(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Pasifik’te tansiyon hızla yükseliyor. Çin ile Japonya arasındaki gerilimin üzerine bu kez Rusya da eklendi. Vladimir Putin, Rusya’nın Uzak Doğu’sunda devam eden Pasifik Filosu tatbikatlarını izlerken NATO’nun Asya-Pasifik’teki faaliyetlerini ve Japonya’nın askeri kapasitesini artırmasını Moskova açısından tehdit olarak gördüğünü açıkladı.
Putin’in açıklamalarında dikkat çeken nokta, Rusya’nın Japonya’yı doğrudan savaşla tehdit ettiğini söylemekten ziyade, Tokyo’nun savunma politikalarındaki değişimi Moskova’nın güvenlik hesaplarına dahil etmesi oldu. Putin ayrıca Rusya’nın Japonya’ya yönelik herhangi bir toprak iddiası bulunmadığını ve Tokyo’yu tehdit etmediklerini savundu. Ancak aynı açıklamalarda Japonya’nın Rusya’yı güvenlik tehdidi olarak tanımlamasına ve NATO’nun bölgedeki varlığına tepki gösterdi.
Mesajın zamanlaması ise oldukça önemli. Putin açıklamalarını Rusya’nın Pasifik Filosu’nun büyük tatbikatları sırasında yaptı. Böylece Moskova, diplomatik söylemini askeri güç gösterisiyle aynı anda ortaya koydu. Bu durum, Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle Avrupa merkezli güvenlik mücadelesi yürütürken Pasifik’i de kendi stratejik alanlarından biri olarak gördüğünü gösteriyor.
Japonya açısından ise tehdit algısının merkezinde Çin bulunuyor. Tokyo’nun yeni savunma politikası, Pekin’in askeri kapasitesindeki hızlı artışı ve özellikle Tayvan çevresindeki faaliyetleri temel güvenlik sorunlarından biri olarak değerlendiriyor. Japonya’nın ağustos başında yayımlanan savunma raporunda Çin, ülkenin karşı karşıya olduğu en önemli stratejik meydan okuma olarak öne çıkarıldı.
Tayvan meselesi bu gerilimin merkezinde yer alıyor. Çin, Tayvan’ı kendi topraklarının bir parçası olarak görüyor ve bağımsızlık yönündeki adımlara karşı askeri güç kullanma ihtimalini dışlamıyor. Japonya ise Tayvan çevresinde yaşanabilecek bir çatışmanın kendi güvenliğini doğrudan etkileyebileceğini düşünüyor. Bu nedenle Tokyo’nun savunma kapasitesini artırması Pekin tarafından yalnızca Japonya’nın iç güvenlik politikası olarak görülmüyor.
Çin ile Japonya arasındaki gerilim son aylarda askeri faaliyetlerin yanı sıra diplomatik ve ekonomik alana da yayıldı. Tayvan konusunda karşılıklı sert açıklamalar yapılırken, bölgedeki askeri tatbikatlar da tarafların birbirine yönelik güvenlik kaygılarını artırıyor. Çin’in temmuz ayında Japonya’nın ekonomik bölgesine yakın bir noktada gerçekleştirdiği gerçek mühimmat tatbikatı da bu gerilimin askeri boyutunu gösteren gelişmelerden biri oldu.
Şimdi Rusya’nın da Japonya’nın askeri dönüşümünü doğrudan kendi güvenlik hesabına dahil etmesi, denklemi daha karmaşık hale getiriyor. Moskova açısından mesele yalnızca Japonya değil. NATO’nun Avrupa dışındaki güvenlik yapılanmasının Asya-Pasifik’e doğru genişlemesi, Rusya’nın Uzak Doğu’daki çıkarları açısından yeni bir tehdit alanı oluşturuyor.
Burada daha geniş bir değişim yaşanıyor. Japonya ABD ile güvenlik işbirliğini güçlendirirken Çin askeri kapasitesini artırıyor. Rusya Pasifik Filosu’nu öne çıkarıyor. Kuzey Kore ise ABD, Japonya ve Güney Kore’nin bölgedeki askeri işbirliğine karşı kendi askeri kapasitesini geliştiriyor. Böylece Pasifik’teki güvenlik dengesi giderek daha fazla askeri güç üzerinden şekilleniyor.
Ancak bugünkü tabloyu doğrudan bir savaşın habercisi olarak okumak da doğru olmaz. Rusya’nın Japonya’ya yönelik açıklamalarında asıl vurgu, Tokyo’nun askeri politikaları ve NATO’nun bölgedeki varlığına yönelik tepki. Sorun, tarafların birbirlerinin savunma hamlelerini giderek daha fazla tehdit olarak algılaması.
Bu nedenle Pasifik’teki asıl risk tek bir ülkenin saldırı hazırlığı değil, karşılıklı askeri yığınak ve güvenlik ikilemi. Çin kendisini ABD ve müttefikleri tarafından çevrelenmiş hissediyor. Japonya Çin’in askeri yükselişinden endişe ediyor. Rusya ise NATO’nun Pasifik’e yaklaşmasını kendi güvenliğine yönelik bir gelişme olarak değerlendiriyor.
Ukrayna ve Orta Doğu’daki krizler dünyanın gündemini meşgul ederken Asya-Pasifik’te de yeni bir güç mücadelesi şekilleniyor. Henüz ortada kaçınılmaz bir savaş yok. Ancak Çin, Japonya, Rusya ve ABD’nin aynı bölgede askeri kapasitelerini artırdığı bir ortamda yanlış hesaplama riski giderek büyüyor.
Pasifik’te suların ısınmasının asıl nedeni de bu. Mesele artık yalnızca Çin ile Japonya arasındaki bir anlaşmazlık değil büyük güçlerin birbirlerinin askeri hamlelerine cevap verdiği, yeni bir güvenlik rekabetinin ortaya çıktığı daha geniş bir mücadele.






















