(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Medyaya BM sıralarından bir fotoğraf düştü. Eski Başbakan Binali Yıldırım gözyaşlarına hakim olamadı. Sadece gözleri nemlenmedi. O kadar duygulandı ki ağlaması tüm yüzüne yayıldı. Yanında başka isimler de vardı. Fakat gözyaşlarına ve mimiklerine hakim olamayacak kadar duygulanan sadece Yıldırım’dı. Acaba Yıldırım ‘hisli biri mi?’ Pek sanmıyorum. Aksine son derece esprili… Fıkra anlatır, güler güldürürdü. Yüzünden hiç tebessüm eksik olmazdı. Gözyaşları dikkat çekiciydi.
Yıldırım’ı bu kadar duygulandıran neydi? BM kürsüsünden Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşuyordu. İsrail heyeti salonu terk etmişti. Genel Kurul’da dinleyenlerin sayısı orta düzeydi. Az önce ABD Başkanı Trump konuşmuştu. Erdoğan bu kürsüde ilk kez konuşmuyor. Yıldırım da ilk kez BM salonunda Erdoğan’ı dinliyor değil. Daha önce defalarca dinlediği kesin. Erdoğan’ın söyledikleri mi Yıldırım’ı duygulandırdı. Cumhurbaşkanı çok çarpıcı Filistin ve Gazze mesajı verdi. Geçen yıl da ‘Gazze’nin sesi’ olmuştu.
Yıldırım’ın gözyaşlarını tutamadığı bölüm Erdoğan’ın Sezai Karakoç’un ünlü ‘Onlar sanıyorlar ki…’ şiirini okuduğu anlardı. Gerçekten etkileyici mısralar… Erdoğan’ın sesinden ve BM kürsüsünden ayrı bir anlam kazandı. Karakoç’un bu mısraları birçok kişinin dilinde… Geçenlerde Ekrem İmamoğlu da bu metne sığındı. Mesajını Karakoç’un şiiriyle verdi. Yıldırım acaba bu mısraları dinlerken neler hissetti? Gazze’de Batı Şeria’da yaşanan insanlık trajedisini mi? Gazze’nin sahipsiz olmadığının ilanı mı?
Belki birçok kişinin ezberinde… Yine de Bu kez BM Genel Kurul’unda yankılanan o şiiri hatırlamakta yarar var. Sezai Karakoç acaba bu şiiri yazarken neler düşünüyordu? Hangi olay etkili oldu? İslam Alemi’nin perişan halini hayal ettiğini varsaymak doğru olur sanırım. Çünkü o ümmetin derdini dert edinmiş biriydi. Yüreği yaralıydı. Kalemini ümmetin menfaati için oynattı. Endülüs’e yandı. Ağıt yazdı. Kudüs’ün adı bile kalbini sızlatmaya yetti. Karakoç tüm mazlumların sesiydi.
Ve şöyle diyordu; “Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak / Halbuki biz sussak, tarih susmayacak / Tarih sussa, hakikat susmayacak /Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak / Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar / Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar / Tarihin azabından kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar…” Her bir mısra çok vurucu değil mi? Kurşun gibi insanın içine işliyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Filistin, Gazze hassasiyeti inkar edilemez. Her zeminde mesajını vermekten çekinmediği de ortada. BM konuşmasında da önemli yer ayırdı. Keskin ve dokunaklı sözler söyledi. Tabii söz de bir yere kadar. Bir ‘eylem planına’ dönüşmezse Gazze’ye yansıması sınırlı kalıyor. Gönül ister ki bu sözler karşısında insanlığın vicdanı harekete geçsin… İsrail’in katliamlarına ‘dur’ densin. Bir kamuoyu oluştu. İspanya başta olmak üzere Avrupa’dan onurlu sesler yükseliyor.
Yıldırım niye gözyaşlarına boğuldu sorusunun cevabını bulmak zor. Belki kendisi bir şeyler söyleyecektir. Yoksa o gözyaşlarının arkasında bambaşka nedenler mi vardı? Ankara’da biraz ‘dışlandığı’ yönünde iddialar dile getiriliyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a eşlik etmesi ve BM Genel Kurul sıralarında oturma imkanı bulması kuşkusuz anlamlıydı. İddialara cevap mıydı? Bir yönüyle ‘evet…’ Tabii bu tek başına ‘ana kadroya’ döndüğü anlamına gelmez. Bir ara adı ‘cumhurbaşkanlığı yardımcılığı’ için de geçmişti. Fakat bu konuda bir gelişme olmadı…
Sebebi ne olursa olsun Binali Yıldırım’ın gözyaşları ve yüzüne yansıyan o mimikler siyasi tarihin unutulmazları arasına girdi… Erdoğan’ın BM konuşması da aynı şekilde… Zalimler bilmeli ki ‘Tarihin azabından, Allah’ın gazabından kurtuluş’ yok. Umarım tüm bu konuşmaların Gazze sokaklarına olumlu ve psikolojik yansıması olur.























