(The Turkish Post) – FATMA ZEHRA FİDAN
Ninesinden dinlediği masallarla büyüyen bir çocuk vardı. Masallar çocuğu büyülü bir dünyanın imkanına öylesine inandırmıştı ki, çocuk, gazete kağıdından yaptığı uçurtmalarla gökyüzüne uçacağını sanmış, üstünden havalanmaya kalktığı kayadan yere düşmüştü.
Ninesi, yaralı dizine ilaç sürerken neden yanıldığını anlatmıştı çocuğa: İnsanlar ruhlarındaki büyüyü kaybettikleri için gökyüzüne salacak kadar hafif ve güçlü aletler üretemiyorlardı artık, gazete de insan yapımıydı.
Halbuki doğa öyle miydi? Kapı dibinden sızan güneş ışığı bile yeri gelir bir ip olur, insanı gökyüzüne ulaştırırdı. O ipe tutunmayı becerebilen insan, ister yıldızdan yıldıza koşar, isterse bulutların koynunda uyurdu.
Dizinin acısını unutan çocuk, ninesinin güneşten fer almış gözlerine kapılıp gitmişti, bu gözlerde yalan yoktu. Ne var ki bir soru yüreğini karıştırıyordu:
-Ama nine gökyüzünde hiç insan görünmüyor ki, hepimiz yerlerde geziniyoruz işte. Sen de öyle.
Yaşlı kadın muzip bir edayla tebessüm edip;
-Benim hep yerlerde gezindiğimi nerden çıkardın, dedi.
Çocuk ninesinin gözlerinden alamıyordu kendisini. Bu gözler yalansızdı ama içindeki karmaşayı durduracak bir cevap da barındırmıyordu.
Nine bu karmaşadan sıkkın görünmüyordu; “kafa karışıklığı iyidir çocuğum” dedi, “yeter ki sen hayallerini çaldırma.”
…
Gün geldi, nine öldü.
Paraları hırsızlardan korumak için banka ve çelik kasa, kıymetli eşyaları korumak için ise anahtar ve kilit icat edilmişti. Peki hayalleri çaldırmamak için ne yapmalıydı?
…
Çocuk genç bir adam olup hayata karıştığında bu güleç yüzlü karmaşalar çocukluk dünyasının maviliğinde kaldı. Ninesini hasretle hatırlarken gözleri doluyor, onu yıldızların arasında muzipçe seyahat ederken hayal ediyordu.
Bir gün, nasıl olduğunu kimseciklerin anlamadığı bir şeyler oldu.
Genç adam hayatın her gün daha da kararan girdaplarıyla mücadele ederken, birdenbire artık hayal kuramadığını fark etti. Ne yapıp ettiyse hayal sahneleri birbirine yapışmıyor, ruhunu ve gövdesini galeyana getiren film şeritleri zihninde oynamıyordu.
“Hayallerim çalındı!” diye haykırdı birdenbire.
“Hayal hırsızları ülkemizi talan ediyor, hayallerimi bulan olursa şu adrese gönderebilir mi?” diye sokaklarda çaresizce höykürmeye başladı. Sonra kendisini tutamadı, sosyal medyada “hayallerim çalınmıştır, bulanların insanlık namına…” diye bir ilan verdi.
Birkaç gün sonra gün doğmadan kapı ziliyle uyandı. Kapının bu saatte ve bu gürültüyle çalındığına bakılırsa, birileri çalınan hayallerini getirmiş olmalıydı.
Yanılıyordu.
Kapıdaki üniformalı vatandaşlar, “yüksek mevkideki güç sahiplerini hayal hırsızlığıyla suçladığı” gerekçesiyle genç adamı tutukladılar.
Bileğindeki kelepçe sopsoğuktu, bu huşunetten kelepçenin bile içi donmuştu.























