(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Resmî iddia şöyle:
En gerçek bilginin en gerçek sahipleri; üstelik yanlış bilgiye savaş açan cengâver bir merkez: İletişim Dairesi Başkanlığı. Gözlerinden bir şey kaçmıyor, yanlış bilgi sahiplerini tek tek takip edip, pirinçten taşı ayıklar gibi kenara ayırıp, yargı mercilerini uyarıyorlar ve kulaklarından tutup, akılları başlarına gelsin, gerçek bilgi ile bir aydınlanma yaşasınlar diyerek gözaltına alıyorlar.
Son örnek Timur Soykan.
Emniyetteki ifadesinde: “Gözaltına alınmam bir fıkradan farksızdır” demiş. Bence de işin püf noktası burası. Bir fıkra dinliyorsunuz, kahkahadan kırılıyorsunuz ve tehlikeli bir gülme krizine giriyorsunuz. Gülmekten ölmenizi engelleyecek en hızlı ve etkili çözüm sizi önce Çağlayan “Eksi 7’de” nezarete atmak, sonra bileğinize plastik kelepçe takıp, Silivri’de infaz koruma memurlarına tutanakla teslim etmek. Hayalinin bile yarattığı tesir, hamamda göbek taşında terledikten sonra soğuk duş alıp kendinize gelmeniz gibi.
Timur Soykan neyse ki serbest kaldı, kahkaha atmasak da en azından tebessüm edebiliriz.
Bilgi tekeli:
Timur Soykan’ın soruşturmaya konu edilen, son belediye operasyonları hakkındaki yorumu şöyle: “Rejim, toplumu yolsuzluk operasyonlarına ikna etmek gibi bir derdinin kalmadığını ilan ediyor. Halka ‘Benim dışımda bir iktidarı seçemezsin. Esirimsin’ diyor.” “Bunun neresi soruşturmalık” diye okurken sizin de ciddi olmanız gerekiyor. Yoksa ipin ucu kaçar.
Dezenformasyon Kanununun, 1876 Kanun-ı Esasi’sinin meşhur 113. Maddesi gibi bir 29. Maddesi var. Bu madde ile Ceza Kanunumuzun 217. Maddesine şu fıkra ilave edildi: “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.”
Bu türden kanun maddelerinin nasıl yorumlanacağını bilmeyenler için, maddeyi unsurlarına ayıralım. Madde: “Halkı endişeye, korku ve paniğe sevketme” maksadını suç kastı; “iç-dış güvenliğe ve kamu düzenine aykırı bilgiyi” suç konusu ve bu suça karşı korunan kamu çıkarı olarak da “kamu barışı”nı suç tanımı içine alıyor.
Timur Soykan’ın yukardaki ifadelerinde suç konusunu eşleştirmeniz, kasıt unsurunu bulup çıkarmanız ve kamu barışını nasıl bozduğunu açıklamanız gerekiyor.
Olmaz ya, 25 yıllık siyaset bilimi profesörü olarak ilmî salahiyetime güvenip, mahkeme beni bu soruşturmaya bilirkişi atasa, acaba Soykan’ın cümlesi hakkında ben ne derdim?
Bir kere, “iktidar partilerine destek verenler dahil, halkın tamamı Timur Soykan gibi düşünüyor” derdim. Ülkede sağır sultanın bile duyduğu, anlayabildiği ve yorumlayabildiği bir iktidar rekabeti var. Gücün bugünkü sahipleri rakip istemiyor. Elindeki araçları, yılgınlık yaratma kastıyla sonuna kadar kullanıp muhalefeti teslim almak ve tasfiye etmek derdindeler.
Hukuk sınırları içinde bu siyasî rekabeti yorumlayıp hüküm veremezsiniz. Bu iş siyasetçilerin ve Timur Soykan gibi gazetecilerin görevi. Savcılık makamı, siyasî tartışmaların yapıldığı açık oturumların moderatörü değil. Kendi siyasi görüşünü, zikrini, tarafını, bütün ülkenin tartıştığı bu konuda hukuki mütalaa kisvesiyle soruşturmaya konu edemez. Piknikte mangalın başında muhabbet eden aile reisleri, kahvede okey oynayanlar, taksi şoförü, berber, bakkal, taze sevgililer bu konuyu konuşuyorlar, hatta ilkokula yeni başlamış çocuk Timur Soykan’ın yorumuna paralel düşünüyor.
İktidar doğru bilgi yayıyor:
Çok daha önemli bir ayrıntı var. Hükümet de bu şekilde düşünüyor ve bu şekilde anlaşılmasını özellikle istiyor. İktidar değişikliğinin imkânsız olduğuna dair karamsar ve kötümser bir siyasî iklim oluşturmak için elinden geleni yapıyor. Bu şekilde yorumlanması için elindeki bütün araçları seferber ediyor. Anamuhalefet liderine “Ankara merkezli siyaset yap” diye talimat veren iktidar partisi lideri, herhalde başka türlüsünü istemez. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP lideri Özgür Özel ile giriştiği polemiklerde bu yorumun dışındaki bütün yorumları abesle iştigal kılan açık mesajlar var. Muhalefetin “diz çök ve teslim ol”” mesajını doğru anlaması lazım ki, CHP’yi tasfiye operasyonu hedefine ulaşsın.
Hükümet bu operasyonların yargının bağımsız iradesiyle girişilmiş suç soruşturmaları olmadığının, kendi iradesine bağlı bir güç gösterisi olduğunun altını çiziyor. Kısaca Timur Soykan hakkında soruşturma açan savcılık ve “yanlış bilgi yayma” suçlamasını devreye sokan İletişim Dairesi Başkanlığı dışında herkes olan-bitenle ilgili gerçek bilgiye dair ortak bir yorumu paylaşıyor.
İletişim Dairesi ve Savcılık Hükümet’in ocağa koyup pişirdiği kuru fasulyeye soğuk su boca ediyor. Bilen bilir, o fasulye artık yenmez. Resmen tepelerde döndürülen tekere çomak sokuyorlar. Kendi medya organlarından bir fayda sağlayamayan iktidarın amacını, tam da iktidarın arzu ettiği şekilde yorumlayan Timur Soykan’ı yargı çarkına sokup, bir de durduk yere basın ve ifade özgürlüğü ihlali yüzünden ülkemizi dünya aleme rezil ediyorlar. Timur Soykan, gerçeği söylüyor; gerçek ise en gerçek haliyle iktidarın zaten bilinmesini istediği maksadına dair.
Zamane Köroğlusu görevini gazetecilere yüklemiş oluyorlar.
Nedir bu işgüzarlık?
Devletin imkânları, araçları, bilgisi, personeli emrinizde. Yetki deseniz neredeyse sınırsız. Peki eksik olan ne?
Rahmeti Ecevit’in “eşgüdüm” diye Türkçeye kazandırdığı koordinasyon. Eksik olan bu.
Erdoğan 23 yılın kemikleştirdiği, derinleştirdiği, bütün kurumları teslim aldığı gücüyle CHP’nin bu sefer çok sarsıcı görünen meydan okumasına cevap veriyor. İktidar için bir hayat memat meselesi. Alfabetik sırayla belediyelere operasyon düzenleyerek dalga geçer gibi göstere göstere, “sonuna kadar giderim” restiyle, kendince bir huruç harekâtı düzenliyor. Bu bir siyasî rekabet ve tek kuralı var: Başarılı olmak.Başarının da tek ölçüsü var: Muhalefeti iktidar oyunundan düşürmek. Hukuk savaşı değil, demokratik kurallara göre oynanan bir oyun hiç değil. Kazanamazsa iktidarı, yani her şeyini kaybedecek. Gözünü karartmış, dönüşü çok zor bir yola girilmiş. Bunun bilinmesini, ısrarının ve ciddiyetinin kavranmasını istiyor.
Timur Soykan gözaltına alındığı zaman oyun bozuluyor.
Gözaltının tutuklanma ile sonuçlanmaması, yanlış hesabın Saray’dan dönmesi anlamına geliyor. Beri taraftakiler durumdan vazife çıkarmışlar; ne çare ki durumu yanlış anlamışlar. Muhtemelen fırçayı yemişlerdir.
Timur Soykan’ın gözaltına alınmasından, sonra da serbest kalmasından iki sonuç çıkıyor:
Birincisi dik durmak, pervasız davranmak karşıdaki gücü durdurup gerileten tek karşılık. İkincisi, durumdan vazife çıkartarak rol kapmaya çalışan kurumlar dahil, iktidar kanadında koordinasyon yok. Aslında ortalıkta koordine olup savaşa katılmaya niyetli olan pek kimse de yok. Baksanıza yargı operasyonlarından Adalet Bakanı bile bihaber.
Timur Soykan’ın yorumunun arkasında durarak, geri adım atmayarak yaptığı başka bir şey var: Doğru bilgi tekelini, İletişim Dairesi’nin elinden tek hamlede çekip alıyor. Böylece gazeteciler tekrar gerçek bilginin efendisi oluyor.
Bilgi, resmi antetli bir kâğıdın üzerine bir şeyler yazıp altına koca kurumlardan birinin yetkilisi sıfatıyla imza attığınız zaman gerçeğe dönüşmez, sadece fıkra konusu olur. Bilgi, farklı yorumlara, eleştirilere konu edildiği ve serbestçe tartışıldığı zaman gerçek sıfatını hakeder.






















