(The Turkish Post) – SERHAT AKINCI
Beethoven kendi dönemi itibariyle “bir toplumun ahlak tarafından nasıl yönetildiğini merak ediyorsanız o ülkenin müziğini inceleyin” demişti. Ben bu sözü günümüze uyarlayarak 21. yüzyılın perspektifiyle mukallit ederek şöyle diyeyim: “Bir toplumun ahlak tarafından nasıl tefessüh edildiğini öğrenmek istiyorsanız o ülkenin müzik kanallarını, filmlerini, dizilerini, tv showlarını, stand-up showlarını, kimlere ve nelere güldüklerini inceleyin.”
Öyle zannediyorum ki bu meseleyi bu adese ile analitik olarak şümûllü bir şekilde incelersek günümüzde hemen hemen toplumun bütün katmanlarında, bütün fakültelerinde her gün elli sefer insanlığımızdan hicap duyduğumuz, ahlaksızlığın dibi bu kadarda olamaz dediğimiz, hadiselerdeki ahlaki çöküntünün sebebini, nedenleriyle beraber bulmuş oluruz.
Toplumların ahlak hamuru kitle iletişim araçları kullanılarak sanatçıların eliyle yoğurulur. Sanatçı bu bakış açısına göre toplumun bir bakıma mürebbiyesidir diyebiliriz. Maalesef bu toplumda kahir ekseriyeti itibariyle ahlaklı insan yetişmiyor. Bu kalitesiz insanlar içerisinden de kaliteli sanatçılar çıkmıyor. Çıkan kalitesiz sanatçılar toplumu ahlak açısından daha çok bozarak kalitesiz insanlar oluşturuyor. Ve bu şekilde fasit bir daire oluşuyor.
Sanat dünyasındaki bu kadar kahıtlığa (kıtlık) ve entropiye rağmen; yine de ahlaki değerler sistemi ile insanı referans alan nadide de olsa denizin dibindeki mercan gibi sanatçılarımız var.
Edip Akbayram gibi. Kendisinin “Hava nasıl oralarda, üşüyor musun? Kar yağıyor saçlarıma, bilmiyorsun” şarkısının da yer aldığı kasetini ilkokul çağlarımda biriktirdiğim o zamanın parasıyla 7000 bin liraya almıştım. O zamanda beri sesinin rengine ve tınısına hayran olduğum, özellikle bazı şarkılarında hayatımın serencamesinde gönül dünyamın bam teline dokunan mızraplar bulduğum bir sanatçıdır.
Kendisi sanat yaşamına arkadaşlarıyla beraber kurduğu “Edip Akbayram ve Siyah Örümcekler” ile benimde memleketim olan memleketi Gaziantep’te başladı. Liseyi bitirmesiyle beraber de İstanbul’a gitti. Üniversitede diş hekimliği bölümüne yazılsa da daha sonra müzik kariyeri için bundan vazgeçti.
1971’de Altın Mikrofon Yarışması’nda “Kükredi Çimenler” şarkısıyla elde ettiği birincilik ona şöhretin kapılarını araladı.
‘Türküler Yanmaz’ albümünü Sivas Katliamı’nda öldürülen insanlara adadı, bu albümde Can Yücel, Ahmed Arif ve Vedat Türkali gibi şairlerin şiirlerini besteledi.
‘Aşk Olsun Sana Çocuk’, ‘Aldırma Gönül’ ve ‘Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz’, ‘Bekle Bizi İstanbul’ ve ‘Güzel Günler Göreceğiz’ gibi çok sayıda hit şarkıya imza attı.
2011 senesinde uzun yıllardır yaşadığı Kadıköy’ün yerel gazetesine verdiği röportajda ise “Ben sosyalist bir insanım. Ezilenlerin melodik sesi olmaya çalışıyorum” dedi. “Şarkıların beyefendi sesi” olarak tanımlanan politik duruşu, gür sesi, haktan, adaletten dem vuran şarkılarıyla birkaç kuşağın gönlüne taht kurmuş bir isim olan Edip Akbayram, 40 yıllık sanat yaşamına tam 37 albüm sığdırdı.
Kendisinin vefat haberini büyük bir teessürle öğrenmiş bulunmaktayım, kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine baş sağlığı dilerim.




















