(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
İki üç hafta oldu, İstanbul’da bir aile yaşamını yitirdi. Önce kumpir, midye gibi gıdalardan şüphelenildi. İkisi çocuk, anne ve babadan oluşan 4 kişilik ‘Böcek ailesi’ kaldıkları otelde fenalaştı. Önce küçükler hayatını kaybetti sonra ebeveynler… Otopsi için ‘Adli Tıp’ devreye girdi. Kısa sürede raporunu hazırladı ve ‘ölüm nedenini’ belirledi. Fail ‘böcek ilacıydı’. Otel hiçbir önlem alınmadan gelişi güzel ilaçlanmıştı.
O günden beri düşünüyorum ‘Böcek ailesinin, böcek ilacından ölmesi’ bir tesadüf olabilir mi? Nedir bu? Kaderin cilvesi mi? İsmin bir bedeli mi? Hani, ‘isim kaderdir’ denir ya bu olay bu kapsamda yorumlanabilir mi? Biliyorum çok tuhaf bir soru… Fakat bir türlü zihnimden söküp atamıyorum. Kafamın içinde soru işaretleri dönüp duruyor. ‘Böcek ailesi böcek ilacından öldü’ cümlesi sadece bana mı garip çağrışımlar yaptırdı?
Derken bir başka isim manşetlere çıktı. Güllü diye bilinen şarkıcının balkondan düşmesi soru işaretiydi. Bir kaza mıydı, yoksa kızı mı itmişti? ‘Kaza süsü verilmiş bir cinayet’ şüphesi beyinleri kemiriyordu. Savcılık soruşturmayı derinleştirdi. Ailesinin ifadesi alındı. Hepsi de serbest bırakıldı. Ama dosya kapanmadı. Yargı yakın takipteydi. Hiçbir ayrıntı atlanmadı. Ve kızı arkadaşıyla birlike yurtdışına kaçarken yakalandı.
Annesini balkondan iterek öldürdüğü gerekçesiyle tutuklandı. Bir ‘itiraf’ da geldiği ileri sürüldü. Kızın arkadaşı gerçeği kabul etmek zorunda kaldı. Bir annenin kızı tarafından öldürülmesi trajik bir durum… Tanınan bir sanatçı olduğu için kamuoyunun da dikkatini çekti. Ama benim zihnimi kurcalayan olayın bir başka boyutu… Yine isim… Yine kader mi? Nasıl yani mi? Kızın adı ne biliyor musunuz? Siz fark ettiniz mi bilmiyorum fakat benim dikkatimi çekti ve bir sürü soru işaretleri üşüştü.

Güllü kızına ‘Tuğyan’ adını koymuştu. Olumsuz bir isim… Arapça kökenli ve olumsuz anlama sahip… Acaba fonetiği mi hoşuna gitmişti? Yine de manasını neden görmezden geldi? “Çocuklarınıza güzel ve anlamlı isimler koyunuz…” uyarısını hiç duymadı mı? Tuğyan Kuran’da da geçen bir kavram… Ne mi demek? ‘Azgınlık, yoldan çıkma, aşırılık sapkınlık, dinden çıkma, zulüm ve zorbalık…’ gibi geniş anlam yelpazesi var. Tuğyan söylene söylene bir kadere ve karaktere mi dönüştü? Haklı bir soru değil mi?
Bir insan bile isteye kastı mahsusayla annesinin katili olabilir mi? Toplumsal yozlaşmanın ve çürümenin farkındayız elbette. İsmin de bir rolü oldu mu? Şurası kesin, Tuğyan günün sonunda ‘tuğyanlığını’ yaptı. Adı, kaderi ve karakteri oldu. Ne yargı ne hukuk olayın bu boyutuyla ilgilenmez. İsmin ağırlığı ve bedeli haberlere de yansımadı. Ama bende fena halde ‘takıntıya’ dönüştü. Ve bugün sizinle düşüncelerimi paylaşmak istedim. Soru işaretlerini zihninize düşürmek istedim.
Öteden beri karşıma çıkan soyadlarının hikayelerini büyük merak ve hayretle okudum. Kanun 1934 yılında çıktı. Lakap, ünvan yasaklandı, soyadı ‘zorunlu’ hale geldi. Kimi kendisi belirledi, kimi muhtarların veya nüfus memurlarının insafına kaldı. Ortaya birbirinden ilginç tuhaf ve garip soyadları çıktı. Yazıya otururken bu konuda yazılmış bir kitap olduğunu öğrendim. Prof. Emine Gürsoy Naskali bir akademisyen titizliğiyle çalışmış ve hikayeleri derlemiş… 600’ya yakın soy ismin hikayesi… Okunmaya değer. Genel kültüre katkı yapacağı kesin.

Süleyman Demirel’in ilk soyadının ‘Dolaksızoğlu’ olduğunu duyduğumda çok şaşırmıştım. Sonra aile ‘Gündoğdu’ diye değiştirmiş. Ve son olarak ‘Demirel’de karar kılmış. Refik Halit’in ‘Karay’ soyadını hikayesini tebessüm ederek dinlemiştim. Biraz ahlakı zorlayan bu iddia doğru muydu? ‘Evet’ diyeni de gördüm, ‘Alakası yok’ diye yazana da rastladım. Karay’ı tersinden okuyacaksınız… Neden tersinden bir isim olsun ki…? Refik Halit’in 150’liklerden olduğunu hatırlatmak isterim. En güzel ‘memleket hikayelerini’ yazan Refik Halit yurtdışına sürgüne gönderilenlerden… ‘Gurbet Hikayeleri’ de olağanüstü…
İddia o ki; Mustafa Kemal, Refik Halit Karay ile anlaşamazdı. Refik Bey de Mustafa Kemal’i sevmezdi. Hep kendisine muhalifti. Soyadı kanununa müteakip Gazi Paşa, Refik Bey’e “Karay” soyadını vermiş ve kendisine; ‘hayatın boyunca bana hep ters gittin, sana soyadını da tersten veriyorum’ demiş. Ya da Refik Halit soyadı kanununa tepkisini göstermek için bu soyadını almış ve herkese tersinden okuyun diye takılmış… O kelimenin eski Türkçe’de bir anlamı da ‘silah’… Ki Azerbaycan ve Türkmenistan gibi ülkelerde hala bu manasıyla kullanılmakta…
Nazım Hikmet’in soyadı niye ‘Ran’…? Bilinen bir anlamı yok. Yine bir terslik söz konusu mu? Komünist olduğu için ‘kızıl veya kırmızı’ rengi çok sevdiği… Nar da içi ve dışıyla kızıl bir renge sahip meyve… Tersinden okuyup Ran kendisine soyadı olarak seçtiği iddiasını duymuştum. Ne kadar gerçekçi…? Ran soyadını sevgilisi Piraye’nin tercihi olduğu söylenir. Ve herhangi bir gerekçesi de yoktur. Piraye ‘nar iddiasını’ kabul etmez. Kendisine aktarıldığında “Allah Allah insanlar neler düşünüyor” diye şaşkınlığını dile getirdiği rivayet olunur.
Peki Halide Edip neden ‘Adıvar’ soyadını aldı? Nihal Atsız neden kendisine ‘Atsız’ dedi? Halide Edip soyadı kanununa tepki gösterenlerden… “Ben zaten meşhur biriyim adım sanım belli, gerek yok benim gibi birinin soyadı almasına” diye itiraz etmiş. Atatürk’ün uyarısı üzerine Halide Edip biraz da tepki olarak ‘Adıvar’ soyadını almış. Eşiyle Adnan’la birlikte… Milli Mücadelenin kahraman isimlerinden olan Halide Edib’in ilerleyen yıllarda Atatürk’le arası açıldı ve ülkeden ayrılmak zorunda kaldı.
Nihal Atsız “Soyadı kanunu yanlıştır. Çünkü Türklerde soyadı isimden sonra değil, önce gelir. Dilin yapısı da böyledir. İlle de Avrupalılara benzeyeceğiz diye soyadını sona almak, şuur altına işlenmiş bir aşağılık duygusunun mahsulüdür. Biz Avrupalı falan değiliz. Buz gibi Asyalıyız ve hepsinden üstün olarak da Türk’üz… Anladın mı monşer? Avrupalı olmak meziyet olmadığı gibi, Asyalı olmak da kusur değildir…” der. Ama kanun bu yürürlüğe girmiş. Zorunlu… Başka seçenek yok.
Babasıyla birlikte nüfus idaresine gider. Köyde lakapları ‘Çiftçioğludur’. ‘Oğlu’ kelimesi yasaktır. Babası “Madem öyle çiftçi olsun” der. O isim alınmıştır ve aynı köy ve beldede ikinci kişile verilemez. ‘Başına ‘öz’ koyun’ der ve memuru güçlükle ikna eder. Nihal’in ise düşüncesi farklıdır. Babasına uymaz. ‘Atsız’ der. Hikayeyi kendisi anlatır; Memur “Atsız’ı soyadı olarak alamazsınız” diye kestirip attı. “Neden?” “Tarihi isimdir!” Bilgin bir memura çatmıştık. Ne yapmalıydım? Ondan daha bilgin olduğumu ispat etmeliydim. Ettim de: “Tarihi olan, “d” ile yazılan Adsız’dır. Benimki “t” ile yazılıyor!” Benim bu bilgiçliğim karşısında memur habtoldu ve: “Ha!… O zaman olur” diye cevap verdi. Kardeşim, soyadını mensup olduğu askeri birlik yolu ile tescil ettirdi. Galiba o da son günlerde almıştı. Aklına “Sançar” gelmiş…”. Sonuçta baba ayrı iki çocuğu ayrı soyadı almak zorunda kalır.
AZİZİ’İN SOYADI NASIL “NESİN” OLDU?
Aziz neden ‘Nesin’…? Aklından ‘kral’ geçer. Kendi anlatımından öğrenelim mi; “1934 yılında Soyadı Kanunu çıktı, her Türk kendine bir soyadı alacaktı. Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri ‘eli açık’, dünyanın en korkakları ‘yürekli’, dünyanın en tembelleri ‘çalışkan’ gibi soyadları aldılar. Bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine ’Çevikel’ soyadının almıştı. Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan, özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılığı anlatan soyadlarını kapışıyorlardı. Her türlü yağmada hep sona kaldığım için güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime ‘nesin’ soyadını aldım. Herkes ‘nesin’ diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.”

Cahit Irgat ismini duymuş olmalısınız. Şair, tiyatro ve sinema sanatçısı…Edebiyatçı Mina Urgan’la evlilik yaptı. Aslında ailenin soyadı ‘Mutlu’dur. Fakat ‘kişi yalan söylememeli, soyadıyla bile…’ gerekçesiyle Mutlu olan soyismini ‘Irgat’ olarak değiştirir. İşçi, emekçi yapar. Mina’ya ‘Urgan’ soyadını önerense sürpriz bir isimdir; Necip Fazıl Kısakürek… Mina’nın arkadaşı olan Necip Fazıl’ “İçinde çok sevdiğim U harfi bulunan bir nesne adı almak istiyorum” der. Necip Fazıl da “Urgan”ı seç der. Mina ilk kez duyduğu kelime karşısında şaşkınlıkla “Urgan da ne demek?” diye sorar. Necip Fazıl da “Anadolu’da ipe urgan dendiğini” söyler ve kahkahalar atarak “Solculuğundan ötürü günün birinde nasıl olsa asılacağın için, bu soyadı sana ayrıca uygun” diye ekler.
‘Böcek’le başladık, ‘Tuğyan’la devam ettik, ‘Adıvar’ ve ‘Atsız’la gibi ilginç, ‘Karay ve Nesin’ gibi muzip soyadı hikayeleriyle yazıyı tamamladık. Espri bir yana ismi ve soyismi önemsemek, bir kadere ve karaktere dönüştüğünü dikkate alarak değiştirmeyi göze almak lazım. Ne dersiniz? Haksız mıyım?





















