklarımıza ‘niçin eğitim’ veriyoruz ile ‘nasıl eğitim’ vereceğiz acil ele alınmalı ve çocuklarımızın üç ‘K’sını yani kafa, kalp ve karınlarını kadim değerlerimizin istikametinde doldurup asrın idrakine yön verecek kadar geliştirmeyi gaye edinmeliyiz.” (Prof Dr. İbrahim Soğukpınar)
Kamuoyu araştırmaları, anketler ve akademik çalışmalar, toplumdaki değerler erozyonu hakkında ciddi alarm veriyor. Ne var ki yetkili ve ilgililerin gündemi başka konularla meşgul etmeleri ise ülkemizin geleceği adına hepimizi kara kara düşündürüyor. Ve gerçekten korkutuyor.
Değerler Katliamının Nedenlerinden birkaçını sıralamak gerekirse:
Siyasi Polarizasyon: Toplumun siyasi olarak ikiye bölünmesi, karşılıklı saygı ve hoşgörüyü zedelemiştir. Siyasi partilerin din gibi ve parti başkanlarının da kutsal kişiler gibi görülmesi toplumu saran en büyük tehlike olarak görülebilir. Değerleri aşındıran en korkunç sebeplerin başında yozlaşan siyaset gelmektedir. Özellikle dindar ve muhafazakar görünen siyasetçilerin din dışı hatta insanlık dışı ahlaksızlıklarla anılmaları ve suçüstü yakalandıkları halde toplumda hala saygı görüp pişkin pişkin dolaşmaları genç nesillerin “din buysa ben bu dinden değilim” deyip dinden ve ahlaki değerlerden soğumalarına hatta ateizme, deizme ve agnostizme kaymalarına neden olmaktadır.
Ne acı ki Türkiye, dünyadaki bütün insani endekslerde de en önde olan bir ülke iken son yıllarda en geride olan ülkeler arasına düşmüş veya düşürülmüştür. Örneğin hukuk devleti endeksinde 142 ülke arasında 117. sırada Afrika ülkelerinin bile gerisindedir.
Ekonomik Sıkıntılar: Ekonomik krizler, insanların temel ihtiyaçlarına odaklanmasına neden olarak diğer değerlere olan ilgiyi azaltmaktadır. Enflasyon sebebiyle işsizliğin had safhada olduğu ülkemizde ne yazık ki karnını doyuramayan gençler her türlü gayrı meşruluğa sürüklenebilmekte ve çaresizce uyuşturucu, mafya, cinsel sapıklıkların kucağına düşebilmektedir. Bu arada ülkesini terk etmek isteyen gençlerin oranının ise yüzde 80’lere yaklaştığı yapılan anketlerin ortaya koyduğu bir gerçek.
Sosyal ve Konvansiyonel Medya: Sosyal medyanın yaygınlaşması, yanlış bilgilerin hızla yayılmasına ve toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesine katkıda bulunduğu gibi her türlü sosyal çürümeyi de beraberinde getirmektedir. Özellikle tüm TV dizilerinde (TRT hariç) verilen subliminal mesajların da değerleri yok ettiği acı bir gerçektir.
Eğitim Sistemi: Eğitim sistemindeki eksiklikler, genç nesillerin değerler konusunda yeterli bilgi ve beceriye sahip olmamasına neden olmaktadır. Bu konuda MEB nın başlattığı Değerler Eğitimi Programının akâmete uğraması ise akıllara gaflet ötesi bir ihanetin yapıldığını getirmektedir.
Türkiye’de değerler katliamı, toplumun karşı karşıya olduğu en önemli bir sorundur. Bu sorunun çözümü için siyasi istikrar, ekonomik büyüme, eğitim sisteminin güçlendirilmesi ve sosyal medyanın olumsuz etkilerinin azaltılması gibi önlemler alınması gerekmektedir..






















