(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Avrupa’nın karşı karşıya olduğu aşırı sıcaklar ve kuraklık artık yalnızca çevresel bir kriz olarak değerlendirilmiyor. Rekor sıcaklıklar, su kaynaklarının azalması, tarımsal üretimdeki kayıplar ve enerji ile ulaşım altyapısında yaşanan sorunlar Avrupa ekonomisinin büyüme kapasitesini doğrudan tehdit ediyor. Triodos Bank’ın yayımladığı araştırmaya göre aşırı hava koşullarının Avrupa Birliği ekonomisine 2026 yılında yaklaşık 180 milyar euro zarar vermesi bekleniyor. Bu rakam, AB ekonomisinin gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 1’ine denk geliyor.
Rakamın asıl dikkat çekici tarafı ise zararın büyüklüğünden çok, Avrupa ekonomisinin mevcut büyüme beklentisiyle karşılaştırıldığında ortaya çıkıyor. Avrupa Komisyonu AB ekonomisinin 2026’da yüzde 1,1 büyümesini bekliyor. Aşırı sıcakların ve kuraklığın yarattığı kayıp beklentisi gerçekleşirse, Avrupa’nın bir yıl boyunca elde etmesi beklenen ekonomik büyüme neredeyse tamamen ortadan kalkabilir.
Bu tablo, iklim krizinin Avrupa ekonomisi açısından artık geleceğe ilişkin bir risk olmaktan çıktığını gösteriyor. Sıcak hava dalgaları doğrudan üretimi azaltırken, ortaya çıkan maliyetler enerji fiyatlarından gıda enflasyonuna, ulaşım sorunlarından kamu harcamalarına kadar ekonominin tamamına yayılıyor.
Avrupa açısından en büyük sorunlardan biri işgücü verimliliğindeki düşüş. Sıcaklıkların yükselmesi özellikle açık havada çalışan, fiziksel güç gerektiren işlerde bulunan ve yeterli iklimlendirmeye sahip olmayan çalışanların performansını düşürüyor. Bunun yanında uyku kalitesinin bozulması ve sıcak havaya bağlı sağlık sorunları işe devamsızlığı da artırıyor.
Bu nedenle sıcak hava yalnızca çalışanların konforunu etkileyen geçici bir sorun olmaktan çıkıyor. Üretim düşüyor, çalışma saatlerinin verimliliği azalıyor ve şirketlerin aynı miktarda üretim için daha fazla kaynak kullanması gerekiyor. İnşaat, tarım, lojistik ve imalat gibi sektörlerde bu etkinin daha belirgin hale gelmesi ise ekonominin toplam üretim kapasitesini aşağı çekiyor.
Kuraklığın etkisi ise tarım sektöründe daha doğrudan görülüyor. Avrupa’da tarımsal üretimin aşırı sıcaklar ve su yetersizliği nedeniyle yüzde 3 ile yüzde 7 arasında azalabileceği öngörülüyor. Üretimdeki düşüş yalnızca çiftçilerin gelirlerini etkilemeyecek. Gıda arzının azalması, tüketici fiyatlarının yükselmesine ve Avrupa’da enflasyonla mücadelenin yeniden zorlaşmasına yol açabilecek.
Burada Avrupa ekonomisinin karşı karşıya kaldığı temel çelişki ortaya çıkıyor. Ekonomi bir yandan düşük büyüme sorunuyla mücadele ederken diğer yandan iklim koşulları üretim maliyetlerini ve fiyatları artırıyor. Daha düşük üretim ile daha yüksek fiyatların aynı anda ortaya çıkması, Avrupa Merkez Bankası açısından da zor bir tablo yaratıyor.
Enerji sektörü de sıcaklık ve kuraklıktan doğrudan etkileniyor. Aşırı sıcaklarda klima ve soğutma sistemlerinin kullanımının artması elektrik talebini yükseltiyor. Buna karşılık kuraklık hidroelektrik üretimini azaltabiliyor. Nehirlerdeki su seviyelerinin düşmesi, santrallerin soğutma sistemlerini ve yük taşımacılığını da etkileyebiliyor. Böylece Avrupa aynı anda hem daha fazla enerjiye ihtiyaç duyuyor hem de bazı enerji kaynaklarında üretim kısıtlamalarıyla karşılaşıyor.
Ulaşım altyapısı da bu zincirin bir parçası. Avrupa’nın önemli iç su yollarında su seviyelerinin düşmesi, yük taşımacılığının kapasitesini azaltıyor. Demir yolları ve kara yolları da aşırı sıcakların neden olduğu teknik sorunlardan etkilenebiliyor. Bir sektörde başlayan aksama kısa sürede başka sektörlerin maliyetlerine yansıyor.
Ülkeler açısından bakıldığında ise riskin Avrupa genelinde eşit dağılmadığı görülüyor. Fransa, İtalya ve İspanya gibi sıcak hava dalgalarına daha fazla maruz kalan ülkeler daha büyük ekonomik kayıplarla karşı karşıya. Özellikle Fransa için hesaplanan ekonomik kayıp dikkat çekiyor. Aşırı sıcakların ülkenin GSYH’sini yaklaşık yüzde 1,4 azaltabileceği belirtiliyor.
Ancak Avrupa’nın karşı karşıya olduğu sorun yalnızca 2026 yılına ilişkin ekonomik kayıptan ibaret değil. Daha önemli mesele, aşırı hava olaylarının artık daha sık yaşanması halinde bunun ekonomik sistem üzerinde kalıcı bir maliyet oluşturması. Daha dayanıklı enerji şebekeleri, su altyapısı, tarım sistemleri, ulaşım hatları ve çalışma ortamları için milyarlarca euroluk yeni yatırımlar gerekebilir.
Bu noktada Avrupa’nın önünde iki farklı maliyet bulunuyor. Birincisi iklim değişikliğinin neden olduğu doğrudan ekonomik kayıp. İkincisi ise bu kayıpları azaltmak için yapılması gereken yatırımların maliyeti. İklim koşulları ağırlaştıkça her iki maliyetin de büyümesi bekleniyor.
Dolayısıyla 180 milyar euroluk hesap yalnızca tek bir yazın ekonomik bilançosu olarak görülmemeli. Asıl mesele, Avrupa ekonomisinin giderek daha fazla iklim koşullarına bağımlı hale gelmesi. Birkaç haftalık sıcak hava dalgası bile yıllık büyüme beklentisini silebilecek seviyede ekonomik kayıp yaratabiliyorsa, Avrupa’nın önündeki sorun artık yalnızca çevre politikalarıyla çözülebilecek bir sorun olmaktan çıkmış durumda.
Avrupa’nın ekonomik büyüme modelinin, enerji politikalarının, tarım sisteminin ve altyapı yatırımlarının iklim koşullarına göre yeniden şekillendirilmesi gerekiyor. Aksi halde her yeni sıcak hava dalgası yalnızca sıcaklık rekorlarını değil, ekonomik kayıp rekorlarını da beraberinde getirebilir. Avrupa için asıl tehlike, 180 milyar euroluk zararın tek seferlik olması değil bunun gelecekte normalleşen bir ekonomik maliyete dönüşmesi.






















