(The Turkish Post) – EMİR ÇELİK
Bugün siyaset gündeminde dikkat çeken bir iddia yer aldı. İddiaya göre Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı rozet takma törenine bazı katılımcılar, cast ajansları aracılığıyla kişi başı 950 TL karşılığında getirildi. Bu iddia henüz resmi olarak doğrulanmış değil ve Kılıçdaroğlu cephesinden de konuya ilişkin bir açıklama yapılmadı. Ancak iddia, Kılıçdaroğlu’nun yıllardır emek, ücret ve sosyal adalet konusunda dile getirdiği söylemler nedeniyle kamuoyunda tartışma oluşturdu.
Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu, uzun yıllar boyunca Türkiye’de uygulanan asgari ücret politikasının çalışanları yoksulluğa mahkûm ettiğini savundu. Defalarca “Asgari ücret açlık sınırının altında olamaz” dedi. “Asgari ücret bir geçim ücreti olmalıdır” ifadelerini kullandı. Miting meydanlarında, grup toplantılarında ve seçim kampanyalarında, çalışanların alın terinin karşılığını alamadığını söyleyerek mevcut ücret politikalarını sert sözlerle eleştirdi.
2023 seçim sürecinde ise asgari ücretin enflasyon karşısında eridiğini belirterek yıl içinde birden fazla kez artırılması gerektiğini savundu. Emeklilerin, işçilerin ve dar gelirli vatandaşların alım gücünün düştüğünü söyledi. “Hiç kimse açlık sınırının altında bir ücretle çalıştırılamaz” diyerek ücretlerin insan onuruna yakışır seviyeye çıkarılması gerektiğini ifade etti.
Kılıçdaroğlu’nun sık sık dile getirdiği bir başka eleştiri de emeğin değersizleştirilmesiydi. “Alın terinin karşılığı verilmelidir”, “Emek en yüce değerdir” ve “İşçinin hakkı zamanında ve eksiksiz ödenmelidir” yönündeki açıklamaları, yıllardır siyasetinin temel söylemlerinden biri oldu.
İşte tam da bu nedenle bugün ortaya atılan iddia dikkat çekiyor. Eğer iddia doğruysa, organizasyona katılan kişilere 950 TL ödenmesi, Kılıçdaroğlu’nun yıllardır savunduğu “emeğin hakkı” söylemiyle bağdaşıyor mu? Kamuoyunda sorulan soru bu.
Elbette burada kesin hüküm vermek doğru olmaz. Öncelikle iddianın doğruluğunun netleşmesi ve organizasyonu düzenleyenlerin açıklama yapması gerekir. Ancak siyasetçilerin yalnızca söyledikleriyle değil, uygulamalarıyla da değerlendirilmesi beklenir. Özellikle emeği ve sosyal adaleti siyasetinin merkezine koyan isimler açısından bu beklenti daha da yüksektir.
Kamuoyunda tartışılan mesele yalnızca 950 TL meselesi değildir. Asıl tartışılan konu, yıllardır “emeğin hakkı”, “insanca ücret” ve “sosyal adalet” söylemini öne çıkaran bir siyasi anlayışın, ortaya atılan bu iddialarla ne ölçüde örtüştüğüdür. Bu nedenle iddiaların açıklığa kavuşturulması, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi açısından önem taşımaktadır.




















