(The Turkish Post) – ESAT AYTAN
O gün, sabah alarmı çaldığında perdeyi bile açmak istememişti. Ela, on altı yaşındaydı ve içinde her şeye karşı tuhaf bir boşluk büyüyordu. Sınav takvimi yaklaşıyor, annesi her akşam “Dersin var mı?” diye soruyor, o ise ya “bir dakika” diyor ya da hiç cevap vermiyordu. Aslında yalan söylemiyordu; sadece gerçeği kendine bile itiraf edemiyordu: Hiçbir şey yapmak istemiyordu. Ödevler gözünün önünde eriyen karlar gibiydi; ne kadar bakarsa baksın, içinde bir şey eriyor, bir şey kayboluyordu.
Bir gece odasının karanlığında, telefonunun ışığının aydınlattığı bir yerde küçük bir karalama kağıdını fark etti. Doğruldu. Yavaşça yürüdü. Gözlerinin önünde yazdığı kelimeler duruyordu: “Neden artık hiçbir şey hissetmiyorum?” O an, cevabı bilmediğini fark etti. Ve belki de hayatındaki güzel kararlardan birini verdi: Bir uzmana gitmek. Çünkü o karanlık odada anlamıştı ki, güç; “her şeyi bildiğini düşünmek”te değil; “bilmediğini kabul edip, yardım isteyebilmek”te saklıydı. Ve bu itiraf, Ela’nın hayatının dönüm noktası oldu.
Boşluğun adını koymak
Eğitim Koçu, yumuşak bir sesle sordu: “Sana neyin iyi gelmediğini söyle, ama ‘ders’ kelimesini kullanma.” Ela bir an duraksadı. Sonra ağzından dökülenler onu bile şaşırttı: “Hiçbir şeyin bir anlamı yok gibi hissediyorum. Herkes benden bir şey bekliyor; ben ise kim olduğumu bilmiyorum. Sanki yarışıyoruz ama nereye gittiğimizi bilmiyoruz.” Koç, hiç sözünü kesmeden dinledi. O sessizlik, Ela’ya uzun zamandır duymadığı bir şey verdi: Gerçekten duyulduğunu hissetmek. Ve ilk ders bu oldu; motivasyonun düşmesi bir arıza değil, derin bir arayışın diliydi. O gün, boşluğun adını koydular: Buna “amaçsızlık” değil; “anlam arayışı” dediler.
Koçun cümlesi
İkinci oturumda Ela, “Başarılı olamıyorum,” diye mırıldandı… Koç, gözlerinin içine bakarak öyle bir cümle söyledi ki, Ela o cümleyi yıllarca unutamadı: “Küçük hanım, dağın zirvesine ilk adımda çıkılmaz. Ama zirveye çıkan herkes, ilk adımını ‘hiçbir şey olmayacak’ diyerek attı. Senin başarısız olma ihtimalin değil, denememekten vazgeçme ihtimalin beni korkutuyor.” O cümle Ela’nın içindeki bir kapıyı araladı. Koç devam etti: “Bugün beş dakika çalış. Sadece beş dakika. Sonra bana çalıştığını söyle.” Ela güldü, “Beş dakika mı?” “Evet,” dedi koç, “Beş dakika. Çünkü yapılan iş, yapılacak işin kapısını açar.” O akşam Ela, telefonu kenara koydu ve kitabını açtı. Beş dakika diye başladı; Yirmi dakikayı geçen bir çalışmaya ara verdi. Ve o gece, gecelerdir ilk kez kendisiyle gurur duyarak uyudu.
Küçük adımların büyük mucizesi
Beş hafta sonra masasındaki çizelgede, her günün yanında minicik birer işaret vardı. O işaretler, Ela için birer zafer bayrağıydı. İlk gün yalnızca 20 dakika kadar; ikinci gün biraz daha fazla. Koçun öğrettiğiyle, Ela büyük ve korkutucu “çalışmalıyım” hedefini, küçük ve ulaşılabilir parçalara bölmüştü. Ve mucize şuydu: İşler yapıldıkça, istek de doğuyordu. Motivasyon, Ela’ya baştan verilmedi; Ela’nın içinde, her küçük adımda filizlendi. Beş dakika… Bir zamanlar ulaşılamaz görünen yarım saate; yarım saat, bir gün dolusu emeğe dönüştü. Ela, koçunun sözünü her anımsadığında gülümsüyordu: “Hareket eden şey, hareket etmeye devam eder.” “Hayatında dinamik kaldığın müddetçe, yol alır, yol aldıkça keşfedersin…”
Neden’i bulmak: Yolun haritası
Aradan geçen haftalarda koç, Ela’ya sürekli aynı soruyu sordu: “Bu emek, sana ne kazandıracak?” Ela önce “sınavı geçeceğim” dedi. Koç başını salladı ama devam etti: “Ondan öte. Onca emeğin ardında hangi insan duruyor?” Ela o gece uzun uzun düşündü. Sonra gözleri doldu: “Belki de… kendime güvenebileceğimi kanıtlamak istiyorum. Başkalarına değil, kendime.” O an, Ela’nın hedefi bir sınavdan çok daha büyüdü; özgüvenine, kendi gözünde değerli olmaya dönüştü. Artık çalışmak bir zorunluluk değil; kendisiyle verdiği sözün ifadesiydi. Amaç bulununca, işin içi anlam doldu; anlam dolu iş ise insanı yormaz, aksine büyütür farkındalığını yaşadı.
Zor günlerde şefkat
Elbette her gün parlaktı demek gerçek olmaz. Bir gece sınav denemesi kötü geçti; Ela yine kendini suçladı, yine “ben yapamıyorum” dedi. Koç ise bu sefer ona kızmak yerine şunu söyledi: “Bugün başarısız olduğun için üzgünsün, bu çok insani. Ama Ela, kendine bugün nasıl davranacaksın? Düşen bir arkadaşına ne derdin? ‘Sen zaten başarısızsın’ mı derdin, yoksa ‘Kolaylaştır, dinlen, yarın yeniden deneriz’ mi?” Ela’nın gözleri yaşardı. O gece kendisine, en yakın arkadaşına davrandığı gibi davranmaya çalıştı. Şefkatin güçsüzlük olmadığını; aslında en büyük güç olduğunu öğrendi. Zor gün, o gece onu yıkmadı; bilge bir insan yaptı.
Zirvede değil, yolda mutluluk
Sınav günü geldiğinde Ela, korktuğu o dağın aslında bir tepe olduğunu gördü. Aylardır tırmandığı yol, ona göre değişmişti. Sonuç ne olursa olsun, Ela artık farklı bir insandı; kendi ayakları üzerinde durabilen, kendine inanan, zor günde dahi kendini bırakmayan biri. Koç, son oturumda ona şöyle dedi: “Bak, zirvede değilim; yolda mutlu olmayı öğrendim.” Ela gülümseyerek cevap verdi: “Ben de.” O gün Ela’nın koça değil; koçun ona gösterdiği o aynaya, kendi içindeki güce baktığını anladı. Ve anladı ki, gerçek rehberlik, kişinin kendi ışığını bulmasını sağlayan el feneridir.
Sana da söylemek istediğim
Belki bu satırları okurken Ela’da kendini gördün. Belki de senin içinde de “Neden hiçbir şey yapmak istemiyorum?” diye fısıldayan bir ses var. Bil ki, bu fısıltı zayıflık değil; değişimin ilk çağrısıdır. Sen o çağrıyı duyduğuna göre, içindeki yolculuk çoktan başlamıştır. Bugün masana oturup sadece beş dakika bakabilirsin; küçük adımın bile bir zaferdir. Zor günlerinde kendine, düşen arkadaşına söyleyeceğin sözleri söyle. Ve hedeflerini; sınavdan, nottan, ödevden öteye, seni sen yapan o “neden”e bağla.
Motivasyon, yola çıkmak için beklenen kıvılcım değil; yol boyunca seninle büyüyen bir dosttur. İlk adımın küçük, belki isteksiz olsun; önemli olan o adımı atmış olmandır. Ergenlik zor bir mevsimdir, ama tıpkı Ela gibi sen de göreceksin: Mevsimler geçer ve geride güçlenmiş bir yürek kalır. Masanın başına geç, kitabı aç, sadece beş dakika. Gerisi, kendiliğinden akıp gelir. Çünkü en karanlık an, en parlak başlangıçların hemen öncesidir.





















