(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ortadoğu’nun krizlerinden uzak durarak değil, krizlerin ortasında güvenli bir merkez olmayı başararak büyüyen Dubai, 2026’daki İran savaşıyla tarihinin en önemli sınavlarından biriyle karşı karşıya. Şehirde hayat büyük ölçüde normale dönse de asıl sorun değişti. Dubai yeniden turistleri, şirketleri ve sermayeyi aynı güven duygusuyla çekebilecek mi?
Dubai’nin hikâyesi petrol zenginliğiyle açıklanamayacak kadar farklı. Emirlikte petrol 1966’da bulundu ancak rezervler Abu Dabi ile kıyaslandığında sınırlı kaldı. Bu nedenle Dubai, petrol gelirlerini doğrudan tüketmek yerine limanlara, havalimanlarına, serbest bölgelere ve ticaret altyapısına yatırarak başka bir model kurdu.
Cebel Ali Limanı, serbest bölgeler ve Emirates’in büyümesiyle birlikte Dubai, Avrupa, Asya ve Afrika arasındaki ticaret ve insan hareketliliğinin önemli merkezlerinden biri haline geldi. Sonraki yıllarda finans, turizm, gayrimenkul ve lojistik bu yapının üzerine eklendi. Bu modelin temelinde aslında tek bir unsur vardı o da güven.
Şirketler Dubai’de merkez açacaktı çünkü bölgedeki diğer ülkelere kıyasla daha istikrarlı bir ortam sunuyordu. Zenginler Dubai’ye taşınacaktı çünkü güvenli, modern ve küresel bağlantıları güçlü bir şehir algısı vardı. Turistler gelecekti çünkü savaşların ve siyasi krizlerin yaşandığı bir bölgede Dubai kendisini adeta ayrı bir dünya olarak pazarlıyordu.
2025 bunun en güçlü kanıtıydı. Dubai geçen yıl 19,59 milyon uluslararası ziyaretçi ağırladı ve ziyaretçi sayısını bir önceki yıla göre yüzde 5 artırarak üst üste üçüncü rekor yılını yaşadı. Dubai Uluslararası Havalimanı da 95,2 milyon yolcu ile rekor kırdı. Ancak 2026’da denklem değişti.
İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşın Körfez’e yayılması, Dubai’nin yıllardır satmakta olduğu güvenlik hikâyesini doğrudan hedef aldı. Füze ve insansız hava aracı saldırıları, hava sahasının kapanması ve uçuşların aksaması sadece fiziksel bir hasar yaratmadı. Çok daha önemli bir şeyi sarstı Dubai’nin risk algısını.
Bunun en görünür sonucu havacılıkta ortaya çıktı. Savaş öncesinde Dubai havalimanlarında yaklaşık 100 havayolu faaliyet gösterirken bu sayı temmuz ayında yaklaşık 50’ye kadar geriledi. Emirates kapasiteyi artırarak açığın önemli bölümünü kapatmaya çalışsa da British Airways, Air Canada ve Singapore Airlines gibi şirketler Dubai operasyonlarına dönüşlerini erteledi. Dubai Airports CEO’su Paul Griffiths, havalimanı altyapısına savaş sırasında 16 füze isabet ettiğini ve 111 füze alarmı yaşandığını açıkladı. Bu tablo Dubai’nin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.
Çünkü Dubai’nin ekonomik modeli hava ulaşımına olağanüstü bağımlı. Turistlerin gelmesi, yabancı çalışanların taşınması, uluslararası şirketlerin merkezlerini burada kurması ve küresel sermayenin hareket etmesi için şehrin dünyaya açık olması gerekiyor.
Nitekim savaşın etkisi sadece havalimanında görülmedi. Körfez turizmine ilişkin analizler, uçuş kapasitesindeki sert düşüşün ardından otel talebinin toparlanmasının daha yavaş gerçekleştiğine dikkat çekiyor. Yani uçakların yeniden uçmaya başlaması, insanların Dubai’ye dönmek için eski güven duygusunu hemen kazanması anlamına gelmiyor. Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Dubai çökmüş değil.
Tam tersine, şehrin krize verdiği tepki Dubai modelinin ne kadar güçlü olduğunu da gösteriyor. Emirlik yönetimi savaşın ardından iş dünyasının önde gelen temsilcileriyle toplantılar yaptı. Turizm ve perakende başta olmak üzere zarar gören sektörleri desteklemek için toplam 2,5 milyar dirhemlik, yaklaşık 681 milyon dolarlık bir destek paketi devreye alındı. Daha önemlisi, şirketlerin Dubai’den kitlesel biçimde kaçtığına dair bir tablo oluşmadı.
Dubai Integrated Economic Zones Authority’nin verilerine göre ekonomik bölgelerdeki doluluk oranı 2026’nın ilk yarısında yüzde 96 seviyesinde kaldı. Bu bölgelerde faaliyet gösteren şirketlerin sayısı yıllık yüzde 13, çalışan sayısı ise yüzde 24 arttı. Bu veriler, “Dubai bitti” söyleminin neden gerçeği tam olarak yansıtmadığını ortaya koyuyor.
Dubai’nin elinde hâlâ güçlü kozlar var. Vergi avantajları, gelişmiş altyapı, uluslararası finans sistemi, limanlar, havalimanları, serbest bölgeler ve küresel şirketlerle kurduğu ağ bir savaşla ortadan kalkmış değil. Ancak Dubai’nin karşı karşıya olduğu risk de küçümsenmemeli. Çünkü yatırımcı kararlarında artık yeni bir soru var: Dubai gerçekten güvenli mi? Bu soru birkaç yıl önce çok daha kolay yanıtlanıyordu. Şimdi ise Körfez’deki yeni bir savaşın, yeni füze saldırılarının veya Hürmüz Boğazı’ndaki uzun süreli bir krizin Dubai’ye ne kadar hızlı ulaşabileceği hesaplanmak zorunda.
Üstelik bu risk yalnızca turistler açısından geçerli değil. Bir şirketin genel merkezini Dubai’ye taşıması, milyonlarca dolarlık gayrimenkul yatırımı yapması veya yüksek gelirli bir ailenin çocuklarını burada okutması uzun vadeli kararlar. Bu insanların artık yalnızca “Dubai ne kadar konforlu?” sorusuna değil, “Bölgesel savaş yeniden çıkarsa burada kalmak ne kadar güvenli?” sorusuna da cevap araması gerekiyor.
Son gelişmeler bu endişenin ortadan kalkmadığını gösteriyor. Ağustos ayında BAE’nin İran’la finansal ve ekonomik işlemleri askıya alması, Dubai’nin İran’la tarihsel ticari ilişkileri açısından yeni bir belirsizlik yarattı. Bununla birlikte şehirde toparlanma işaretleri de güçleniyor. 24 Ağustos itibarıyla Körfez havacılığında yolcu trafiğinin beklenenden hızlı toparlandığı, havalimanı projelerinin devam ettiği ve yatırımcı güveninin kademeli olarak geri geldiği bildiriliyor. Dolayısıyla Dubai’nin geleceği için bugün iki farklı hikâye aynı anda yazılıyor.
Birinci hikâye, savaşın Dubai modelinin sınırlarını gösterdiği yönünde. Şehir ne kadar güçlü altyapıya sahip olursa olsun, bölgesel savaşlar uzadığında hava ulaşımı, turizm, yatırım ve insan hareketliliği bundan kaçamıyor.
İkinci hikâye ise Dubai’nin krizleri absorbe etme kapasitesinin hâlâ çok yüksek olduğu. 2008 finans krizinden ve pandemiden sonra olduğu gibi şehir yeniden toparlanabilir. Çünkü Dubai’nin ekonomik gücü artık petrol gelirlerinden değil, küresel ağlardan geliyor. Asıl belirleyici unsur ise bundan sonra savaşın kendisinden çok savaşın tekrar edip etmeyeceği olacak.
Eğer Körfez’de kalıcı bir normalleşme sağlanırsa Dubai’nin mevcut avantajları yeniden ağır basabilir. Nitekim bugün bile bazı göstergeler toparlanmanın beklenenden hızlı olabileceğine işaret ediyor. Ancak çatışmalar yeniden sıklaşır ve Dubai birkaç yıl boyunca kendisini tekrar tekrar savaşın içinde bulursa, sorun çok daha ciddi hale gelir. Çünkü Dubai’nin bugüne kadar sattığı en değerli şey gökdelenleri, alışveriş merkezleri ya da lüks otelleri değildi. Dubai’nin asıl ürünü güvendi. Şimdi şehir, savaşın yarattığı fiziksel hasardan çok bu güven duygusunu yeniden inşa etmeye çalışıyor. Bu nedenle “Dubai bitti” demek için henüz erken. Fakat “Dubai eskisi gibi devam ediyor” demek de artık mümkün değil.
2026 savaşı işte tam olarak bu iddiayı sınadı. Bundan sonraki yıllarda Dubai’nin kaderini belirleyecek olan da bu iddianın ne kadar süre daha inandırıcı kalacağı olacak.























