(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Rusya’da yaklaşan parlamento seçimleri öncesinde Yabloko’nun önce seçimlere katılmasına izin verildi, ardından Yüksek Mahkeme kararıyla aday listesi iptal edildi. Partinin önde gelen isimlerinden Lev Şlosberg’in 11 yıl bir ay hapis cezasına çarptırılmasıyla birlikte yaşananlar, Kremlin’in savaş karşıtı siyasi muhalefete yönelik baskısının yeni aşaması olarak değerlendiriliyor.
Rusya’da seçim takvimi ilerlerken dikkat çeken gelişme, ülkenin uzun yıllardır faaliyet gösteren liberal partisi Yabloko’nun sandık dışına itilmesi oldu. Partinin federal aday listesi 29 Temmuz’da Rusya Merkez Seçim Komisyonu tarafından oybirliğiyle kaydedildi. Ancak yalnızca günler sonra, Kremlin yanlısı Rodina partisinin başvurusu üzerine süreç tersine döndü. Rusya Yüksek Mahkemesi 10 Ağustos’ta Yabloko’nun seçim kaydını iptal etti. Partinin itirazı da 17 Ağustos’ta reddedildi.
Böylece Rusya’da Ukrayna savaşının sona erdirilmesini açık biçimde savunan tek kayıtlı siyasi parti, Eylül ayında yapılacak Devlet Duması seçimlerinde seçmenin karşısına çıkamayacak. Yabloko’nun seçim programının merkezinde ateşkes, diplomasi ve barış çağrısı bulunuyordu. Parti lideri Nikolay Ribakov ise seçimlerden çıkarılmalarının temel nedeninin “barış ve özgürlükten yana olmaları” olduğunu savundu.
Yabloko’nun seçimden çıkarılmasına gerekçe olarak ise yalnızca savaş karşıtı politikaları gösterilmedi. Rodina tarafından açılan davada parti, yabancı kaynaklardan finansman almak, seçim kampanyasında telif haklarını ihlal etmek ve aşırılıkçı olarak değerlendirilen içerikleri desteklemekle suçlandı. Rus mahkemesi bu iddiaların bir bölümünü kabul ederek Yabloko’nun seçim listesinin iptal edilmesine karar verdi.
Ancak kararın zamanlaması dikkat çekiyor. Yabloko, seçim otoritesi tarafından bütün belgeleri incelendikten sonra aday listesi onaylanmış bir parti durumundaydı. Ardından seçimlere yalnızca haftalar kala mahkeme kararıyla yarışın dışına çıkarıldı. Bu durum, Rusya’da seçimlerin hukuki prosedürlerinin siyasi rekabeti ne ölçüde belirlediği tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Asıl kritik nokta ise Yabloko’nun son dönemde karşılaştığı baskının yalnızca parti tüzel kişiliğiyle sınırlı kalmaması.
Partinin başkan yardımcısı Lev Şlosberg 17 Ağustos’ta 11 yıl bir ay hapis cezasına çarptırıldı. Şlosberg, Ukrayna’daki savaşı eleştiren açıklamaları nedeniyle Rus ordusu hakkında “yanlış bilgi yaymak” ve silahlı kuvvetleri “itibarsızlaştırmak” suçlarından mahkûm edildi. Davanın merkezinde ateşkes çağrıları ve savaş karşıtı açıklamaları da yer aldı. Şlosberg’in cezası ile Yabloko’nun seçimlerden çıkarılması aynı döneme denk geldi. Bu nedenle yaşananlar, birbirinden bağımsız iki hukuki işlemden ziyade Rusya’da savaş karşıtı siyasetin hareket alanının daraltılmasının iki farklı örneği olarak okunuyor.
Yabloko aslında Rus siyasi hayatında yeni bir aktör değil. 1993’te kurulan parti, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ortaya çıkan liberal siyasi hareketin önemli temsilcilerinden biri oldu. Boris Yeltsin döneminde de hükümete yönelik sert eleştiriler yöneltti. Parti 1990’larda Duma’da sandalye sahibi olsa da 2003’ten bu yana federal parlamentoda temsil edilmiyor.
Bugün Yabloko’nun parlamentoya dönmesi siyasi açıdan büyük bir kırılma yaratabilirdi. Çünkü parti, Rusya’daki diğer büyük siyasi aktörlerden farklı olarak Ukrayna savaşının sona erdirilmesini seçim kampanyasının temel unsurlarından biri haline getirdi.
Üstelik savaşın dördüncü yılına girilirken Rus toplumunda savaşın maliyetlerine ilişkin tartışmalar da tamamen ortadan kalkmış değil. Reuters’ın aktardığı Levada Center verilerine göre Rus ordusunun Ukrayna’daki faaliyetlerine verilen destek yüzde 66’ya gerilemiş durumda. Bu oran, savaşın başlangıcından bu yana ölçülen en düşük seviyelerden biri. Bu tablo Yabloko’nun mutlaka parlamentoya gireceği anlamına gelmiyor. Ancak seçimlere katılması, savaş konusunda farklı bir siyasi seçeneğin milyonlarca seçmenin önüne konulması anlamına gelecekti. Kremlin açısından asıl sorun da burada olabilir.
Çünkü otoriter sistemlerde seçimlerin yalnızca iktidarın kaç oy aldığıyla değil, seçmenin önüne hangi seçeneklerin konulduğuyla da ilgisi bulunuyor. Yabloko’nun seçimlerden çıkarılması, Rusya’daki savaş karşıtı seçmenin tercihlerini sandıkta görünür hale getirebileceği önemli bir kanalı ortadan kaldırıyor.
Parti yönetimi de mahkeme kararını bu açıdan değerlendiriyor. Yabloko lideri Ribakov, Yüksek Mahkeme’deki sürecin gerçek bir yargılama değil, bir “yargı süreci taklidi” olduğunu savundu. Mahkemenin kararının ardından destekçilerine yaptığı açıklamada partinin barış ve özgürlük talebi nedeniyle hedef alındığını söyledi. Mahkeme önünde Yabloko destekçilerinin toplanması da dikkat çekti. Destekçilerin bir bölümünün gözaltına alınması, seçim tartışmasının yalnızca parti listeleri üzerinden değil, sokaktaki siyasi ifade özgürlüğü üzerinden de yürüdüğünü gösterdi.
Burada Rusya’nın son yıllardaki siyasi dönüşümü de önem taşıyor. Ukrayna savaşının başlamasından sonra Moskova yönetimi, orduya yönelik eleştirileri ağır biçimde cezalandıran yasaları daha yoğun biçimde kullanmaya başladı. “Yanlış bilgi yayma” ve “orduyu itibarsızlaştırma” suçlamaları, savaş karşıtı açıklamalarda bulunan muhalif siyasetçiler ve aktivistler için önemli bir baskı aracına dönüştü.
Şlosberg’in 11 yılı aşan hapis cezası bu sürecin geldiği noktayı gösteriyor. Savaş karşıtı bir siyasi partinin üst düzey yöneticisi, yalnızca seçim yarışının dışında bırakılmıyor; aynı zamanda savaş hakkındaki görüşleri nedeniyle uzun süreli hapis cezasıyla karşı karşıya kalıyor. Bütün bunlar Rusya’daki 2026 parlamento seçimlerinin önemli bir paradoksunu ortaya çıkarıyor. Seçimler yapılacak, partiler yarışacak ve sandıklar kurulacak. Ancak savaşın kendisini sorgulayan en belirgin siyasi aktörlerden biri yarışın dışında kalacak. Bu nedenle Yabloko meselesi, yalnızca bir siyasi partinin seçimlere katılıp katılamamasıyla ilgili değil. Rusya’da savaş devam ederken toplumun savaşa ilişkin farklı görüşlerinin siyasal sistem içinde ne kadar temsil edilebildiğiyle ilgili.
Kremlin açısından Yabloko’nun küçük bir parti olduğu düşünülebilir. Fakat küçük bir partinin bile savaş konusunda alternatif bir söylemi sandığa taşıması, iktidarın oluşturmak istediği siyasi tablo açısından istenmeyen bir görüntü yaratabilir. Çünkü sandıkta görünen bir savaş karşıtı oy, yalnızca Yabloko’ya verilmiş bir oy olmayacak; aynı zamanda Rus toplumunda savaş konusunda farklı düşünenlerin varlığını da görünür hale getirecekti. Yabloko’nun seçimlerden çıkarılması bu ihtimali ortadan kaldırıyor. Ancak siyasi baskının bir başka sonucu daha olabilir. Muhalefetin seçim yoluyla kendisini ifade etmesinin önüne geçildikçe, sistem içindeki muhalefetin etkisi azalırken toplumdaki hoşnutsuzluğun nereye yöneleceği sorusu daha önemli hale geliyor.
Rusya’da bugün Yabloko’nun parlamentoya girmesinden çok daha büyük bir mesele var. Savaşın siyasi bedeli yükselirken, bu bedeli açıkça tartışabilecek siyasi alan giderek daralıyor.
Yabloko’nun önce seçimlere kaydedilip ardından mahkeme kararıyla yarıştan çıkarılması ve partinin önde gelen isimlerinden Şlosberg’in 11 yıl bir ay hapse mahkûm edilmesi, bu daralmanın son örneklerinden biri olarak tarihe geçiyor.





















