(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Hukukçularla birlikte kamuoyunun son dönemde en sık karşılaştığı kanun maddelerinden biri, Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi. Kanun, halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak amacıyla ülkenin güvenliği ve kamu düzeniyle ilgili gerçeğe aykırı bilgileri alenen yayan kişilere bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörüyor.
Aslında bu kanun maddesinin kamuoyunda en bilinen adı ise “Dezenformasyon Yasası”.
Malumunuz, bu maddeyle ilgili geçtiğimiz dönemde bazı gazeteciler gözaltına alındı ve tutuklandı. Bunun son örneği de gazeteci Cem Küçük oldu. Burada kimlerle ilgili işlem yapıldığını tek tek saymama gerek yok. Sosyal medyada ilgili maddeyi arattığınızda, hakkında işlem yapılan isimlerle ilgili kapsamlı bir liste zaten önünüze geliyor.
Benim yazımın konusu doğrudan TCK 217/A değil. Çünkü bu konuyla ilgili, şüphelilerin avukatları tarafından sosyal medyada yapılan onlarca açıklama bulunuyor.
Benim buradaki asıl eleştirim, ilgili maddenin kişiye, kuruma ve zamana göre değişiklik gösterip göstermediğine ilişkin.
Kısacası, aynı kanunun ilgili maddesi benzer olaylarda herkese eşit uygulanıyor mu?
Bunu sorgulamamız gerekiyor.
Örneğin gazeteciler Cem Küçük, Alican Türkoğlu ve daha onlarca isim, TCK’nın 217/A maddesi kapsamında işlem gören kişiler arasında.
Ama gelgelelim ki Hürriyet gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi de birkaç gün önce kritik bir habere imza attı.
Şayet kulis haberi doğru olsaydı, stratejik ve hatta ödüle layık bir gazetecilik örneği bile sayılabilirdi. Ancak haberin mürekkebi bile kurumadan, en yetkili isimlerden biri olan Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından yalanlandı. Bakan, açıkça Selvi’yi kastederek söz konusu iddianın doğru olmadığını ifade etti.
Söz konusu kulis haberinde Abdulkadir Selvi, AK Parti MKYK toplantısında Adalet Bakanı Akın Gürlek’in sözlerine dayandırdığı yazısında, hâlen tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş’ın söz konusu “çerçeve yasa”dan yararlanamayacağını ileri sürdü.
Bu bilgi, yasanın Meclis’e geldiği sabah servis edilerek bir nevi gündem belirlenmeye çalışıldı.
Ardından Adalet Bakanı Akın Gürlek, kendisine atfedilen sözleri söylemediğini belirterek, “Böyle bir açıklama yapmadım” dedi.
İşte asıl hukuk ve kanun önünde eşitlik tartışması burada başlıyor.
Nitekim Abdulkadir Selvi’yi Ankara’da yaşayan ve siyaseti yakından takip eden herkes bilir.
İktidar ile yakınlığı son derece güçlüdür.
Burada Abdulkadir Selvi hakkında işlem yapılsın şeklinde bir talebim asla yok. Bunu baştan ifade edeyim.
Ben, Dezenformasyon Yasası’na Meclis’e geldiği ilk andan itibaren karşı olanlardan birisiyim.
Bu konudaki duruşumdan da zerre kadar taviz vermiyorum.
Cem Küçük isimli gazetecinin tutuklanmasına da aynı kapsamda bakıyorum.
Ancak bu noktadan itibaren mesele, sıradan bir gazetecilik hatası tartışmasının ötesine geçmektedir.
SELVİ’NİN YAZISI İNFİALE NEDEN OLMADI MI?
Çünkü Abdulkadir Selvi tarafından kaleme alınan, Hürriyet gibi büyük bir gazetede yayımlanan ve kısa sürede sosyal medyada tartışma yaratan bir haberden söz ediyoruz.
DEM Parti, Meclis’te terörün son bulması için yoğun bir siyasi trafik yürütecek; ancak Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ gibi isimleri bu düzenlemenin dışında tutacak…
Bu düşünülebilir mi?
Kaldı ki DEM Parti’nin bütün yetkilileri de yaptıkları değerlendirmelerde Demirtaş ve Yüksekdağ gibi arkadaşlarını anmaktan asla geri durmadılar.
Bugün Meclis’te yapılan komisyon toplantılarında da bunun işaretlerini sıklıkla görüyoruz.
Kısacası, kamuoyuna açık biçimde belirli bir kişiye ve önemli bir hukuki-siyasi sürece ilişkin kesinlik içeren bir bilgi aktarılmış; bu bilgi bir devlet görevlisine, üstelik Adalet Bakanı’na atfedilmiş; ardından söz konusu Bakan tarafından bu atıf açıkça reddedilmiştir.
Elbette bu durum, tek başına 217/A suçunun işlendiğini kanıtlamaz.
Ancak aynı şekilde, olayın ceza hukuku bakımından hiç incelenmemesinin gerekçesi de olamaz.
Burada yapılması gereken, bir gazeteciyi peşinen suçlu ilan etmek değil, elbette.
Kanunun öngördüğü koşulların oluşup oluşmadığının, diğer dosyalarda olduğu gibi bu olay bakımından da objektif biçimde değerlendirilmesi gerekmez miydi?
Ya da içinde Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in isminin geçtiği ve anında Bakan tarafından yalanlanan bir haber, muhalif kimliğiyle bilinen bir isim tarafından kaleme alınsaydı sonuç aynı mı olurdu?
Açıkça söyleyeyim: Olmazdı.
İşte asıl sorun da burada…
TCK 217/A EŞİT ÖLÇÜDE UYGULANIYOR MU?
TCK 217/A herkese aynı ölçüde mi uygulanıyor?
Asıl çarpıcı soru burada ortaya çıkıyor.
Bu noktada hukuk devletinin temel ilkelerinden biri hatırlanmalı değil mi?
Ceza hukuku kişiye göre değişemez.
Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesi, devletin aynı hukuki durumda bulunan kişilere farklı muamele yapmasını yasaklayan temel anayasal güvencelerden biri olarak ortada duruyor.
Üstelik Anayasa’nın 26. maddesi ifade özgürlüğünü, 28. maddesi ise basın özgürlüğünü güvence altına alıyor.
Bir gazetecinin siyasi iktidara yakın veya uzak olması, bilinen bir medya kuruluşunda çalışması, kamuoyundaki etkisi ya da siyasi çevrelerle ilişkileri, ceza soruşturması bakımından farklı bir hukuk rejimi yaratamaz.
Yaratmamalı da…
Dolayısıyla savcılık makamı, başka olaylarda bir bilginin doğruluğunu, kaynağını, yayılma biçimini, kamu düzenine etkisini ve failin kastını araştırıyorsa, aynı kriterlerin başka bir gazetecinin haberi bakımından da işletilmesi gerekir.
Hukuk devletinde mesele, “Selvi suçlu mudur?” sorusundan önce şu şekilde sorulmalıdır:
Selvi hakkında da diğerleriyle aynı hukuki inceleme yapılmış mıdır?
Eğer yapılmadıysa, ortaya yalnızca bir ceza hukuku problemi değil, aynı zamanda eşitlik ve seçici uygulama problemi çıkar.
“AYNI KANUN, FARKLI KİŞİLER”
Asıl problem şu: Aynı kanun, farklı kişilere farklı şekilde uygulanıyor mu?
Buradaki eleştirinin merkezine oturtulması gereken konu tam olarak budur.
Bir tarafta TCK 217/A kapsamında yaptırımla karşılaşan gazeteciler ve kamuoyunda tanınan kişiler bulunuyor.
Diğer tarafta ise Adalet Bakanı’nın açıkça reddettiği bir sözün kendisine atfedildiği bir yayın söz konusu.
Burada yapılması gereken net olmalıdır.
Aynı kanun maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda aynı hukuki kriterlerin kullanılması zorunludur.
Dolayısıyla ölçüt kişinin kimliği değil, eylemin kanuni unsurları olmalıdır.
Gazeteci muhalif de olsa iktidara yakın da olsa aynı hukuk uygulanmalıdır.
Burada adli makamların da TCK 217/A kapsamında hakkında işlem yapılan diğer kişiler için kullanılan soruşturma ölçütlerinin Selvi bakımından neden uygulanmadığını kamuoyuna açıklaması gerekiyor.
Buradan hareketle, gazeteci Abdulkadir Selvi’ye diğerlerinden daha ağır bir hukuk uygulanması da kabul edilemez.
Diğerlerinden daha hafif bir hukuk uygulanması da…
Hukuk devletinin doğru formülü son derece basit:
Aynı fiile aynı hukuk uygulanmalıdır.
Gazetecinin adı Cem Küçük olduğunda da, Alican Türkoğlu olduğunda da, Abdulkadir Selvi olduğunda da…
Çünkü TCK 217/A, bir siyasi görüşün, bir gazetenin veya bir gazetecinin değil; Türk hukuk sisteminin maddesidir.
Hukuk, ancak herkese aynı mesafede durduğu ölçüde hukuk devleti niteliğini korur.
Bize düşen de bu saygınlığı sonuna kadar savunmak olmalıdır.
























