(The Turkish Post) – TAHİR YÜCE
Sokakta kime sorsanız; “Cem Küçük gazeteci mi?” diye, her bir ağızdan, “O hedef gösteren bir tetikçi” cevabını alırsınız. Bunu abartarak söylemiyorum. Çünkü Türkiye’de ne yazık ki, tetikçi görünümlü gazeteciler türedi. Bu kişiler, ellerinden medya gücünü de kullanarak, çevrelerine adeta korku saçıyorlar. Saçmaya da devam ediyorlar. Umarım iktidar partisi, artık bu tarz kişilerin biletini keser. Çünkü bunların iktidar partisine zerre faydası yok. Tam aksine ciddi zarar veriyorlar.
İşte bu isimlerden en dikkat çekeni de Cem Küçük isimli bir gazeteciydi. Soy ismine bakmayın ama kendisi tam bir tetikçiydi. Bilgileri nereden aldığını bilemiyorum ama elinde salladığı belgelerle, çevresine korku salıyordu. Ağzından tükürükler saçarak konuştuğu içinde, bir gün sonra hedef gösterdiği kişiler, soluğu Adliye’de alıyordu.
İşte burası çok önemli! Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek ve soruşturma savcıları bunu mutlaka incelemeye almalı. Çünkü Cem Küçük, resmen Adliye’de görevli savcıların soruşturma dosyalarından belgeler ve bilgiler paylaşıyordu. Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla, Küçük bu şantajlardan hatırı sayılı paralar kazanmış. Umarım bu işi tek başına yapmıştır. Saygım yargı mensuplarımızı bu pis oyununa alet etmemiştir.
Bu Küçük denen gazeteci, yıllar önce tahliye olan onlarca gazetecinin de dosyasına taraf olmuştu. Gazetecileri tahliye eden Mahkeme Heyeti’nin sosyal paylaşım sitesinden “FETÖ’cü” ilan etmişti! Sonrasını anlatmama gerek yok sanırım. Cem Küçük’ün hemen ardından seremoniye, dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve bugün muhalif ekranlarda gazetecilik yapan bazı dostları da dahil olmuştu! Daha Mahkemenin kararı yazılmadan gazeteciler, cezaevinden çıkmadan apar topar yeniden gözaltına alınmıştı. Verdikleri kararlarla tarihe not düşen heyet üyeleri de, gece yarısı kararıyla önce açığa alınmış, ardından fizana sürülmüştü. İşte bu adaletsizliğin mimarıydı Cem Küçük. Küçük tek başına mide bulandırmıyordu. Belli ki birileri adına çalışıyordu. Hatta buradan yıllar içinde hatırı sayılır bir gelir elde etmişti. İşte Küçük denen gazeteci buydu! Dışarıdan baksan gazeteci… İçeriden baktığındaysa, şantaj yapan bir muhteristi ne yazık ki.
Bir dönem o kadar güçlüydü ki, herkes Cem Küçük isminden korkardı.
Onun sosyal medya paylaşımında yer almaktan, ya da ekranlarda ismini zikretmesinden çekinirdi elalem.
Küçük de o kadar muktedir ki, kimseden çekinmezdi.
Ağzını yaya yaya millete ahlak ve edep dersi vermeye çalışırdı.
Ancak günün birinde, adaletin onu da paçasından tutacağından habersizce…
Bir gün Türkiye’nin tanınmış gazetecisi Fatih Altaylı önce gözaltına alınıp, ardından tutuklandığında, ‘Gazeteci müsveddesi gözaltına alındı’, tutuklandığında ise ‘Müsvedde tutuklandı’ diye yazmıştı.
İşte bu kadar şirazeden çıkmıştı Cem Küçük…
“SAVAŞ ÖLÜNCE DEĞİL, DÜŞMANINA BENZEYİNCE KAYBEDİLİR”
Aliya İzzetbegoviç’in yıllar önce söylediği gibi; ‘Savaş ölünce değil, düşmanına benzeyince kaybedilirdi.
Ben ve benim gibi olanlar, asla Cem Küçük’ü düşman olarak görmedik.
Ona karşı hissettiğim şey düşmanlık değildi.
Belki biraz iğrenme, belki de tiksinmeydi.
Evimin çevresinde gördüğüm bir hamamböceğine karşı duyduğunuz his gibiydi. ,
Bana göre o ve onun gibi olanlar asla “Gazeteci değildi.”
Cem Küçük, Rasim Ozan Kütahyalı ve Tahir Sarıkaya gibi isimler, gazeteciliği, zengin olmak ve güç kazanmak için kullanan kişilerdi.
Bunların tek dertleri vardı; lüks yaşamak ve para kazanmaktı.
Evet, onlara bu fırsatı verenler, istediklerini verdiler.
Ama onların ellerinden ahlaklarını ve erdemlerini aldılar.
Benim ahlak anlayışıma göre; düşeni bir tekme daha vurulmaz.
Ben kendilerine üzülmüyorum…
Ama arkalarında bıraktıkları gözü yaşlı aileleri için üzüntü duyuyorum.
Umarım, tutuklulukta geçirdikleri sürede biraz olsun ders çıkarmışlardır.
Çünkü masum birine taş atmak ve hedef göstermek, ahlak anlayışı olmayanların davranışıdır.
Bize düşen de onlar gibi olmamak olmalıdır.
Aksi durumda Cem Küçük’ten ve ROK’tan hiçbir farkımız kalmaz.
Öyle değil mi?
Çünkü bugün bir insanı milyonların önünde suçlamak, yalnızca bir cümle kurmak değil.
O kişinin itibarına da dokunmaktır ayrıca.
İş ilişkilerine dokunmaktır.
Ailesine dokunmaktır.
Hayatına dokunmaktır.
Şimdi sıra zor sorularda…
KÜÇÜK’E BİLGİLERİ KİM SIZDIRIYORDU?
Cem Küçük’ün tutuklanmasının ardından kamuoyunun sorması gereken soruların başında şu geliyor: Televizyon ekranlarında yıllardır yürütülen bu hedef gösterme düzeninin arkasında nasıl bir ilişki ağı vardı?
Küçük’ün ve aynı soruşturma kapsamında tutuklandığı belirtilen TV programcısı Tahir Sarıkaya’nın mali hareketlerine ilişkin kamuoyuna yansıyan iddialar da bu nedenle son derece ciddi biçimde araştırılmalı değil mi?
Bu nedenle bütün bu iddiaların belge, mali inceleme ve yargı süreci üzerinden ortaya konulması gerekiyor.
İşte Cem Küçük, ROK ve Tahir Sarıkaya’nın dosyaları bu nedenle yalnızca basit bir soruşturma dosyası olarak değerlendiremeyiz.
Bu dosyalar, Türkiye’de medya gücünün nasıl kullanıldığına ilişkin daha büyük bir hesaplaşmanın kapısını aralamalı.
Cem Küçük’ün yıllarca ekranlarda başkalarına yönelttiği sert sorular şimdi kendisine yöneltilmeli değil mi?
Kimlerle görüştün?
Kimlerle finansal ilişkilerin var?
Yayınları ile ekonomik ilişkileri arasında herhangi bir bağ var mıy?
Hakkında konuştuğu kişilerle ilgili hangi kaynaklardan bilgi aldın?
Bu bilgiler karşılığında herhangi bir menfaat sağlandı mı?
Sağlandıysa bunun hukuki ve etik niteliği neydi?
Ve eğer bütün bunların hiçbir gerçekliği yoksa, kamuoyuna yansıyan mali hareketlerin gerçek mahiyeti nedir?
Ne yazık ki, mesele sadece Cem Küçük’ten ibaret değil!
Adli makamlar, Cem Küçük ile irtibatlı bütün ahtapotun bütün kollarını deşifre etmeli.
Bu sayede hem yargı rahat bir nefes alacak…
Hem gazetecilik kisvesi altında güç devşirenler de birer birer tasfiye olacak.
Aksi durumda bu sorunun üstesinden hiçbir zaman gelemeyiz.
En önemlisi de umarım, benzer gazeteciler de Küçük ve ROK maruz kaldığı durumdan en kısa sürede ders alırlar.























