(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Mitoloji, masalın bir türüdür; diğerlerinden farkı büyüklere hitap etmesidir. Ulus devletler çağında bu masallar koca koca milletlerin varoluş hikâyesine kutsal bir temel oluşturmak için anlatılır.
Bizim ‘kurt’ masalımız da böyle icat edilmiştir.
Ayasofya iki yüz yaşında iken dikilen ve tarihimizin ilk yazılı belgesi olan Orhun Kitabesi’nde Gök Bilge Kağan “Yağı”da (yani yağmada) kendi askerini kurt, karşı tarafı da koyun sürüsü olarak tasvir eder.
Kim kurt, kim koyun? Aynı kitabede, tek tek saydığı seferlerin neredeyse tamamı diğer Türk boylarına karşı yapıldığına göre, kurt da koyun da Türk’tür.
Geçmiş zamanlarda atalarımızın giriştiği kanlı savaşlarda can veren ceddimizi alt alta yazıp toplasak, herhalde yüzde 90’dan fazlası aynı anadili konuştuğu düşmanın elinde son nefesini vermiştir. Yok olan halklar var. Bugün Fars-Arap dilinde Orta Asya’ya hâlâ “Deşt-i Kıpçak” deniyor. Tuna’dan İtil’e kadar egemen olan ve Orta Asya’ya kendi adını veren Kıpçak Türklerinin bugün sadece adı var. Peçenekler gibi.
Bağnazlık cehaletle beslenir.
Kurdu kutsal bir sembol olarak benimserken, başka halkların tarihindeki aynı figürden bihaber olmak sizi mutlu etmesin. Kurt figürü insanlığın ortak geçmişinde kendi halinde yaşayan toplulukların malına, canına göz dikerek hayatını sürdüren eşkıya grupları için kullanılmıştır. Kabilenin dışına atılan, farklı dilleri konuşan insanlar dağlarda-izbelerde bir araya geliyor ve yağma çeteleri kuruyor. Mitoloji, Roma’nın, bir dişi kurt tarafından beslenip büyütülen Remus Romulus isimli ikiz kardeşlerin liderliğinde bir araya gelen bir eşkıya çetesi tarafından kurulduğunu anlatıyor.
Ulus devletler çağında, bir ulus devlete sahip olabilmek için Türklük gerekli, ama yeterli değil.
Kurt kanununa mı tabi olacaksınız, yoksa hukuka ve insan haklarına saygılı (töresi olan) bir toplum olarak mı Türklüğe şan üstüne şan kazandıracaksınız?
Mitoloji dediğimiz masallar, anlatılış ve kutsanıp benimseniş şekline göre geçmişe dair bir açıklama değil, bugünkü halinize dair bir bilinç halini, bir varoluş biçimini temsil eder. Millet olmak bir tarih bilincine sahip olmaktır. Tarih denilen kırkambardan (bazen çöplükten) istediğinizi seçersiniz ve bu seçtiğiniz üzerine geleceğinizi inşa edersiniz. Tarih, bir millet olarak sahip çıktığınız kader birliğinin tecrübe edilmiş ve sağlamlığı kanıtlanmış halini ete-kemiğe büründürür, bir bilince dönüşür ve bu bilinç gelecekte de birlikte yaşama iradeniz olarak sizin şahsiyetinizi oluşturur, yönünüzü tayin eder.
Bugüne ve geleceğe bu gözle bakın.
Düşmanımız çok. Hangisi daha kavi, daha tehlikeli?
PKK mı? Yunanistan, Ermenistan mı? Her daim kuyumuzu kazan esrarengiz ve gizli güçler mi?
Yoksa memlekette hukuk bırakmayan, devlet gücünü arkalarına alıp milletin malına el koyan, can ve mal güvenliğini yok eden eşkıya çeteleri mi? Elindeki kamuya ait gücü soygun yapmak için kullanan bir polis, savcı veya yargıç kadar bir milletin geleceğini kim tehdit edebilir? Mesele siyasî kimliklerle, parti aidiyetleri ile açıklanamaz. Eşkıya eşkıyadır. İçişleri bakanının neredeyse her gün ifşa ettiği illegal örgütler, soygun çeteleri siyasî değil, eşkıyalık temelinde oluşmuş çeteler değil mi?
Ergenekon efsanesi, Kurtuluş Savaşı şartlarında ihtiyaç duyulan bir “çıkış” miti olarak kullanıldı. Ancak unutmayalım: İstiklal Harbi’nde biz gerçek savaşı Yunan’a karşı değil cephe gerisinde savaşan, askerin geride bıraktıklarına göz diken asker kaçaklarına-eşkıya çetelerine karşı verdik.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Türk milletinin varlığına ve bekasına karşı en ürkütücü güvenlik tehdidi illegal çetelerden geliyor. Başka düşmana ihtiyacınız yok. Devlete ait yetkinin ve gücün eşkıyanın emrine girdiği zaman, ortada millet de devlet de kalmaz.
Kurt ile kuzu masalına bir de bu gözle bakın.























