(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Adalet Bakanı Akın Gürlek, bakanlar arasında ismi en fazla gündeme gelen isim. Gürlek, Başsavcılık makamından geldiğinden dolayı yargının tüm işleyişine de son derece hakim. Bununla birlikte kurduğu yakın çalışma arkadaşlarıyla da iyi bir sinerji oluşturmuş durumda. Bakan Gürlek, kendisinden önceki bakanlar döneminde aydınlatılmayan, karanlıkta kalan onlarca dosyanın kapağını sonuna kadar araladı. Hatta takipsizlik kararı verilmiş, adliyenin tozlu raflarına kaldırılmış pek dosyanın da yeniden kapağını açtırdı. Şu ana kadar da bazı karanlık soruşturmaların faillere yargıya teslim edildi. Ama burada bir konunun altını çizmem gerekiyor. Bakan Gürlek’in kapağını açtırdığı bütün dosyalarının aydınlatılamadığı dönem kendi iktidarı dönemi. Aslında Bakan açıktan söylemese de, kendinden önceki bakanlara açıkça mesaj veriyor.
Bakan Gürlek’in yeniden kapağını araladığı dosyalardan birisi de, 15 yıl önce Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybeden MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin dosya. O dönemde bazı spekülatif açıklamalar yapılmıştı, ancak ölümle ilgili bir arpa boyu mesafe alınamamıştı.
Şimdi dosya yeniden gündemde. Hem de ne gündem!
Dönemin Silivri Cezaevi Savcısı ve Silivri Cumhuriyet Başsavcısı’nın da aralarında bulunduğu bazı isimler tutuklandı. Muhtemelen dosyaya yeni isimlerin eklenmesi de bekleniyor.
Gelelim o döneme…
Kozinoğlu’nun 2011’de “kalp rahatsızlığı” çerçevesinde sonuçlandırılan dosyası, aradan geçen yılların ardından yeniden açıldı.
İşte tam da bu noktada dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in kamuoyuna vereceği cevapların önemi artıyor.
Çünkü Kozinoğlu’nun öldüğü 12 Kasım 2011 tarihinde Adalet Bakanlığı’nın başında Sadullah Ergin bulunuyordu.
Halen tutuklu bulunan dönemin Silivri Cumhuriyet Başsavcısı ve Cezaevi Savcısı’nın da idari amiri Bakan Ergin’di.
Ergin, ölümün hemen ardından yaptığı açıklamalarda olayla ilgili idari soruşturma başlatıldığını, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da adli soruşturma yürüttüğünü söylemişti. Ayrıca, ihmâl veya görevi kötüye kullanma varsa bunun ortaya çıkarılacağını ifade etmişti.
Bugün ise aynı dosya, 15 yıl sonra yeniden soruşturuluyor.
O halde kamuoyunun sorması gereken sorular var:
2011’de yapılan soruşturma neden bugün yeniden ele alınıyor?
O dönemde Bakanlığın elindeki bilgi ve belgeler nelerdi?
Bugün kamuoyuna yansıyan ve olayın basit bir kalp krizi olmadığını ortaya koyan söz konusu görüntülerden Bakan Ergin ve ekibinin haberi var mıydı?
Koğuşun içerisinde bazı şüphelilerin, şüpheli hareketleriyle ilgili herhangi bir işlem yapılması yönünde bir talimatı olmuş muydu?
Ayrıca cezaevindeki sağlık hizmetleri konusunda ortaya çıkan çelişkiler nasıl değerlendirildi?
O gün “her şey kayıt altında” denilirken, bugün yeni soruşturmayı gerektiren hangi şüpheler ortaya çıktı?
Bunlar siyasi bir hesaplaşma soruları değil; devletin hafızasına ve hukuk devleti ilkesine ilişkin sorulardır.
Bugün söz konusu olayla ilgili dönemin yargı mensupları tutuklanıyorsa, ilk önce konuşması gereken isim Sadullah Ergin olmalı değil miydi? Ancak yaptığı değerlendirmelerde Sayın Ergin ile ilgili hiçbir açıklamaya rast gelmedim.
Bu aşamada dönemin Adalet Bakanı olarak Sadullah Ergin’in çıkıp kamuoyuna “2011’de ne biliyorduk, ne yaptık, hangi raporlara güvendik ve bugün ortaya çıkan yeni gelişmeleri nasıl değerlendiriyorum?” sorularına cevap vermesi, kamuoyundaki soru işaretlerinin giderilmesine katkı sağlayabilir.
Üstelik bugün elimizde 2011’den farklı bir tablo var.
O dönem Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı tamamlamış ve Adli Tıp Kurumu’nun değerlendirmesi doğrultusunda ölümün kalp rahatsızlığına bağlı olduğu sonucuna ulaşarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermişti.
Şimdi ise aynı dosya yeniden açılıyor.
Yeni soruşturmanın sonucunu peşinen ilan etmek elbette doğru değil. Bugün itibarıyla Kozinoğlu’nun ölümünün cinayet olduğu sonucuna varılmış değildir. Aynı şekilde geçmişteki soruşturmanın mutlaka hatalı yürütüldüğünü söylemek için de yeni soruşturmanın sonuçlanmasını beklemek gerekir.
Fakat 15 yıl sonra bir dosyanın yeniden açılması başlı başına ciddi bir kamuoyu sorusudur.
Üstelik geçmişte cezaevindeki sağlık müdahalesine ilişkin farklı bilgilerin kamuoyuna yansıdığı da biliniyor. 2011’de Sağlık Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı açıklamalarındaki bazı zamanlama ve sağlık personeli bilgileri arasında farklılıklar gündeme gelmişti.
Bugün gelinen noktada ise dönemin bazı görevlileri hakkında yeniden adli işlem yapılması, olayın bütün yönleriyle tekrar incelendiğini gösteriyor.
Bu nedenle mesele artık yalnızca “Kozinoğlu nasıl öldü?” sorusundan ibaret değildir.
Bir başka soru da şudur:
Devletin bir cezaevinde meydana gelen ölümle ilgili ilk soruşturması yeterli miydi?
Eğer yeterliyse, bugün dosyanın yeniden açılmasını gerektiren nedenler nelerdir?
Eğer yeterli değilse, bunun siyasi ve idari sorumluluğu kimdedir?
ERGİN, NE ZAMAN KONUŞACAK?
İşte Sadullah Ergin’in sessizliği eleştirisi tam burada anlam kazanıyor.
Çünkü eski bir Adalet Bakanı’nın bugün yeniden gündeme gelen böyle önemli bir dosya karşısında geçmişteki tutumunu açıklaması, yalnızca kendisi açısından değil, kamuoyunun devlet kurumlarına duyduğu güven açısından da önemli bana göre.
Kozinoğlu ailesinin, kamuoyunun ve Türkiye’nin bilmeye hakkı olan şey, 15 yıl önce ne olduğudur.
Bugün yapılması gereken, herhangi bir kişiyi peşinen suçlamak değil; 2011’deki soruşturma ile 2026’da yeniden başlatılan soruşturma arasındaki farkların bütün açıklığıyla ortaya konulmasını sağlamak olmalıdır.
Ve Sadullah Ergin’e düşen de belki tam olarak budur:
Susmak yerine konuşmak.
Çünkü bazen yıllar sonra yeniden açılan bir dosyada en önemli delil, devletin geçmişte tuttuğu kayıtlardır.
Ve o kayıtların hesabını verecek makamlar, zaman geçse de unutulmaz.























