(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Size Türkiye’de bir internet sitesinde kaleme alınan bir haberi okuyorum. Lütfen dikkatli takip edin: “Ünlü sanatçı Gülben Ergen, sosyal medya paylaşım sitesi Instagram’da aylık abonelik sistemi başlattı. Aylık 79,99 TL’den başlayan abonelik sistemi başlatan sanatçının bir günlük geliri dikkat çekti. 24 saat geçmeden bin 188 aboneye ulaşarak yaklaşık 100 bin TL’lik gelir elde etti.” Şimdi soruyorum; hanımefendi sanatsal bir şey mi paylaştı? Yoksa arkasında bekleyen iki ergen oğlunun gözleri önünde müstehcenlik mi pazarladı? Gülben Ergen’in mayo giyerek, abonelik adı altında takipçilerine müstehcenlik satmaya ihtiyacı mı var?
Üzülerek söylemem gerekirse, bunun adı sanat değil, bunu yapan da sanatçı olamaz. Burada bir kadının bedeninin pazarlanması dışında bir amaç asla olamaz. Kaldı ki, şarkıcı Hatice de son dönemde sosyal medyada yaygınlaşan ücretli abonelik uygulamasına tepki göstermiş. Özellikle bazı ünlü isimlerin takipçilerine özel içerik sunmak için başlattığı abonelik sistemiyle ilgili dikkat çeken değerlendirmelerde bulunmuş. Kendi sosyal medya hesabından isim vermeden paylaşım yapan Hatice, ücret karşılığında özel içerik sunulmasını doğru bulmadığını belirterek, “Bu Instagram abonelik yani şey mi oluyor? Kendini pazarlamak… Valla bence kesinlikle bu demek. Bazı görüntüleri görünce başka bir şey gelmiyor aklıma” ifadelerini kullanmış. Maalesef toplumda da oluşan genel algı da bu olsa gerek. Sanat kavramına müsemma isimlerin, sanatlarıyla ve icraatlarıyla ön plana çıkmaları gerekirken, özel hayatları ve müstehcen görüntüleriyle dikkat çekmelerini asla kabul edemiyorum.
Tabii ki yaşanan bu çarpıklığın bazı sebepleri var. Özellikle son yıllarda dijital dünyanın sunduğu imkânlar, bireylerin kendilerini ifade etme biçimlerini de kökten değiştirdi. Ne yazık ki, bu dönüşüm, yalnızca özgürlük alanını genişletmekle kalmadı. Aynı zamanda sınırların silikleştiği, mahremiyetin metalaştığı ve insan onurunun görünürlük uğruna aşındığı yeni bir kültürel iklimi de beraberinde getirdi. Bunun son örneğini, Türkiye’nin tanınmış manken, sanatçı ve şarkıcıların da aralarında bulunduğu onlarca ismin sosyal medyada başlattıkları yeni akımda görüyoruz. Ünlü isimler, sosyal projelerin ya da programların içinde bulunmak yerine, özel hayatlarını ticarete dönüştürerek yeni bir gelir kapısını aralıyor. “Abonelik” adı altında adeta, paralı takipçilerine müstehcenlik ve cinsellik pazarlıyor. Haliyle de bu gençlerin ahlak seviyesine ve gelişimine olumsuz yansıyor. Kısacası yeni nesil gençler de, sözde ünlülerden esinlenerek, bohem bir hayata ilgi duyuyor.
Teknolojinin gelişmesinin ve dijital çağın en çarpıcı kırılmalarından biri, “görünürlük” ile “değer” kavramlarının neredeyse eş anlamlı hâle gelmesi. Bugün sosyal medya platformlarında yaşanan dönüşüm, yalnızca teknolojik değil; aynı zamanda ahlaki, kültürel ve sosyolojik bir kırılmayı da bizlere işaret ediyor. Bu kırılmanın merkezinde, geniş kitlelere hitap eden ve toplum üzerinde etkisi büyük olan isimler yer alıyor. Örneğin; Gülben Ergen, Ece Erken, Hande Erçel, Şeyma Subaşı, Melek Mosso, Zeynep Bastık, Ece Seçkin, Merve Boluğur ve Esra Ezmeci gibi geniş kitlelerce tanınan figürlerin, sosyal medya üzerinden sundukları “özel içerik” modelleri, yalnızca bireysel tercihler olarak değerlendirilemeyecek kadar geniş bir etki alanı oluşturuyor.
“ABONELİK” ADI ALTINDA, MÜSTEHCENLİK
Bu isimlerin attığı her adım, yalnızca kendi hayatlarını değil, onları takip eden milyonların algı dünyasını da biçimlendiriyor. Bugün “abonelik sistemi” adı altında sunulan içerikler, görünürde bir dijital girişimcilik örneği gibi pazarlansa da, özünde insanın en mahrem alanını ekonomik bir değere dönüştüren bir anlayışı temsil ediyor. Mankenlik, şarkıcılık ya da ekran yüzü olmak varken, tanınır isimler, kolay yoldan para kazanma yoluna başvuruyor. Burada amaç sanatçıların sanatını icra etmesi asla değil. Tabii ki, bir şarkıcının, ressamın ya öğretmenin sosyal medyada özel ders vermesi ve sanatıyla ilgili sunum yapması tabii ki en doğal hakkı. Ancak söz konusu bayan sanatçıların, sanatlarından ziyade sadece bedenleri üzerinden gösterim yapması asla kabul edilmemeli.
Gülben Ergen ile ilgili kısma ayrı bir de parantez açmam gerekiyor. Ergen bir anne. Üç tane yetişkin çocuğu bulunuyor. Ve paylaşım yaptığı ortamda oğulları da bulunuyor. Belki onlar kendi dünyalarında diyebilirsiniz ama… Değil tabii ki. Bir anne mahremiyet içerikli bir videoyu oğullarının gözleri önünde nasıl çeker ve paylaşır? Kaldı ki kendisine saygısı yoksa bile, çocuklarına hiç mi yok? Açıkçası ben çok yagırgadım. Ayrıca burada yapılan faaliyeti özel hayat diye geçiştiremeyiz. Kaldı ki topluma örnek teşkil etmesi gereken bir gurubun, basit ve cinsellik üzerinden para kazanma tercihlerine tepki verilmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Kaldı ki, mesleklerinde başarıyı yakalamış seçkin isimlerin “özel oda” ya da “abonelik” adı altında özel hayatını pazarlamasına da bir anlam veremiyorum.
SANKİ MÜSTEHCENLİK PAZARLANIYOR
Açıkça söylemek gerekirse, bu yöntem sonucunda takipçiyle kurulan ilişki artık bir hayranlık bağından çok, bir müşteri-satıcı ilişkisine evrilmiş duruma kayıyor. Bu dönüşümde dikkat çeken en önemli unsur, özel hayatın giderek kamusallaştırılması ve bu sürecin sıradanlaştırılması. Özellikle bu denli görünür isimlerin bu tür sistemlere dâhil olması, genç kuşaklar açısından son derece belirleyici bir rol oynamakta. Çünkü rol model olarak görülen kişilerin davranışları, çoğu zaman sorgulanmadan taklit edilir. Bu noktada, mahremiyetin korunması gereken bir değer olmaktan çıkıp, “pazarlanabilir bir içerik” olarak sunulması, toplumsal değerler açısından ciddi bir aşınmaya işaret etmekte.
SOSYAL MEDYA ÜZERİNDE CİNSELLİK PAZARLAMASI
Daha da ötesi, bu içeriklerin bir kısmının müstehcenlik sınırına yaklaşması ya da bu sınırı zorlaması, meseleyi yalnızca bireysel özgürlük çerçevesinden çıkarıp, toplumsal sorumluluk alanına taşımakta. Çünkü burada yalnızca içerik üretilmemekte; aynı zamanda bir “normal” inşa edilmekte. Ve bu normal, zamanla daha fazla görünürlük ve kazanç uğruna sınırların sürekli genişletildiği bir yapıya dönüşüyor.
Elbette ki, her birey kendi hayatı üzerinde söz sahibidir. Özellikle de söz konusu sanatçıların bireysel tercihi olabilir. Ancak geniş kitlelere hitap eden, özellikle gençler tarafından takip edilen bu isimlerin, attıkları adımların toplumsal etkisini göz ardı etmeleri mümkün değil. Özgürlük, yalnızca bireysel tercihlerin sınırsızlığı değil; aynı zamanda bu tercihlerin başkaları üzerindeki etkisini gözetebilme sorumluluğu olmalıdır. Sanatçı örnek olan ve gösterilen bir figür olarak öne çıkar. Burada sanatçı adı altında kadınların, özellikle bu yönteme başvurmalarının parasal kaygıdan öte bir anlam taşımadığını düşünenlerdenim.
Bugün gelinen noktada, sosyal medyanın sunduğu imkânların etik bir süzgeçten geçirilmesi her zamankinden daha elzem. Aksi hâlde, insan onurunun ve mahremiyetin giderek daha fazla aşındığı, her şeyin alınıp satılabildiği bir dijital pazarın içinde, neyin değerli olduğunu hatırlamak giderek zorlaşacaktır. Belki de en temel soru hâlâ geçerliliğini koruyor: Görünür olmak uğruna, insan kendi sınırlarını ne kadar esnetmeli? Ve bu esneme, hangi noktada geri dönülmez bir kayba dönüşür? Umarım kadın sanatçılar, tercihlerini bir kez daha gözden geçirir. Amaç sürekli görünürlüğünü kullanıp bunu ticarete yansıtmak mı, yoksa bu yolla da sosyal medyada konuşulur olmayı istemek mi? Yaşananları görünce şarkıcı Hatice’nin sosyal medya paylaşımları haksız mı demeden edemiyorsunuz. Sanatçı sanatıyla ön plana çıkmalı. Aksi davranışlarıyla değil.




















