(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Lig başlamadan hem MHK hem de TFF’yi işaret ederek, “Dünya yıldızları Türkiye’de; lütfen hakemleri konuşmayalım!” diye yazmıştım.
Amacım belliydi…
Artık Türk futbolseverleri Avrupa’da olduğu gibi, sadece futbol konuşmak istiyor.
Hakem hatalarının ve yöneticilerinin nobran ve üsten bakışla tehdit sözlerinin futbolun önüne geçmesini istemiyor.
Haksız mı?
Dünyanın en iyi oyuncuları sıralamasında öne çıkan Romelu Lukaku, Vedat Muriqi, Dušan Vlahović, Mohamed Salah ve Darwin Núñez gibi isimleri yöneticiler ülkemize getirmiş.
Bırakın da gönül rahatlığı ile bir 90 dakika izleyelim.
Ama daha ligin ilk haftası ortalık yine yangın yeri gibi.
Hakemler formsuz ve takıma göre karar vermeye başladı.
En önemlisi de “VAR” adı verilen ama “YOK” olan uygulama hiçbir şekilde sahaya müdahil olmuyor.
Anlaşılır gibi değil ne yazık ki!
Diyorum ya…
“Dünya yıldızları Türkiye’de; lütfen hakemleri konuşmayalım!” demiştim.
Keşke konuşmasaydım…
Keşke sezonun ilk haftasında sahadaki yıldızları, güzel golleri, futbolun heyecanını ve tribünlerin coşkusunu konuşabilseydik.
Ama olmadı.
Daha ligin ilk haftası bitmeden yine aynı yere geldik: Hakemler, VAR, penaltılar, ayrıcalıklar, büyük takımlar ve bitmek bilmeyen tehditler…
Fenerbahçe’nin Gençlerbirliği karşısında aldığı 2-1’lik yenilginin ardından Genel Sekreter Mahmut Uslu’nun açıklamaları, tartışmayı daha da başka bir boyuta taşıdı.
Uslu, iki penaltılarının verilmediğini savunarak “Bu şekilde bu lig devam etmez” dedi; ardından “Aklınıza ne gelirse yaparız… Her şeyi yaparız. Bu kadar gözü kararttık” ifadelerini kullandı.
Şimdi bir dakika durup düşünelim.
Lig daha başlamadı denecek kadar erken… Ama tehditler başladı bile.
Bir takım kaybediyor, hakem kararlarını eleştiriyor. Buraya kadar anlaşılabilir. Hakem hatası varsa elbette konuşulmalı, eleştirilmeli, gerektiğinde hesap sorulmalı.
Fakat “Aklınıza ne gelirse yaparız” noktasına geldiğimizde artık mesele yalnızca iki penaltı pozisyonu olmaktan çıkıyor.
Çünkü bu sözler, Türk futbolunun yıllardır içinde bulunduğu daha büyük bir hastalığı gösteriyor:
Büyük kulüpler hakemlerden memnun değilse sistem sorgulanıyor; küçük kulüpler hakemlerden canı yandığında ise çoğu zaman kimsenin sesi çıkmıyor.
İşte asıl konuşmamız gereken mesele bu.
Hakem hata yapabilir. Hakem kötü yönetebilir.
VAR yanlış karar verebilir. Bunların hepsi futbolun içerisinde tartışılabilir.
Ama hakemlerin üzerinde kulüp yöneticilerinin sürekli bir baskı oluşturduğu, her tartışmalı kararın ertesi gün yöneticilerin açıklamalarıyla büyütüldüğü bir ligde, hakemden nasıl sağlıklı karar vermesini bekleyeceğiz?
Üstelik mesele yalnızca Fenerbahçe de değil.
Cuma günü oynanan karşılaşmalardan itibaren büyük takımlara gösterilen müsamaha, küçük takımların benzer pozisyonlarda gördüğü muamele ve hakem kararlarındaki standart tartışmaları yeniden gündeme geldi.
Sonra biz çıkıp “Bu sezon hakemleri konuşmayalım, yıldızları konuşalım” diyoruz.
Nasıl konuşmayalım?
Bir futbolcunun milyonlarca Euro’luk transferini konuşurken, aynı maçta hakemin verdiği veya vermediği bir kararın maçın sonucunu değiştirme ihtimalini görmezden mi gelelim?
Hayır.
Hakemleri konuşalım.
Ama hakemleri futbolun merkezine koymadan konuşalım.
Hakem hatası varsa ortaya koyalım. Hakem kötü yönetmişse eleştirelim. VAR sistemi çalışmıyorsa hesabını soralım.
Fakat aynı zamanda büyük kulüplere de şu soruyu soralım:
Siz kazanırken hakemler neden bu kadar az konuşuluyor da kaybedince bütün sistem tartışmaya açılıyor?
Asıl adalet burada başlıyor.
Çünkü adalet, yalnızca sizin aleyhinize verilen kararları eleştirmek değildir.
Adalet, lehinize verilen hatalı kararı da aynı cesaretle eleştirebilmektir.
Futbol Federasyonu’na da büyük görev düşüyor.
Eğer gerçekten yeni sezonda temiz, adil ve güvenilir bir lig istiyorsak, daha ilk haftadan “Böyle devam ederse lig devam etmez” sözlerinin havada uçuştuğu bir ortam normalleştirilmemeli.
Kulüpler haklarını aramalı.
Ama tehdit ederek değil.
Federasyon da karar almalı.
Ama kulüplerin gücünden çekinerek değil.
Hakemler hata yapabilir.
Ama hata yaptıklarında bunun hesabını verecekleri şeffaf bir sistem kurulmalı.
Ve en önemlisi…
Futbolcunun formasının rengi hakemin kararını değiştirmemeli.
Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor ya da Gençlerbirliği…
Hepsi aynı kurala tabi olmalı.
Çünkü ligin marka değerini yıldız transferleri kadar yükselten şey, yıldızların hangi takımda oynadığı değil; her takımın aynı şartlarda mücadele ettiğine dair inançtır.
Birkaç gün önce, “Dünya yıldızları Türkiye’de; lütfen hakemleri konuşmayalım!” demiştim.
Bugün fikrimi biraz değiştirdim:
Hakemleri konuşacağız.
Ama sadece büyüklerin canı yandığında değil.
Küçüklerin canı yandığında da.
Sadece penaltımız verilmediğinde değil, rakibe verilmemesi gereken penaltı verildiğinde de.
Sadece bizim futbolcumuz kırmızı kart gördüğünde değil, rakibin görmesi gereken kırmızı kart es geçildiğinde de.
Çünkü Türk futbolunun ihtiyacı olan şey daha fazla tehdit değil.
Daha fazla bağırış değil.
Daha fazla “bizim hakkımız yendi” açıklaması da değil.
İhtiyacımız olan şey, herkes için aynı adalet.
Yoksa sezonun daha ilk haftasında gördüğümüz tablo bize şunu söylüyor:
Dünya yıldızları Türkiye’ye gelmiş olabilir.
Ama anlaşılan o ki hakem tartışmaları hiç gitmemiş.
Ve korkarım, bu sezon da futbolu konuşabilmek için önce hakemleri konuşmak zorunda kalacağız.
Futbol severler olarak, hep birlikte Fenerbahçe Genel Sekreteri Mahmut Uslu’nun, “Aklınıza ne gelirse yaparız. Her şeyi yaparız, bu kadar gözü kararttık.” Sözlerine tepki gösterelim.
En fazla da Fenerbahçe taraftarı göstermeli.
Biz de Uslu’ya seslenelim…
Futbol severler olarak biz de gözümüzü kararttık…
Biz sadece futbol konuşmak istiyoruz.
Yöneticilerin yavan ve tehdit içerikli sözlerini duymak istemiyoruz.
Futbol konuşmayan insanları da yeşil sahanın dışına atalım.
Haydi hodri meydan…
Var mısınız?






















