(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Rusya-Ukrayna savaşı, yalnızca cephedeki çatışmaların şiddeti üzerinden değil, savaşın Karadeniz’den Baltıklar’a ve Avrupa’nın hava sahasına taşan etkileri üzerinden de yeni bir aşamaya giriyor. Son günlerde yaşanan gelişmeler, birbirinden ayrı görünen üç başlığın aslında aynı stratejik denklem içerisinde birleştiğini gösteriyor: Rusya ile NATO arasındaki hava sahası gerilimi, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı jet motorlu dronları daha yoğun kullanması ve Karadeniz’deki saldırıların Rusya’nın tahıl ihracatını alternatif rotalara zorlaması.
23 Eylül’de Rusya’ya ait bir Mi-8 askeri helikopterinin Kaliningrad’dan Polonya hava sahasına kısa süreli girmesi bu açıdan dikkat çekici bir gelişme oldu. Polonya ordusuna göre helikopter sınırın yaklaşık 300 metre içerisine girdi ve 42 saniye boyunca Polonya hava sahasında kaldı. Polonya savaş uçaklarını havalandırırken karadaki hava savunma unsurları da alarma geçirildi. Polonya tarafı olayın Rusya’nın hava savunmasının hazırlık seviyesini test etmesi anlamına gelebileceğini açıkladı.
Bu olayın askeri açıdan en önemli tarafı, tek başına 42 saniyelik bir hava sahası ihlalinden çok, Rusya ile NATO arasındaki gerilimin zaten yüksek olduğu bir dönemde gerçekleşmiş olması. Ekli yayında da bu gelişme, Rusya’nın Polonya ve diğer Baltık ülkelerinin hava savunma kapasitesini ve NATO’nun vereceği tepkiyi yoklaması şeklinde yorumlanıyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, bunun bir yorum olduğudur; Rusya’nın helikopteri bilinçli olarak NATO’nun tepkisini ölçmek amacıyla gönderdiğine ilişkin kamuya açık kesin bir kanıt bulunmuyor.
Bununla birlikte son dönemde insansız hava araçları üzerinden yaşanan olaylar, söz konusu hava sahası geriliminin tekil bir hadise olmadığını gösteriyor. Polonya ve Baltık ülkeleri daha önce de Rusya’ya ait olduğu değerlendirilen dronlara karşı savaş uçaklarını kaldırmıştı. Bu nedenle helikopter olayı, NATO’nun doğu kanadında hava sahasının ne kadar hassas bir güvenlik alanına dönüştüğünü gösteren yeni bir örnek olarak değerlendirilebilir.
Savaşın Ukrayna cephesindeki diğer önemli değişimi ise Rusya’nın jet motorlu saldırı dronlarına ağırlık vermesi. Reuters’ın 22 Eylül tarihli haberine göre yeni nesil Rus dronları daha yüksek irtifada ve daha yüksek hızda uçabiliyor. Ukraynalı hava savunma personeli, eski Shahed tipi dronların aksine yeni jet motorlu modellerin omuzdan atılan hava savunma sistemleriyle vurulmasının çok daha zor olduğunu belirtiyor. Ukrayna tarafının verdiği rakamlara göre bu dronların önlenme oranı önceki modellerde yüzde 90’ın üzerindeyken yeni jet motorlu modellerde yaklaşık yüzde 60’a düşmüş durumda.
Bu değişim savaşın ekonomik boyutunu da ortaya koyuyor. Rusya açısından bu dronlar seyir füzelerinden daha ucuz bir saldırı aracı olmaya devam ederken, Ukrayna açısından her saldırıyı durdurmak için daha gelişmiş ve dolayısıyla daha pahalı önleme sistemlerine ihtiyaç duyuluyor. Böylece savaşta yalnızca füze ve drone sayıları değil, saldırı ile savunmanın maliyeti arasındaki fark da önem kazanıyor. Reuters’a göre Rusya ağustos ayında 2 bin 800’den fazla jet motorlu saldırı dronu kullandı; Ukrayna Başbakanı’nın açıklamasına göre eylülün ilk üç haftasında ise 2 bin 100 jet motorlu drone ve 136 füze fırlatıldı.
Bu gelişmelerin Karadeniz’deki karşılığı ise doğrudan ticaret ve gıda güvenliğine uzanıyor. Ukrayna’nın Rusya’nın Karadeniz’deki lojistik altyapısına ve gemilerine yönelik saldırıları, Moskova’yı tahıl ihracatında yeni güzergâhlar aramaya zorluyor. Reuters’ın 21 Eylül tarihli araştırmasına göre Rus şirketleri, Karadeniz’deki sevkiyatların aksaması üzerine Baltık Denizi’ndeki Ust-Luga ile Arktik bölgedeki Murmansk gibi limanlarda gübre, kömür ve diğer yükler için kullanılan terminalleri tahıl taşımacılığına uyarlamaya başladı.
Özellikle Murmansk seçeneği savaşın ne kadar farklı bir lojistik boyuta ulaştığını gösteriyor. Reuters’a göre Rusya’nın güneyinden demiryoluyla taşınacak tahılın Murmansk Limanı üzerinden ihraç edilmesi planlanıyor ve ilk sevkiyatın yaklaşık 40 bin ton olması bekleniyor. Limanda normalde gübre yüklemesinde kullanılan ekipmanın tahıl taşımacılığında kullanılması da planın olağanüstü koşullarda geliştirildiğini gösteriyor.
Buradaki temel sorun yalnızca Rusya’nın tahıl satıp satamayacağı değil, bunu hangi maliyetle yapabileceği. Karadeniz rotasının yerini daha uzun ve karmaşık güzergâhların alması taşıma süresini ve lojistik maliyetleri artırabilir. Reuters’a göre Rusya’nın tahıl ihracatındaki düşüş eylül ayında daha da belirginleşmiş durumda ve Karadeniz’deki drone saldırıları sevkiyatları doğrudan etkiliyor.
Bu gelişme Türkiye açısından da önem taşıyor. Çünkü Türkiye’nin Rusya’dan yüksek miktarda buğday ithal ettiği biliniyor ve Karadeniz üzerinden yapılan ticaret, Türkiye’nin un ve gıda sanayisi açısından önemli bir lojistik avantaj sağlıyor. Ekli yayında da Türkiye’nin 2025-2026 tarım yılında Rusya’dan yaklaşık 4,78 milyon ton buğday aldığı ve Rusya’nın Türkiye’nin önemli buğday tedarikçilerinden biri olduğu aktarılıyor. Ancak bu rakamın ve bunun Türkiye’deki ekmek fiyatlarına doğrudan etkisinin güncel resmi verilerle ayrıca teyit edilmesi gerekiyor.
Dolayısıyla “Karadeniz’deki savaş Türkiye’de ekmek krizine yol açacak” şeklinde kesin bir sonuç çıkarmak için henüz erken. Fakat savaşın lojistik maliyetleri artırması, tahıl rotalarını değiştirmesi ve Karadeniz taşımacılığındaki güvenlik risklerini yükseltmesi halinde Türkiye’nin ithalat maliyetleri üzerinde baskı oluşması mümkün. Bunun ekmek fiyatlarına ne ölçüde yansıyacağı ise yalnızca buğday fiyatına değil; döviz kuru, enerji, un üretim maliyetleri, nakliye, işçilik ve kamu politikalarına da bağlı olacak.
Asıl dikkat çekici nokta ise savaşın giderek daha fazla “cephe” kavramının dışına taşması. Polonya hava sahasına giren bir Rus helikopteri NATO’nun doğu kanadındaki hassasiyeti artırırken, jet motorlu dronlar Ukrayna’nın hava savunmasını yeni bir teknoloji yarışına zorluyor. Karadeniz’deki saldırılar ise bu askeri rekabeti ticaret yollarına ve tahıl ihracatına bağlıyor. Böylece aynı savaş; hava sahası güvenliğinden savunma sanayisine, deniz taşımacılığından gıda fiyatlarına kadar birbirinden farklı alanlarda etkisini gösteriyor.
Bu nedenle Baltıklar’daki birkaç yüz metrelik bir hava sahası ihlalini veya Karadeniz’deki bir tahıl gemisine yönelik saldırıyı yalnızca kendi başına değerlendirmek yanıltıcı olabilir. Savaşın yeni aşamasında asıl mesele, tarafların birbirlerinin askeri kapasitesini ne kadar zorladığından çok, bu baskının NATO-Rusya ilişkilerine, Karadeniz ticaretine ve Avrupa’nın gıda ve enerji güvenliğine ne kadar yayıldığı. Şimdilik görünen tablo, Ukrayna savaşının daha geniş bir coğrafyada daha fazla ekonomik ve stratejik maliyet üretmeye devam ettiğine işaret ediyor.
























