(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Eskiden siyasetin bir nezaketi ve erdemi vardı. Siyaset sadece siyasetçiler arasında yapılırdı. Bir siyasetçinin eşi, çocukları ve yakın çevresi hiçbir zaman siyasetin mezesi haline gelmezdi. Çünkü bu kuralları olmasa da siyasetin bir erdemiydi.
Siyasetçiler, meydanlarda birbirlerinin siyasi durumları eleştirir, birbirlerini yerden yere vurur, ancak aile çevresine tek kelime etmemeye özen gösterirlerdi.
Bu geçmişten bugüne kadar da, bir nezaket çerçevesinde devam etmişti. Ancak birkaç gün önce, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu ile ilgili yaptığı paylaşıma kadar.
Buradan bütün siyasetçilere açık çağrımdır. Parti gözetilmeksizin hepiniz Melih Gökçek’e tepki gösterin. Yanlış olduğunu her ortamda dile getirin.
Şayet bu nezaket kapsını açık bırakırsanız, bu yanlış üslup ve dil sizi ve yakınlarını da bulur.
Bir ülkenin siyasetçileri birbirlerini icraatları, projeleri, ekonomi politikaları, hukuk anlayışları ve ülkenin geleceğine ilişkin tercihleri üzerinden eleştirmek yerine; eşlerin, çocukların, ailelerin ve insanların özel hayatları üzerinden birbirlerine yüklenmeye başladığında, aslında yalnızca bir siyasi tartışmanın sınırlarını aşmış olmayız.
Aynı zamanda toplumun mahremiyet anlayışını da zedelemiş oluruz. Son örnek, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu’na ilişkin sosyal medya paylaşımı oldu.
Gökçek’in İmamoğlu’nun denizde mayolu fotoğrafını paylaşması bir siyaset ya da muhalefet değil. Tam aksine nezaketsizlik, ahlak sınırlarını aşan, edep yaklaşımı sonuna kadar zorlayan bir zorbalıktan başka bir yaklaşım değil.
O zaman toplumun muhalif kesimi de, Gökçek ailesinin özel hayatıyla ilgili paylaşım yaptığında hiçbir tepki vermemesi gerekiyor. Kaldı ki, Sayın İmamoğlu’nun denizde bir arkadaşıyla yüzmesi kimi rahatsız ediyor?
Aynı denizin içinde yüzlerce insanda birlikte suya giriyor. Gökçek sadece İmamoğlu’nu değil, aynı kadrajda bulunan yüzlerce bayan ve erkeği de açık hedef haline getirmiyor mu?
Gökçek, Dilek İmamoğlu’nun Bodrum’da denizde çekildiği öne sürülen görüntülerini paylaşarak, “Bilin bakalım Bodrum’da keyif yapan bu hanımefendi kim?” ifadesini kullandı. Paylaşım kısa sürede tepki topladı ve daha sonra kaldırıldı.
Burada asıl sorulması gereken soru son derece basit:
Bir insanın denize girmesi, hele ki o insanın eşi cezaevindeyken, neden siyasi bir suçlama malzemesi olsun?
Dilek İmamoğlu’nun eşi tutuklu olabilir. Bu durumun siyasi, hukuki ve insani boyutları elbette tartışılabilir. Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen süreç eleştirilebilir, savunulabilir, sorgulanabilir. Fakat bütün bunların Dilek İmamoğlu’nun denize girip girmemesiyle ne ilgisi vardır?
İnsanların acı çekme biçimleri aynı değildir.
Bir yakını cezaevinde olan insanın hayatını tamamen durdurmasını beklemek, üstelik bunu bir sadakat testi haline getirmek, hem insani açıdan hem de siyasi kültür açısından son derece sorunlu bir yaklaşım.
İnsan gülebilir.
İnsan denize girebilir.
İnsan çocuklarıyla vakit geçirebilir.
İnsan birkaç saatliğine gündemden uzaklaşmak isteyebilir.
Bunların hiçbiri yaşanan hukuki veya siyasi sürece ilişkin bir görüş beyanı değildir.
Daha önemlisi, bir insanın yüzündeki ifadeden onun vicdanını, sevgisini veya eşine bağlılığını ölçemezsiniz.
Bu olayın bir başka boyutu daha var: Siyasetçinin ailesi.
Türkiye’de siyaset uzun zamandır yalnızca siyasetçilerin kendileriyle sınırlı kalmıyor. Eşler, çocuklar, anne-babalar ve yakınlar da siyasi tartışmaların içine çekiliyor. Oysa demokratik toplumlarda siyasi sorumluluk kişiseldir.
“EKREM İMAMOĞLU’NUN FATURASI DİLEK HANIM’A KESİLEMEZ”
Bir belediye başkanının hesabını eşinden soramazsınız.
Bir milletvekilinin politikalarını çocuğunun hayatı üzerinden tartışamazsınız.
Bir siyasi lideri eleştirmek için eşinin özel hayatını didikleyemezsiniz.
Çünkü bunun adı siyasi eleştiri olmaktan çıkar; kişiselleştirme ve mahremiyetin siyasetin malzemesi haline getirilmesi olur.
Üstelik bu yaklaşımın sonu yoktur.
Bugün bir siyasetçinin eşinin tatildeki görüntüsü üzerinden ahlaki hüküm veren anlayış, yarın başka bir siyasetçinin eşinin restoran tercihini, kıyafetini, tatilini, gülüşünü veya arkadaşlarıyla çekilmiş fotoğrafını tartışmaya açabilir.
Sonunda siyaset, “Kim ne yaptı?” sorusundan “Kimin eşi nerede, ne yapıyor?” seviyesine iner.
Bunun kaybedeni ise yalnızca hedef alınan kişi olmaz.
Siyasetin kendisi kaybeder.
Melih Gökçek, siyasi eleştiri yapabilir. Ekrem İmamoğlu’nu sert biçimde eleştirebilir. İmamoğlu’nun politikalarını, belediyecilik anlayışını veya hukuki sürecini savunduğu ya da eleştirdiği noktaları kamuoyu önünde tartışabilir.
Fakat bir siyasi tartışmanın ağırlık merkezi Dilek İmamoğlu’nun denize girip girmediğine kayıyorsa, burada artık siyaset adına savunulacak fazla bir şey kalmamıştır.
“İYİ SİYASETÇİ, RAKİBİNİN AİLESİNİ HEDEF ALMAZ”
Çünkü güçlü siyasetçinin elinde güçlü argümanlar olur.
Rakibinin eşinin fotoğrafına değil, rakibinin politikalarına cevap verir.
İyi siyasetçi, karşısındaki insanın ailesini değil, fikrini hedef alır.
Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey budur:
Siyasetin yeniden siyasetçilere bırakılması.
Eşlerin yatak odalarından, çocukların fotoğraflarından, tatillerden ve özel anlardan çıkarılıp yeniden ekonomi, hukuk, adalet, belediyecilik, eğitim ve ülkenin geleceği konuşulmalı.
Çünkü bir ülkede siyaset ne kadar sert olursa olsun, bazı sınırlar vardır.
O sınırlar aşılınca artık rakibinizi değil, kendi siyasi kültürünüzü de yaralamaya başlarsınız.
Dilek İmamoğlu’nun denize girmesi üzerinden yürütülen tartışmanın bize hatırlattığı en önemli gerçek de budur:
Bir insanın eşinin tutuklu olması, onun hayatını askıya almasını gerektirmez.
Ve hiçbir siyasi görüş, başkasının özel hayatını denetleme hakkı vermez.
Siyasetin söyleyecek sözü varsa kürsüler oradadır.
Meclis oradadır.
Sandık oradadır.
Ama deniz kenarı, bir insanın hayatının birkaç saatini yaşadığı yerdir.
Orayı siyasi hesaplaşmanın sahnesine çevirmemek, aslında hepimizin birbirimize borçlu olduğu asgari nezakettir.
Ve önemlisi de, bu tarz paylaşımlara en fazla, Ak Partili siyasetçiler tepki vermeli.
Hem de en üst perdeden.
























