(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Malatya kayısısı için sorun artık yalnızca tarladaki fiyat değil. Bir yanda üreticinin emeğinin karşılığını alamadığı yönündeki şikâyetler, diğer yanda dünya pazarında hızla büyüyen daha ucuz rakipler var. Türkiye’nin yıllardır dünya kuru kayısısındaki liderliğini koruduğu bir alanda, fiyat avantajını kaybetmeye başlaması sektör açısından ciddi bir uyarı.
2026 yılı için Malatya’nın kuru kayısı rekoltesi 67 bin 418 ton olarak açıklandı. Geçen yılki zirai donun ardından üretimde toparlanma yaşanırken, piyasaya daha fazla ürün gelmesi fiyatları aşağı çekti. Güncel verilere göre ihracatlık 4 numara kuru kayısının piyasa fiyatı yaklaşık 260-280 lira seviyesinde bulunuyor. Üretim maliyetinin ise 100-150 lira arasında olduğu belirtiliyor.
Ancak üreticinin itirazı yalnızca kilogram fiyatına değil. Kayısı, yüksek emek isteyen bir ürün. Hasadından kurutulmasına, ayıklanmasından depolanmasına kadar çok sayıda aşamadan geçiyor. Gübre, ilaç, mazot ve işçilik maliyetleri yükselirken üreticinin eline geçen paranın gelecekte üretimi sürdürebilecek düzeyde olup olmadığı tartışılıyor.
Bu nedenle Malatya’da üretici temsilcilerinin Toprak Mahsulleri Ofisi’nin piyasaya müdahale etmesi yönündeki çağrıları önem kazanıyor. Fakat burada da sektör içinde farklı görüşler var. Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan, mevcut fiyatların üretim maliyetinin üzerinde olduğunu ve henüz müdahale gerektiren bir tablonun oluşmadığını savunuyor.
Asıl büyük tehlike ise üreticinin sattığı fiyat ile dünya pazarındaki rekabet arasındaki makasın açılması. Türkiye 2025 yılında 47 bin 699 ton kuru kayısı ihraç ederek 303,6 milyon dolar gelir elde etti. Ortalama ihracat fiyatı yaklaşık 6,37 dolar/kg oldu. Özbekistan ise 2025’in ilk 11 ayında 23,9 bin ton kuru kayısı ihraç etti ve ihracat miktarını önceki yılın aynı dönemine göre 2,4 kat artırdı. Üstelik ortalama ihracat fiyatı yalnızca 1,92 dolar/kg seviyesindeydi. Bu rakamlar çok önemli bir değişime işaret ediyor.
Malatya kayısısı daha yüksek fiyatla satılıyor çünkü yıllar içinde oluşturulmuş bir kalite ve marka algısına sahip. Avrupa Birliği tarafından coğrafi işaretle tescillenmiş olması da bu değeri güçlendiriyor. Ancak dünya piyasasında tüketici ve ithalatçı açısından fiyat farkı aşırı büyüdüğünde, kalite avantajının tek başına pazarı koruması zorlaşıyor.
Nitekim son dönemde Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi Orta Asya ülkelerinin kuru kayısı üretiminde ve kurutma tekniklerinde ilerleme kaydettiği belirtiliyor. Düşük üretim maliyetleri ve artan üretim kapasitesi bu ülkeleri Malatya için daha ciddi rakiplere dönüştürüyor.
Üstelik mesele artık sadece uzak pazarlardaki rekabet de değil. Türkiye’nin kendisi de Özbekistan’dan kuru kayısı ithal eden ülkeler arasında yer alıyor. Bu durum, küresel kayısı piyasasında dengelerin değişmeye başladığını gösteriyor. Türkiye’nin önündeki temel soru bu nedenle “Kayısıyı daha pahalıya satabilir miyiz?” değil. Asıl soru, “Dünyaya kayısı satmaya devam ederken üreticiyi nasıl ayakta tutacağız?”
Çünkü ihracat fiyatını sürekli yükseltmek kısa vadede daha fazla döviz geliri sağlayabilir. Fakat fiyat yükseldikçe alıcıların daha ucuz alternatiflere yönelmesi de mümkün. Nitekim Malatya Ticaret Borsası tarafında da kayısının dolar bazındaki fiyatı yükseldikçe ihracat miktarının daraldığına dikkat çekiliyor.
2026’nın ilk altı ayındaki rakamlar bu ikilemi açık biçimde ortaya koyuyor. Türkiye 12 bin 844 ton kuru kayısı ihraç ederken 115,2 milyon dolar gelir elde etti. Kilogram başına ortalama ihracat değeri 9 doların üzerine çıktı. Yani Türkiye daha az ürün satarak daha yüksek birim gelir elde edebiliyor. Bu ilk bakışta olumlu görünebilir. Ancak uzun vadede pazar kaybı başlarsa yüksek birim fiyatın avantajı tersine dönebilir.
Malatya’nın kayısıdaki başarısı sadece üretim miktarından kaynaklanmıyor. Yıllar içinde oluşturulmuş bir marka, ihracat ağı, işleme altyapısı ve tüketici güveni var. 1978-2024 döneminde 2 milyon 742 bin ton kuru kayısı ihracatından yaklaşık 8 milyar dolar gelir elde edilmesi, bu ürünün Türkiye açısından nasıl stratejik bir tarım ihracat kalemi hâline geldiğini gösteriyor. Tam da bu nedenle ürünün marka değerini korumak gerekiyor.
Malatya kayısısına başka ülkelerden daha ucuz ürünlerin karıştırıldığı yönündeki iddialar doğruysa, mesele birkaç ihracatçının daha fazla kazanmasıyla sınırlı kalmaz. Çünkü coğrafi işaretli bir ürünün en önemli sermayesi tüketicinin güvenidir. Bir kez “Malatya kayısısı” adı altında farklı kalite ve menşelerin satıldığı algısı oluşursa bunun bedelini bütün sektör öder.
Burada özellikle dikkatli olmak gerekiyor. Özbek kayısısının Malatya kayısısına karıştırıldığı yönündeki iddialar şu aşamada üretici temsilcilerinin açıklamaları olarak ele alınmalı. Kesinleşmiş bir tespit gibi sunulmamalı. Ancak iddianın kendisi bile denetim mekanizmalarının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Çünkü Türkiye’nin kayısıdaki asıl avantajı yalnızca ucuz üretim yapmak değil. Türkiye’nin avantajı “Malatya kayısısı” markası. Bu marka kaybedilirse Özbekistan’la 1,92 dolara karşı 6-9 dolarlık fiyat farkını açıklamak çok daha zor hâle gelir.
Dolayısıyla çözüm sadece TMO’nun kaç liradan alım yapacağına indirgenmemeli. Üreticinin maliyetini karşılayabileceği sürdürülebilir bir fiyat mekanizması oluşturulmalı, ihracatçının rekabet gücü korunmalı, ürün kalitesi ve menşei konusunda çok daha sıkı denetim yapılmalı. Aksi hâlde ortaya garip bir tablo çıkacak.
Dünyanın en önemli kuru kayısı üreticilerinden biri olacağız ama üreticimiz para kazanamayacak. Yüksek kaliteli ürünümüzü yüksek fiyata satacağız ama müşteriler daha ucuz rakiplere yönelecek.






















