(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Türkiye adeta bir gündemler ülkesi. Her gün kesinlikle polemik yapılacak bir konu bulunuyor. Bundan dolayı Türkiye’de yaşayan insanları çok şanslı buluyorum! Ne de olsa, kadınlar gün yaparken, kıraathanelerde taş döşenirken, en kötüsü uzun yolculuklarda insanlara muhabbet edecek mevzular çıkıyor. Benim yaşadığım ülkede öyle mi? Allah aşkına, insanlar sabahtan akşama kadar çiçek böcek konularını konuşuyorlar! Kimi zaman da konu bulamadıklarında iklim değişikliği, buzulların erimesi ve doğal tarım gibi eften püften konurlar kafalarını meşgul ediyorlar. Ne kadar sıkıcı olduğunu artık siz anlayın. Ayrıca bu ülkede yaşayanlar, siyasilerin isimlerini, bakanlarını ve başbakanlarını da çok merak etmezler. Diyorum ya… Avrupa insanı gerçekten çok sıkıcı! İnsan bazen kollarından tutup, Türkiye’ye getiresi geliyor. Buraya gelsinler de, gündem başlarını bir döndürsün. Türkiye’deki özellikle bir haftalık siyasi meseleler, buradaki insanlara bir ömür yeter de artar. Aslında zekat olarak verilse, fena olmaz yani!
Bu kadar geyik yeter de artar… Meselemiz çok ciddi. Hem de çok… Malum Türkiye’de geçen hafta LYS sınav sonuçları açıklandı. Ancak,719 öğrencinin 500 tam puan alması ve sınav sorularının sızdırıldığı iddiaları bir anda bütün öğrenci ve velilerin dengesini bozdu. Bir yıllık verilen emeğin, birkaç kişi tarafından heba edildiği iddiası başlı başına bir skandal. En azından iktidar kanadından yumuşak ve toplumun kafasındaki soru işaretlerini giderici bir yaklaşım beklerdim. En azından bir iddia ve şaibe varsa, mutlaka araştırılması gerekir haliyle.
Ne var ki, iktidarın siyasileri yine toplumu şaşırtmadı. Olayın ciddiyeti kamuoyunda giderek artarken, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in bu iddialara karşı gösterdiği tepki, bir bakanın sahip olması gereken sorumluluk bilinciyle çelişti maalesef. Tekin, sınava giren çocukların ve ailelerinin gazını almak durumundaydı. Bunu yapması gerekirken, muhalefet parti mensuplarına ve iddiayı dile getirenlere ağır hakaretlerde bulundu. Hem de dili bir bıçak kadar keskindi. Sadece muhalefeti yaralamadı, kendi partisine mensup velileri de rencide etti. Keşke bu açıklama kısmına Bakan Yusuf Tekin hiç dahil olmasaydı. Çünkü Ak Parti içinde, demagoji yeteneği güçlü ve halk üzerinde güven telkin eden çok güçlü siyasiler var. Onlar da nedendir bilinmez, topa hiç girmedi. Belki de bu süreçten zarar görmek istemediler.
ADEM YILDIRIM, BELGESİNİ ORTAYA KOYMALI
Bakan Tekin, yalnız derken topa, AK Parti İstanbul Milletvekili Adem Yıldırım girdi. Keşke Yıldırım hiç basın açıklaması yapmasaydı. Ne mi yaptı? Bir çuval inciri berbat etti. Aslında Yıldırım, beyefendi bir kişiliğe sahip. Daha da ötesi bir İstanbul beyefendisiydi. Siyasete girdikten sonra onun da dili bir zehirledi sanki. AK Parti milletvekili, yaptığı basın açıklamasında, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemi olan CHP dönemine ilişkin, “Köylülere ‘Paranız yoksa karınızı satın, okul yapın’ diyen CHP zihniyeti bugün Yusuf Tekin’e laf söyleyemez” ifadelerini kullandı. O zaman İstanbul Milletvekili Adem Yıldırım’a hodri meydan diyorum. Cumhuriyetin kurucu iradesinin dile getirdiğiniz iddialara yönelik bir tane belgesini ortaya koyunuz. Şayet elinizde bir tane belge ve açıklama yoksa, lütfen Meclis çatısı altında siyaset yapmayın. Şunu ifade edeyim ki, ne Gazi Mustafa Kemal’in ne de İsmet İnönü’nün ya da bir başkasının, ağzından çıkan böyle bir beyan asla olmamıştır. Ne yazık ki, Yıldırım, bir gün sonra özür dilemiş olsa da, siyasi geleceği açısından ciddi bir zarar gördüğünü belirtmem gerekir.
YÜZLERCE ÖĞRENCİNİN TAM PUAN ALMASI MÜMKÜN DEĞİL
Sınavla ilgili şaibe iddialarına yeniden dönelim. Özellikle bir sınavda, 500 tam puan alan öğrenci sayısının yüzlerle ifade edilmesi, eğitimde başarı mı yoksa sistematik bir skandal mı yaşandığını sorgulatıyor haliyle. Çünkü bu sınava yüzbinlerle ifade edilen öğrenci kardeşlerimiz, emek veriyor, gece gündüz çalışıyor ve başarıya ulaşmak için gayret gösteriyor. Ancak aynı sınavda yüzlerce öğrencinin tam puan alması istatistiksel olarak olağan dışı bir durumu işaret ediyor. Hele ki bunun üzerine bir de sınav sorularının sızdırıldığı yönünde ciddi iddialar varsa, artık mesele bireysel başarıdan çok, sistemin şeffaflığı ve adaleti haline gelir.
Bu iddialara en net açıklamayı Bakan Yusuf Tekin vermeliydi. Ancak Sayın Tekin, bu iddialara yönelik açıklamalarında çoğu zaman eleştirileri “siyasi saldırılar” olarak nitelendirmeyi tercih etti. Halbuki ortada siyasetin çok ötesine geçen bir mesele vardı. Gençlerimiz geleceği burada saklıydı. Şayet bir sınavda adil rekabet koşulları sağlanamıyorsa, öğrencilerin motivasyonu, ailelerin güveni ve toplumun adalet inancı derin yaralar alır. Bakan’ın asli görevi, bu tür iddiaları ciddiye almak, araştırmak ve kamuoyunu ikna edici şekilde bilgilendirmekti. Ancak Bakan Tekin, iddiaları gündeme getirenleri küçümseyen, kamuoyunu azarlayan bir üslup benimsemeyi yeğledi. İşte o zaman kamuoyunun kafasında şaibe iddiaları güçlendi. Şayet Bakan ve iktidar kanadı, bunu bir baskı unsuru değil de, araştırılması gereken somut bir durum olarak el alsaydı, hem kafalardaki soru işaretleri giderilecekti hem de kuruma duyulan güven daha da artacaktı.
KÖKLÜ BİR SORGULAMAYA İHTİYAÇ VAR
Demokrasinin hakim kılındığı ülkelerde, Türkiye’nin aksine, böyle bir alanda en küçük bir şaibe bile köklü bir sorgulamayı zorunlu kılardı. Fakat Türkiye’de sınav sistemine yönelik eleştiriler çoğu zaman bastırılıyor ya da dikkate alınmıyor. Öte yandan eleştirileri dile getiren eğitimciler ya da veliler de siyasi etiketlerle yaftalanıyor. Üzülerek beyan etmem gerekir ki, bu tavır, kurumsal güvenin altını oyuyor. Eğitim sistemine güven kalmadığında, bireyler alternatif yollar aramaya başlar. Dolayısıyla burada yapılması gereken şey, eleştirileri bastırmak değildi. Onları dinlemek ve gerekli reform adımlarını atmaktı. Son olarak şunu belirtmem gerekiyor. Bakan Yusuf Tekin, kamuoyunun endişesini küçümseyerek değil, şeffaflıkla karşılamalıydı. Yüz binlerce gencin kaderini belirleyen bir sınavın meşruiyeti sorgulanıyorsa, ilk yapılması gereken bağımsız bir soruşturmadır tabii ki. Bu mesele, basit bir “başarı hikâyesi” anlatısıyla geçiştirilemeyecek kadar ciddi, politik savunmalarla örtülemeyecek kadar hassas olduğunun altını çizmem gerekiyor. Umarım Bakan Tekin, daha fazla geç kalmadan kapsamlı bir soruşturmaya izin vermelidir. Bu şaibe iddiası, birkaç bürokratın görevden alınması ve bütün yükün birkaç memurun sırtına yıkılmayacak kadar ciddidir.





















