(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Çetin Altan ‘Bugün canım yazı yazmak istemiyor’ diye yazmış ülke 27 Mayıs darbesine doğru hızla giderken. Altan’ın sıkıntısı ‘yazı üretmenin’ zorluğundan değil. Yazdıklarının okuyucuda gerekli etkiyi göstermemiş olmasından kaynaklı. ‘Yazıyorum ama boşuna yazıyorum… Kim okuyor ki…’ psikolojisi her yazarın semtine uğrar.
Oğuz Atay okuyucusunu arar. ‘Korkuyu Beklerken’ kitabının son satırlarında okuruna seslenir; ‘Gene de ona yazmak, hep onun için yazmak, ona durmadan anlatmak, nerede olduğumu bildirmek istiyorum. Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?’ Yazarın kıymeti öldükten sonra anlaşılır. Okuyucusunun ‘Ben buradayım’ sesini duyamadan son nefesini verir.
Gün olur usta hikayeci Sait Faik yazmayı bırakır. Kimbilir nedendir elinden kalemin düşmesi? Ada’da dolaşırken ‘yazma tutkusu’ depreşir; ‘Söz vermiştim kendi kendime; Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; Hırs, hiddet neme gerekti. Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum, öptüm. Yazmasam deli olacaktım.’
Abasıyanık pek de akıllı sayılmaz ya… Belli ki yazmak bir nebze de olsa ilaç gibi geliyor ruhuna. Cahit Zarifoğlu da ‘Yazmak acılarımı azaltıyor’ der. Yazmak konuşmak gibidir. Okuyucuyla dertleşirsin, içini döker rahatlarsın. Zarifoğlu’nunki de o hesap.
Karmaşık duygular içindeyim. Sonbaharın bütün kasveti çöktü ruhuma. Oysa ne severdim baharın sonunu. Zor zamanlarımda ‘Artık solan bu bahçede bülbüllere yer yok’ şarkısı eşliğinde sarı yapraklar üzerinde yürümeyi hayal eder, rahatlardım. Mevsim sonbahar olur, bülbüller susar. Göçmen kuşlar katar katar uzak diyarlara doğru yola çıkar.
Evet, son kuşlar da gittiler. Arkalarına bakmadan. Kartallar için söylenir ama asıl turnalar yüksekten uçar. Turnanın avazı çektiği acıdandır. Masalların, şiirlerin, türkülerin kuşu kartal değil turnadır. Turna bir kuştan ötesidir. Turnalar geçmez oldu göğümden. Kervan göçtü, kaldık dağlar başında.
Yazı yazmak gelmiyor benim de içimden. Konu sıkıntısından değil. Bu topraklarda gündem bolluğundan ne var. Sosyal medya ‘son dakika’ haberleriyle dolu. CHP Lideri Özgür Özel, Edirne Hapishanesinde Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etmiş. Geciken bir ziyaret. Adalet gibi. Geç gelen adaletin kime faydası var ki…
Ülkenin nabzı hapishanelerde atıyor. Hapishaneler hiç bu kadar siyasi ve fikir suçlularına mekanlık yapmamıştı. En güzel filmler hapishane üzerine. Şarkılar türküler de öyle. Sebahattin Ali’nin ‘geçmeyen günler’ hapishanede yazılmış. Ali, o geçmeyen günleri yata yata bitirmiş. Yol gide gide biterse mahpusluk da yata yata biter.
‘Haysiyetini ve onurunu’ satmadığı için hapis yatan Malcolm X ‘Hastaneler ve hapishaneler üniversite gibidir. İnsana çok şey öğretir’ der. Kurtuluşunu, İslam’la tanışmasını zindana borçlu. Mahpusluğun nelere gebe olduğunu kestirmek zor. Ah, içimi cız eden ‘hastane’ kelimesi geldi çattı.
Daha fazla para kazanmak için bebekleri öldürmekten çekinmeyen çetenin haberleri manşetlerde. Ortaya saçılan telefon konuşmalarını okuyunca dağılıyor insan. Anadolu coğrafyasında bu kadar acımasız, paragöz insanlar ne ara türedi? Hangi iklim bu insanları üretti? Muhafazakârlığın, dinin, dindarlığın iktidar ve yürürlükte olduğu zaman diliminde böyle bir çete nasıl toprağa düştü, yeşerip boy verdi?
Galiba söz bittiği, kifayetsiz kalan kelimelerin anlamını yitirdiği ve cümlelerin boşluğa düştüğü için yazmak gelmedi içimden. Yoksa tıkandığımdan falan değil. Aksine gürül gürül akmak istiyorum. ‘Yatağına kırgın ırmaklar’ gibi… ‘Gebertin bebeği…’ cümlesini nasıl izah edersin? Kaç bebek çetenin kurbanı oldu? En az 20 mi? Ya soruşturma kapsamına girmeyenler? Şifa kaynağı, dertlere derman mekanı hastane, cinayet mahalli olabilir mi? İnsanlık ölüyor azizim. Çürüyen toplumun akıbeti fenadır. Çürümenin kokusu her yerde. Batan gemide miyiz ne?
Yazarınız bilgisayarın başına sıkıntılı oturdu. İçinden yazmak gelmedi. Yukarıdaki satırlar kendiliğinden aktı… Ve Ruh kurtuldu.






















