(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Gazze’deki savaşın geride bıraktığı en ağır sorulardan biri artık sadece kaç kişinin öldüğü değil, kaç kişinin nerede olduğunun hâlâ bilinmediği. Binlerce Filistinlinin akıbeti belirsiz. Kimi enkazların altında, kimi ise İsrail tarafından gözaltına alınmış olabilecek kişiler arasında aranıyor.
Gazze’de kayıpların gerçek boyutunu ortaya çıkarmak savaşın yarattığı yıkım nedeniyle son derece zor. Enkaz altında kalan cesetlere ulaşmak için ağır iş makinelerine ihtiyaç duyuluyor. Ancak yıkımın boyutu ve altyapının büyük ölçüde tahrip olması arama çalışmalarını yavaşlatıyor. Kızılhaç da kayıp yakınlarından binlerce başvuru aldığını açıklıyor.
Bu nedenle açıklanan ölü sayıları ile gerçek can kaybı arasında fark oluşması ihtimali bulunuyor. Özellikle uzun süre enkaz altında kalan insanların kimliklerinin belirlenmesi de ayrı bir sorun. Cesetlere ulaşılsa bile DNA testi ve diğer adli yöntemler için gerekli koşullar her zaman bulunmuyor.
Fakat Gazze’deki kayıpların tamamını enkaz altında aramak da tabloyu eksik bırakıyor. Savaş boyunca İsrail güçlerinin gözaltına aldığı Filistinlilerin önemli bir bölümü için ailelerine yeterli bilgi verilmediğine ilişkin ciddi iddialar bulunuyor. BM İnsan Hakları Ofisi, Gazze’den gözaltına alınan bazı kişilerin akıbeti ve nerede tutulduklarının açıklanmamasının zorla kaybetme konusunda ciddi endişeler doğurduğunu daha önce raporladı.
İsrailli insan hakları kuruluşu HaMoked’in Ağustos 2026 verileri de İsrail hapishane sisteminde binlerce Filistinlinin tutulduğunu gösteriyor. Ancak kuruluşun açıkladığı rakamlar, İsrail ordusunun doğrudan elinde tuttuğu Gazzelileri kapsamıyor. Bu durum, toplam tabloyu takip etmeyi daha da güçleştiriyor.
Dolayısıyla Gazze’deki “kayıplar” meselesinin tek bir açıklaması yok. Bir kısmının enkaz altında hayatını kaybetmiş olması muhtemel. Bir kısmının kimliği belirlenememiş cesetler arasında bulunması mümkün. Bir kısmının ise gözaltına alınmış olabileceği düşünülüyor.
Asıl sorun ise ailelerin çoğu zaman bu ihtimaller arasında seçim yapamaması. Bir annenin çocuğunun öldüğünü bilmesi bile tarifsiz bir acı. Ancak çocuğunun yaşayıp yaşamadığını dahi bilmemesi, acıyı sürekli hale getiriyor.
Ahmed el Madhoun’un hikâyesi bu belirsizliğin en çarpıcı örneklerinden biri. Down sendromlu 21 yaşındaki Ahmed, Mayıs 2025’te Gazze’de kayboldu. Ailesi onun öldürülmüş olabileceğinden şüpheleniyor ancak gözaltına alınmış olma ihtimalini de dışlayamıyor.
Benzer şekilde Mahmud’un ailesi de oğullarının İsrail saldırısında öldüğünü düşünüyordu. Daha sonra sosyal medyada gözleri ve elleri bağlı bir tutuklunun İsrail askerleriyle çekilmiş fotoğrafını gördüler ve fotoğraftaki kişinin Mahmud olduğuna inandılar. Ancak İsrail Cezaevi Servisi, Mahmud’un kayıtlarında bulunmadığını açıkladı. İsrail ordusundan ise BBC’nin sorularına yanıt gelmedi. Burada savaşın yalnızca fiziksel yıkım yaratmadığı görülüyor. Kayıtların yokluğu ve bilgiye erişimin sınırlanması da başlı başına bir insani kriz yaratıyor.
Kızılhaç’ın kayıp kişiler konusunda yürüttüğü çalışmaların önündeki en önemli sorunlardan biri de gözaltındaki kişilere erişim. Örgüt, ailelerin başvurularını topluyor ve ilgili makamlarla akıbetlerini netleştirmeye çalışıyor. Ancak erişim kısıtlamaları ve savaş koşulları nedeniyle bu süreç son derece zor ilerliyor.
Bu yüzden Gazze’deki savaşın bilançosunu yalnızca ölüm rakamları üzerinden okumak yetersiz kalıyor. Enkazların altında kalanlar, kimliği belirlenemeyen cesetler ve nerede tutulduğu bilinmeyen tutuklular aynı zamanda savaşın görünmeyen bilançosunu oluşturuyor. Belki de en ağır gerçek bir savaş sona erse bile bu insanların hikâyesi bitmeyecek. Çünkü aileler için gerçek hesaplaşma, silahların susmasından sonra başlayacak. Kim öldü, kim hayatta kaldı, kim nerede tutuldu ve kimlerin cenazesine hâlâ ulaşılamıyor? Gazze’nin yıkıntıları arasında yalnızca binalar değil, binlerce insanın hikâyesi de kaybolmuş durumda.























