(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Enine boyuna tefsir edilmesi gereken bir tabir.
Ne olabilir?
Dışarda bıraktıklarından yola çıkalım.
“Anlaşma” değil, “mutabakat” değil, kâğıda dökülmüş, ama imza altına alınmış bir metin de değil. Tarafların iştirak ettiği ve karşılıklı taahhütleri muğlak da olsa ifade eden bir uzlaşma metni olabilir mi? Muhataplarınıza veya taraflara beyan edilmiş bir irade beyanı. Karşı taraftan cevap bekleniyor mu?
Pek öyle görünmüyor.
Bir “ortak görüş” veya “bakış açısı”. Somut konu hakkında derli toplu bir şekilde bulunduğunuz, durduğunuz yeri veya takındığınız tutumu ifade eden bir niyet izharı olması mümkün mü? Belki taktik adımları da içeren bir strateji belgesi.
Bende bıraktığı izlenim oldukça esnek. Farklı bölümleri, başlıkları olan sorunlar yumağını tek tek çözen, politik kararlardan, muhtemel sapmaları kontrol altına alan çareleri-çözümleri barındıran ama en önemlisi bu esnek planı uygulamakla görevli birimler ve aktörler arasında koordinasyonu ve senkronizasyonu sağlaması için madde madde, hatta başlıklar halinde bir metne dökülen strateji belgesi söz konusu olmalı. Gizli-saklı veya “hizmete özel” değil. Bütün taraflara açık bir politik tutum ve yol haritası gibi.
BAHÇELİ’NİN KONUŞMASINDAKİ ‘ANKARA VİZYONU’
“Ankara Vizyonu” tabiri, tam da bu farklı literal anlamlara uygun bir şekilde Bahçeli’nin bu haftaki grup konuşmasında yer aldı. Bu vizyona bağlı “tutum ve tavır takınmak” gerektiğini vurgularken, Türk Devleti’nin zaten bunu yaptığını söylüyor. Başka bir anlama gelemeyecek kadar açıkça somut bir referans metninden bahsediyor.
Adı: “Ankara Vizyonu”.
Çok önemli, çünkü bu tabir farkedildikten ve tartışmaya açıldıktan sonra önümüzdeki çok uzun bir dönem boyunca dönüp dönüp referans olarak kullanılacak, hatırlatılacak, açık göndermelere konu edilecek.
Demek elimizde bir vizyon belgesi var. Yazılı mı? Olabilir.
Peki bu belge neleri barındırıyor?
Federal Suriye:
Bahçeli’nin konuşma metnini dikkatle incelerseniz, böyle bir vizyonun önemli unsurlarını yakalayabilirsiniz.
Meselâ Cezire’deki (Kuzey-Doğu Suriye) Kürt bölgesinin, Tel Rıfat ve Münbiç tıraşlandıktan sonra Federal Suriye’nin bir parçası olarak kalacağı anlaşılıyor. Böyle metinlerde olanların yanında olmayanlara da bakılması gerekir. Kürt bölgesinin tanınmaması diye bir kayıtlama yok.
Esad, dolaylı olarak Şam yönetimi ısrarla muhatap kabul ediliyor. Ülkenin tamamı için bir anayasal düzen öneriliyor. “Bu ülkenin demokrasi sınırları içinde anayasal sisteme geçmesi şarttır” cümlesi, kuvvetler ayrılığı ve denge fren mekanizmaları için söylenmez. Sorun etnik-dinî çatışmalar olduğuna göre, anayasal çözüm de federal yapıdır. Telaffuz edilmiyor ama, Suriye için anayasal olarak üçlü bir federal yapı tasavvuru yer alıyor.
İdris-i Bitlisî
“Ankara Vizyonu”, Suriye’de 13 yıldır kesintisiz devam eden iç savaşı sona erdiren kalıcı bir statüko öngörüyor. Elbette bu vizyonun asıl ağırlığı, Türkiye’nin kadim terör sorununa dair. Terör sorununu çözmek için Kürtlerle tatminkâr bir uzlaşma arayışı var. Eldeki en etkili koz ise Abdullah Öcalan.
Türk Devleti, Suriye’deki üçlü federatif yapının hamisi veya garantörü olunca ABD himayesindeki Kürt bölgesinin kefaleti bu şekilde Türkiye’ye geçmiş olacak. Bu formül, Kürt sorununun da ağır bir müeyyideye bağlanmış kalıcı çözümü demek. Bunun için Devletin elinin altındaki koz, yani Öcalan devreye girecek.
Öcalan’ın akibeti konusunda magazin boyutunu geçemeyen ilgiyi boşverin. 1514’tekine benzer, bu sefer mecazî anlamının ötesinde somut anlam kazanan “etle tırnak” evresine geçiyoruz. Devletin akıl hazinesi tarihidir. Elimizde İdris-i Bitlisî örneği var.
Kürtler İdris-i Bitlisî’yi pek sevmezler. Bence yeniden okumalı ve yorumlamalılar. İdris-i Bitlisî Kürtlerin en büyük isimlerinden biri ve Öcalan şimdi, onunkine benzer bir rol üstlenecek.
Ankara Vizyonu bu konuda ne diyor?
Henüz işaret yok; ama Türkiye 22 Ekim’den beri bu yolda ilerliyor.
























