(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Avrupa Birliği, son yılların en tartışmalı göç politikalarından birini hayata geçirmeye hazırlanıyor. Avrupa Parlamentosu ile üye ülkeler arasında varılan uzlaşma, iltica başvurusu reddedilen göçmenlerin AB dışındaki üçüncü ülkelerde kurulacak sınır dışı merkezlerine gönderilmesinin önünü açtı. Destekçileri bunu düzensiz göçle mücadelede gerekli bir araç olarak görürken, eleştirmenler Avrupa’nın insan hakları ve hukuk devleti ilkelerinden uzaklaştığını savunuyor.
AVRUPA’NIN GÖÇ POLİTİKASI NEDEN SERTLEŞİYOR?
2015’teki büyük mülteci krizinden bu yana göç konusu Avrupa siyasetinin en belirleyici gündemlerinden biri haline geldi. Her ne kadar son yıllarda düzensiz göç girişlerinde belirli bir düşüş yaşansa da özellikle sağ ve aşırı sağ partilerin yükselişi göç meselesini güvenlik merkezli bir tartışmaya dönüştürdü.
Birçok Avrupa hükümeti, mevcut sistemin sınır dışı kararlarının uygulanmasında başarısız olduğunu savunuyor. Avrupa Komisyonu verilerine göre sınır dışı edilmesi gereken kişilerin önemli bir bölümü AB topraklarında kalmaya devam ediyor. Bu durum, kamuoyunda göç yönetiminin kontrolden çıktığı algısını güçlendirirken, hükümetler üzerinde daha sert tedbirler alma baskısını artırıyor. Yeni düzenleme tam da bu siyasi atmosferin ürünü olarak ortaya çıktı.
“DIŞSALLAŞTIRMA” STRATEJİSİ
Sınır dışı merkezleri aslında Avrupa’nın son yıllarda giderek daha fazla başvurduğu “göç yönetimini dışsallaştırma” stratejisinin yeni halkasını oluşturuyor. Daha önce Türkiye ile yapılan Göç Mutabakatı, Libya sahil güvenlik güçlerine verilen destek ve Tunus ile imzalanan anlaşmalar, göç akınlarının Avrupa sınırlarına ulaşmadan kontrol altına alınmasını amaçlıyordu. Yeni sistem ise bir adım daha ileri giderek, iltica sürecini tamamlamış ancak geri gönderilemeyen kişilerin doğrudan üçüncü ülkelere transfer edilmesini öngörüyor.
Bu yaklaşım, Avrupa’nın göç yükünü paylaşmak yerine sınırlarının dışına taşımaya çalıştığı yönündeki eleştirileri de beraberinde getiriyor.
HUKUKİ BELİRSİZLİKLER DEVAM EDİYOR
AB kurumları düzenlemenin uluslararası hukukla uyumlu olduğunu savunsa da uygulamanın nasıl işleyeceği konusunda önemli soru işaretleri bulunuyor. Özellikle gönderilecek kişilerin hukuki haklarının nasıl korunacağı, merkezlerde ne kadar süre tutulacakları ve hangi yargı sistemine tabi olacakları henüz net değil. İnsan hakları kuruluşları, bu merkezlerin zamanla Avrupa hukukunun tam olarak işlemediği “gri bölgeler” haline gelebileceği uyarısında bulunuyor.
Tartışmanın merkezinde yer alan soru ise bir kişi, hiç bağlantısının bulunmadığı bir ülkeye yalnızca geri gönderme sürecini kolaylaştırmak amacıyla gönderilebilir mi? Bu sorunun kesin cevabı henüz verilmiş değil ve önümüzdeki yıllarda Avrupa mahkemelerinde yeni davaların gündeme gelmesi bekleniyor.
AVRUPA SİYASETİNDE GÜÇ DENGELERİ DEĞİŞİYOR
Düzenlemenin kabul edilme süreci, Avrupa’daki siyasi dönüşümün de önemli göstergelerinden biri oldu. Göç konusunda daha sert politikalar savunan merkez sağ partiler ile aşırı sağ hareketler arasındaki mesafe giderek azalıyor. Özellikle Almanya, Hollanda, Avusturya ve Danimarka gibi ülkelerde göç politikaları konusunda daha önce marjinal görülen birçok öneri artık ana akım siyasetin parçası haline geliyor. Bu durum yalnızca göç politikalarını değil, Avrupa entegrasyonunun temelini oluşturan insan hakları ve özgürlükler anlayışını da yeniden tartışmaya açıyor.
POTANSİYEL ORTAKLAR VE JEOPOLİTİK HESAPLAR
AB’nin sınır dışı merkezleri için Ruanda, Moritanya, Etiyopya, Özbekistan ve Libya gibi ülkeleri değerlendirdiği yönündeki haberler, meselenin jeopolitik boyutunu da ortaya koyuyor. Birçok uzman, ekonomik yardımlar ve siyasi destek karşılığında üçüncü ülkelerin bu merkezlere ev sahipliği yapabileceğini değerlendiriyor. Ancak bu ülkelerin önemli bir bölümünde insan hakları sicili konusunda uzun süredir uluslararası eleştiriler bulunuyor. Bu nedenle AB’nin bir yandan insan hakları standartlarını savunurken diğer yandan tartışmalı rejimlerle göç iş birliği yapması, Avrupa’nın dış politika söylemi ile uygulamaları arasındaki çelişkileri daha görünür hale getirebilir.
GÜVENLİK Mİ, DEĞERLER Mİ?
AB’nin sınır dışı merkezleri projesi, Avrupa’nın gelecekteki göç politikasının yönünü gösteren kritik bir dönüm noktası olarak görülüyor. Destekçileri, sistemin düzensiz göçü azaltacağını ve sınır dışı kararlarının uygulanmasını kolaylaştıracağını savunuyor. Eleştirmenler ise Avrupa’nın göç sorununa çözüm ararken kendi hukukî ve ahlaki ilkelerinden uzaklaştığını düşünüyor.
Önümüzdeki dönemde üçüncü ülkelerle yapılacak anlaşmalar, merkezlerin fiilen kurulup kurulamayacağı ve Avrupa mahkemelerinin vereceği kararlar bu tartışmanın seyrini belirleyecek. Ancak şimdiden görünen gerçek Avrupa Birliği’nin göç yönetiminde daha sert ve daha güvenlik odaklı bir döneme girdiği. Bunun bedelinin ne olacağı ise yalnızca göçmenler için değil, Avrupa’nın kendi demokratik kimliği açısından da belirleyici olacak.























