(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Japonya’da Kosen mezunları için her öğrenciye onlarca iş fırsatı düşüyor. Türkiye’de ise gençler çoğu zaman mezuniyetin ardından deneyim kazanabilecekleri bir iş arıyor. İki ülke arasındaki fark, yalnızca eğitim sisteminde değil, eğitim ile iş dünyasının nasıl buluşturulduğunda ortaya çıkıyor.
Japonya’nın teknik kolejleri Kosen’ler, ülkedeki nitelikli iş gücü yarışının merkezine yerleşmiş durumda. Öğrencilerin yaklaşık 15 yaşında kabul edildiği ve beş yıl boyunca mühendislik ile teknik alanlarda uygulamalı eğitim aldığı sistemde, mezunlar için iş ilanı/aday oranı yaklaşık 30’a kadar çıkabiliyor. Yani bir Kosen öğrencisi mezun olduğunda karşısında çok sayıda iş seçeneği bulunuyor.
Bu tablo yalnızca Kosen eğitiminden kaynaklanmıyor. Japonya’nın yaşlanan nüfusu ve azalan genç nüfusu şirketleri giderek daha kıt hâle gelen nitelikli çalışanlar için rekabete zorluyor. Ancak Japonya’nın asıl dikkat çekici tarafı, şirketlerin öğrencilerle mezuniyetten sonra değil, eğitim sürecinde ilişki kurması.
Kosen öğrencileri stajlar, fabrika ziyaretleri, projeler ve şirket etkinlikleri aracılığıyla daha okuldayken iş dünyasıyla tanışıyor. Şirketler de öğrencilerin yeteneklerini mezuniyet öncesinde görme fırsatı buluyor. Böylece okul ile iş hayatı arasında keskin bir geçiş yaşanmıyor.
Türkiye’de ise çoğu genç için süreç farklı işliyor. Üniversite eğitiminin ardından iş arama dönemi başlıyor. Şirketler deneyimli çalışan ararken gençler deneyim kazanabilecekleri ilk fırsatı bulmakta zorlanıyor. Staj imkânlarının da çoğu zaman öğrencinin çevresine ve yaşadığı bölgeye bağlı olması bu kopukluğu daha da büyütüyor.
Bu nedenle Kosen modelinin Türkiye açısından en önemli mesajı yeni bir okul türü oluşturmak değil, mevcut kurumları birbirine bağlamak. Türkiye’nin meslek liseleri, üniversiteleri, organize sanayi bölgeleri, teknoparkları ve şirketleri zaten var. Eksik olan, bu yapıların öğrencinin geleceğini birlikte planlayacağı ortak bir sistem içinde buluşması.
Bir meslek lisesi öğrencisinin daha eğitim sırasında fabrikayla tanışması, gerçek üretim süreçlerine katılması ve mezun olmadan önce şirketlerle bağlantı kurması, eğitim ile istihdam arasındaki boşluğu önemli ölçüde azaltabilir. Aynı zamanda şirketler de ihtiyaç duydukları insan kaynağını son anda aramak yerine daha öğrenciyken yetiştirmeye başlayabilir.
Beyin göçü açısından da mesele yalnızca maaş değil. Gençler kendi yeteneklerini kullanabilecekleri, gelişebilecekleri ve geleceklerini görebilecekleri bir ortam arıyor. Bir gence ülkede kalmasını söylemekten daha etkili olan, ona burada gerçek bir kariyer yolu gösterebilmek.
Japonya’nın Kosen deneyiminin Türkiye’ye verdiği asıl ders bu. Türkiye’nin Japonya’daki sistemi aynen kopyalaması gerekmiyor. Asıl ihtiyaç, zaten sahip olduğu eğitim kurumlarını, sanayiyi ve yerel ekonomiyi aynı insan kaynağı sisteminin parçaları hâline getirmek. Çünkü genç nüfusa sahip olmak tek başına avantaj sağlamıyor. Asıl mesele, o gençlerin yeteneklerini ülkenin ekonomisiyle buluşturacak sistemi kurabilmek.






















