(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Soğuk Savaş’ın bitişiyle birlikte nükleer tehditlerin azaldığına inanılıyordu. Ancak son zamanlarda dünya, yeniden tehlikeli bir döneme giriyor. ABD, Rusya ve Çin arasında giderek artan askeri rekabet, yeni bir nükleer silahlanma yarışının habercisi olarak görülüyor. Hem Vladimir Putin hem de Donald Trump son günlerde birbirinden çarpıcı açıklamalar ve adımlarla nükleer silahlanma alanında “yeni bir yarış” sinyali verdi.
ESKİ DENGE BOZULUYOR
Küresel güvenliği yıllarca ayakta tutan stratejik denge artık yerini belirsizliğe bırakıyor. ABD’nin Pasifik bölgesindeki askeri varlığını güçlendirmesi, Çin’in hipersonik füze denemeleri ve Rusya’nın nükleer başlık modernizasyonu, bu dengenin hızla çözülmesine yol açıyor. Bu tablo, 20. yüzyılın ikinci yarısındaki gibi açık bir nükleer caydırıcılık dönemine dönüşü andırıyor.
ANLAŞMALAR ASKIDA, GÜVENLİK ZEDELENİYOR
Washington ile Moskova arasında 1990’lardan beri yürürlükte olan birçok silah kontrol anlaşması ya askıya alındı ya da fiilen sona erdi. INF Anlaşması’nın çökmesiyle birlikte taraflar yeniden orta menzilli nükleer sistemler geliştirmeye başladı. START anlaşmasının geleceği ise belirsiz. Bu durum sadece iki süper gücü değil, küresel güvenlik mimarisini de doğrudan etkiliyor.
ÇİN FAKTÖRÜ: YENİ GÜÇ, YENİ TEHDİT
Bugün nükleer rekabetin en dikkat çekici aktörü Çin. Pekin yönetimi, savunma kapasitesini artırma gerekçesiyle füze üslerini genişletiyor ve donanmasını nükleer denizaltılarla güçlendiriyor. ABD istihbarat raporları, Çin’in 2030’a kadar 1.000’e yakın nükleer başlığa sahip olabileceğini öngörüyor. Bu tablo, Washington’un güvenlik stratejisinde Çin’i “öncelikli tehdit” olarak tanımlamasına yol açtı.
AVRUPA VE ASYA ENDİŞELİ
Nükleer caydırıcılığın yeniden gündeme gelmesi, müttefik ülkeler içinde kaygıları artırıyor. Avrupa’da Polonya ve Almanya gibi ülkelerin güvenlik tercihleri yeniden şekillenirken, Asya’da Japonya ve Güney Kore çevresinde “nükleer seçenek” tartışmaları yeniden alevleniyor. Bu tartışma, bölgesel istikrar açısından istenmeyen bir domino etkisi doğurabilir; zira daha fazla aktörün nükleer kapasite veya bağımsız güvenlik süreçleri peşine düşmesi, yerel gerilimleri küresel risklerle besleyebilir.
CAYDIRICILIK YERİNİ YARIŞA BIRAKIYOR
Mevcut eğilim “karşılıklı caydırıcılık” ilkesini zayıflatıyor. Her ülke güvenlik gerekçesiyle silahlanmaya yöneldikçe, zincirleme bir yarış başlıyor. Bu durumun en büyük tehlikesi ise yanlış bir hesaplama sonucu yaşanabilecek büyük bir nükleer kriz.
DİPLOMASİ YENİDEN GÜNDEMDE OLMALI
Mevcut siyasi atmosfer, silah kontrolü için elverişli bir ortam sunmuyor; fakat uzmanlar yine de diplomatik kanalların canlandırılmasını zorunlu görüyor. New START sonrası dönemde şeffaflık, doğrulama ve çok taraflı müzakere mekanizmalarının güçlendirilmesi; bölgesel güvenlik diyaloglarının yeniden açılması kritik görünüyor. Aksi takdirde, tırmanmanın normalleşmesi uzun vadede daha büyük ve kalıcı stratejik kırılmalara yol açabilir.





















