(The Turkish Post) – TOLGA YAVAŞ
Türkiye’de yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü ve demokrasi standartlarına ilişkin uluslararası değerlendirme raporlarında yaşanan düşüşler, siyasi ve ekonomik tartışmaların merkezine oturdu. Hukukun üstünlüğü, yolsuzluk, demokrasi ve şeffaflık gibi başlıklarda ülkelere “karne” niteliğinde notlar veren uluslararası endekslerde Türkiye’nin gerilemesi dikkat çekiyor.
Ekonomik kalkınmanın ön koşullarından biri olan hukuk güvencesi, Türkiye’de zedelenmiş durumda. Uluslararası kuruluşların hazırladığı endekslerde Türkiye’nin “hukukun üstünlüğü, şeffaflık, medya özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele” gibi temel alanlarda geriye gittiği açıkça görülüyor. Bu düşüş, yatırımcı güvenini sarsarken, ülkenin borçlanma maliyetlerini de artırıyor.
YARGI MÜDAHALELERİ EKONOMİYİ DE VURUYOR
Son dönemde özellikle siyasi figürlere yönelik yargı süreçleri, kamuoyunun ve uluslararası gözlemcilerin tepkisini çekti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen yargı süreci sonrası, Hazine’nin borçlanma faizinin yüzde 38’den yüzde 48’e yükselmesi, ekonomik kırılganlıkla doğrudan ilişkilendirildi.
Türkiye’de yaşanan yargı müdahalelerinin sadece bireysel özgürlükleri değil, ülkenin ekonomik geleceğini de tehdit ediyor. Yatırımcılar yalnızca fiziki altyapıya ya da pazara bakmıyor. Hukukun üstünlüğü, öngörülebilirlik ve medya özgürlüğü gibi faktörler de yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. Ayrıca, muhalefetin bu gelişmelere karşı yeterli tepkiyi gösteremiyor ve sadece mitinglerle sınırlı kalıyor. Yargı reformu artık siyasi bir vaat değil, ekonomik bir zorunluluk.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun son açıklamaları ise muhalefet cephesinde dikkat çeken bir gelişme oldu. Dervişoğlu, “Bugün adaletsizlik kimlik ayırt etmiyor” diyerek hem İmamoğlu hem de farklı siyasi görüşlerden isimlere yönelik tutuklamaları eleştirdi ve ortak bir adalet talebi çağrısında bulundu.
MEDYA MANİPÜLASYONU VE ALGI SİYASETİ
Eleştiriler yalnızca yargıyla sınırlı değil. Medya üzerindeki baskı ve muhalif seslerin hedef gösterilmesi, demokratik çoğulculuğun önünde ciddi bir engel olarak değerlendiriliyor. Özgür basının susturulması, kamuoyunun farklı görüşlerle buluşmasını zorlaştırırken, politik kutuplaşmayı da derinleştiriyor. Eleştirenin değil, eleştirilenin meşru görüldüğü bir medya düzeninde öneri ve uyarılar çarpıtılarak servis ediliyor ve böylece muhalefetin itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor.
HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ EKONOMİK GELECEĞİN ANAHTARI
Türkiye’nin yeniden hukuk devleti çizgisine dönmesi gerekiyor. Yalnızca siyasi istikrar için değil, ekonomik toparlanma için de ön koşul. Uluslararası endekslerdeki düşüş, yatırımcı güveninin zedelenmesi, yüksek borçlanma maliyetleri ve toplumsal kutuplaşma, önümüzdeki dönemde siyasetin en sıcak gündem maddeleri arasında yer almaya devam edecek gibi görünüyor.
























