(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Otoritenin Propaganda Gücü
İnsan kendisini kolay yönlendirilmeyen bir varlık olarak görmeyi sever.
Bağımsız düşündüğüne inanır.
İnanmadığı bir şeyi yapmayacağını düşünür.
Ama insan zihni her zaman böyle çalışmaz.
Bazen önce inanmayız.
Sadece uyarız.
Başımıza iş gelmesin diye susar, çevreye ayak uydurur, bazı davranışları tekrarlarız.
Sonra insan kendisine bir açıklama bulmak zorunda kalır.
Çünkü hiç inanmadığı bir şeyi uzun süre yapmış olmak rahatsız edicidir.
Ve bazen tam burada dönüşüm başlar.
Başlangıçta yalnızca uyduğumuz şeyi, bir süre sonra savunmaya başlarız.
Otoritenin asıl başarısı da budur:
İnsana istediğini yaptırmak değil, yaptırdığı şeyi zamanla onun kendi düşüncesiymiş gibi benimsetmek.
Beyaz Önlük Neden İşe Yarar?
Stanley Milgram’ın ünlü itaat deneyleri propaganda üzerine değildi.
Ama otoritenin insan davranışı üzerindeki gücünü çarpıcı biçimde gösterdi.
Denekler, bir araştırmacının yönlendirmesiyle başka bir insana elektrik şoku verdiklerini düşündükleri halde devam edebildiler.
Çünkü karşılarında yalnızca bir insan yoktu.
Bir laboratuvar, bir üniversite ve bilimsel otoriteyi temsil eden bir figür vardı.
İnsan yalnızca söylenen şeye bakmaz.
Kimin söylediğine de bakar.
Bir doktorun, profesörün, hâkimin ya da devlet görevlisinin sözü zihnimizde doğal olarak daha fazla ağırlık taşır.
Bunda yanlış bir taraf yoktur.
Hayat uzmanlığa güvenmeden sürdürülemez.
Sorun otoriteye güvenmek değildir.
Sorun, güvenin sorgulama hakkını ortadan kaldırdığı yerde başlar.
Zihin Kestirme Yollar Kullanır
Her bilgiyi sıfırdan değerlendiremeyiz.
Bu yüzden zihnimiz bazı kestirmelere başvurur:
“Uzman söylüyorsa muhtemelen doğrudur.”
“Çoğunluk böyle düşünüyorsa bir sebebi vardır.”
Bu mekanizma hayatı kolaylaştırır.
Ama aynı zamanda bizi yönlendirmeye açık hale getirir.
İnsan bazen mesajın içeriğini tartar, kanıta bakar, karşı görüşü dinler.
Bazen de sadece kaynağın güvenilir görünmesine bakar.
Propaganda ikinci yolu sever.
Çünkü düşünmeyi yasaklamak zorunda değildir.
İnsana yalnızca düşünmeye gerek olmadığı hissini vermesi yeterlidir.
Önce Davranış Değişir
Bir insanın inanmadığı biçimde uzun süre davranmak zorunda kaldığını düşünün.
Bazı şeyleri söylemiyor.
Bazı insanlardan uzak duruyor.
Bazı cümleleri tekrarlıyor.
Başlangıçta zihninde nettir:
“Ben aslında böyle düşünmüyorum.”
Ama zaman geçer.
Davranış sürer.
Ve insan kendisine sormaya başlar:
“Madem buna inanmıyorum, neden sürekli böyle davranıyorum?”
Leon Festinger’in bilişsel uyumsuzluk kuramı bu gerilime işaret eder.
Elbette herkes sonunda fikrini değiştirmez.
Bazısı rol yapar.
Bazısı öfkelenir.
Bazısı direnmeye başlar.
Ama bazen insan davranışını değiştiremiyorsa, davranışına bir gerekçe bulur.
Önce:
“Mecburum.”
Sonra:
“Belki o kadar da yanlış değil.”
Bir süre sonra:
“Belki gerçekten gerekli.”
Ve gün gelir:
“Zaten doğrusu buydu.”
Artık dışarıdaki otoritenin eskisi kadar konuşmasına gerek kalmaz.
Onun sesi içeriden gelmeye başlamıştır.
Sonra Mesele “Biz” Olur
İlk başta insan çoğu zaman yalnızca ceza görmekten veya dışlanmaktan kaçınır.
Ama zamanla çevresindeki grubun dilini kullanmaya başlayabilir.
“Biz böyle düşünürüz.”
“Bizim tarafta böyle konuşulmaz.”
İşte burada fikir, kimliğe dönüşür.
Bir düşünceyi tartışmak kolaydır.
Ama insan kendi kimliğini tartışmaya açmakta zorlanır.
Bu yüzden propaganda bir fikri kimlikle birleştirdiğinde çok daha güçlü hale gelir.
Artık o düşünceyi sorgulamak, kişinin gözünde kendi grubuna veya kendisine ihanet gibi hissedebilir.
İnsan Yalnız Kalmaktan da Korkar
Solomon Asch’in deneyleri, insanların açıkça yanlış bir görüşe bile çoğunlukla birlikte kalabilmek için uyabildiğini gösterdi.
Çünkü insan yalnızca yanılmaktan korkmaz.
Yalnız kalmaktan da korkar.
“Yetkililer böyle söylüyor.”
“Herkes zaten böyle düşünüyor.”
Bu iki cümle yan yana geldiğinde baskı büyür.
Bazen insan fikrini değiştirmez.
Sadece susar.
Ama herkes sustuğunda, gerçek çoğunluğun ne düşündüğü görünmez hale gelir.
İnsanlar birbirlerinin sessizliğini onay zannetmeye başlar.
Propaganda Artık Bağırmak Zorunda Değil
Propaganda deyince aklımıza hâlâ meydanlar, sloganlar ve kürsüler geliyor.
Oysa modern propaganda çok daha sessiz olabilir.
Bazen insanlara ne düşüneceklerini söylemek yerine, neyi göreceklerini belirler.
Bir haber günlerce gösterilir.
Bir başkası kaybolur.
Bir kişi sürekli “uzman” olarak karşınıza çıkar.
Başka biri daha konuşmadan güvenilmez ilan edilir.
Propaganda bazen yanlış bilgi vermek zorunda bile değildir.
Bazı şeyleri sürekli görünür, bazılarını sürekli görünmez kılması yeterlidir.
Jacques Ellul’ün dikkat çektiği gibi propaganda yalnızca mesaj üretmez.
Bir ortam yaratır.
O ortamda bazı fikirler normalleşir, bazıları tuhaflaşır.
Bugün otoritenin görünüşü de değişti.
Her otorite artık üniforma giymiyor.
Bazen milyonlarca takipçisi olan bir hesap, bazen bir fenomen uzman, bazen de algoritmanın sürekli önümüze çıkardığı aynı yüz otorite haline geliyor.
Zihnimizdeki eski refleks ise hâlâ çalışıyor:
“Bu kadar insan dinliyorsa herhalde bir bildiği vardır.”
Asıl Tehlike Nerede?
Propagandaya karşı korunmanın yolu her uzmana kuşkuyla bakmak değildir.
Her kuruma düşman olmak da değildir.
Asıl mesele otoriteyi yok etmek değil, sorgulanabilir tutmaktır.
Bu yüzden zaman zaman kendi düşüncelerimize de dışarıdan bakabilmemiz gerekir.
Bu fikre neden inanıyorum?
Ne zaman inanmaya başladım?
Karşı görüşü gerçekten dinledim mi?
Bu cümleyi aynı unvana sahip olmayan biri söyleseydi yine inanır mıydım?
Ve en rahatsız edici soru:
Ben böyle düşündüğüm için mi böyle davranıyorum, yoksa uzun zamandır böyle davrandığım için mi artık böyle düşünüyorum?
Çünkü özgür düşüncenin karşıtı yalnızca susturulmak değildir.
İnsan bazen konuşmaya devam eder.
Ama söylediği şeylerin ne kadarının gerçekten kendisine ait olduğunu artık bilmiyordur.
Önce itaat eder.
Sonra alışır.
Sonra kendisine bir gerekçe bulur.
Bir süre sonra inanır.
Ve sonunda başkasını da ikna etmeye başlar.
İşte o zaman propaganda yalnızca bir insanı değiştirmiş olmaz.
Kendisine yeni bir taşıyıcı bulmuş olur.
Kaynaklar
Asch, S. E. (1956). Studies of Independence and Conformity: A Minority of One Against a Unanimous Majority. Psychological Monographs.
Cialdini, R. B. (1984). Influence: The Psychology of Persuasion.
Ellul, J. (1965). Propaganda: The Formation of Men’s Attitudes.
Festinger, L. (1957). A Theory of Cognitive Dissonance.
Herman, E. S., & Chomsky, N. (1988). Manufacturing Consent: The Political Economy of the Mass Media.
Kelman, H. C. (1958). Compliance, identification, and internalization: Three processes of attitude change. Journal of Conflict Resolution, 2(1), 51–60.
Milgram, S. (1974). Obedience to Authority: An Experimental View.
Petty, R. E., & Cacioppo, J. T. (1986). Communication and Persuasion: Central and Peripheral Routes to Attitude Change.






















