(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Yorucu ve uzun gecelerden sonra yargı kararını verdi; İmamoğlu’nu ‘yolsuzluk’ dosyasından tutukladı, ‘terörden’ ise ‘kuvvetli suç şüphesiyle’ serbest bıraktı. ‘Zaten tutuklu…’ demeye getirdi. Hukuk dosyaya bakar, eğer ‘tutukluğunu gerektirecek’ şüphe ve delil varsa gereğini yapar. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararı bir hukuki veya siyasi manevra gibi…
Ben ‘Şimdi tutuklamıyorum ama ileride tutuklayacağım…’ diye okudum. Nitekim çok geçmeden savcılık ‘serbest bırakma’ kararına itiraz edeceğini duyurdu. Her ne kadar CHP Lideri Özgür Özel ‘kayyım tehlikesi ortadan kalktı’ demiş olsa da o risk hala varlığını bütün ciddiyetiyle koruyor. Ayrıca Özel’in ‘İmamoğlu’nu verdik, Belediye’yi kurtardık’ diye anlaşılacak sözlerini yadırgamamak mümkün mü?
Henüz ‘kurtarılmış’ bir şey yok… Hukuki süreç devam ediyor. Lafın gelişi tabii. Diplomanın iptaliyle başlayan, gözaltıyla süren ve tutuklamaya sona eren ‘İmamoğlu sürecini’ hukukla izah etmek mümkün değil. Bütün bu kararların ‘siyasi’ olduğunun herkes farkında. İktidara yakın medya dosyanın içeriğiyle ilgili ‘yoğun propaganda’ yapsa da kamuoyunu ikna edebilmiş değil. Zamanlama başlı başına problem…
‘Ön seçim…’ için gün hatta saatler sayılırken bir anda ortalık toz dumana döndü. Nedeni belli… İmamoğlu’nun önünü kesmek, cumhurbaşkanlığı adaylığını engellemek… Diplomanın iptali bunun için yeterliydi. Fakat AK Parti’yi kesmemiş olmalı ki ‘yolsuzluk ve terör operasyonuna’ yol verdi. Ve İmamoğlu tutuklanarak Silivri’ye gönderildi. İktidar yanlısı kalemlere bakılırsa ‘3-5 yıl’ dışarı çıkamayacak, güneş yüzü göremeyecek. Senaryo bu…
BİR VİCDAN ÇIKIŞI…
Girenin unutulduğu da bir ülke gerçeği… Selahattin Demirtaş’ın bu kadar uzun süre hapis yatacağını kim öngörebilirdi? Ümit Özdağ’ın tutuklanıp, içeri konacağını tahmin etmek mümkün müydü? Aylar oldu, hapiste… Bu topraklarda siyaset ile hapishane arasında bir akrabalık bir ilişkiden söz etmek mümkün. Hapishane bir son değil, bir başlangıç… Erdoğan’ın Ankara yürüyüşüne Pınarhisar’dan start verdiğini unutmamak lazım. Tabii herkesin kaderi farklı… Siyasi yolculuğu da…
İmamoğlu’nun Demirtaş ve Özdağ’a benzemeyeceğini rahatlıkla öngörebiliriz. Arkasında kitle CHP sınırlarını aştı. Bir ‘mağduriyet algısı’ oluştu. Ne diplomanın iptalini ne de tutuklama kararını toplum kabullendi. Aksine itiraz ve isyan etti. Sokaklar ve meydanlar bu kadar ‘renkli yürüyüş ve protestolara’ sahne olmamıştı. Kalabalığın içinde her siyasi görüş ve partiden insan var. DEM’li de var, İYİ ve Zafer Partili de… Başta üniversite öğrencileri olmak üzere toplumun önemli kesimi ayakta. Bir vicdan çıkışı bu…

İmamoğlu, başına gelenlerin ‘siyaseten lehine’ olduğunun farkında. Verdiği bütün mesajlarda bunun ip uçları var. Şu sözlere bir bakın; ‘Korkunun ecele faydası yok! Öyle de yenileceksin! Böyle de yenileceksin. Haklılığımıza, cesaretimize, tevazumuza, güler yüzümüze yenileceksin! Demokrasimize yapılan bu darbeyi, bu kara lekeyi el birliğiyle söküp atacağız. Bu süreci yöneten insanların, hem bu dünyada hem de ahirette yüce Yaradan huzurunda hesap vereceği günler yakındır. 86 milyon vatandaşımı sandığa koşmaya, demokrasi ve adalet mücadelesini tüm dünyaya duyurmaya davet ediyorum. Dimdik ayaktayım, asla eğilmeyeceğim. Her şey çok güzel olacak…’.
Söyledikleri hep ‘siyasi içerikli’. Sorgu sırasında sorulara verdiği veya vermediği cevaplar da öyle. ‘Türkiye bugün büyük bir ihanete uyandı. Yürütülen yargı süreci bir adli işlem değildir. Tam bir yargısız infazdır…’. İmamoğlu gibi bir ismin pes etmesi beklenemezdi zaten. Erdoğan önüne konan engeller karşısında ‘teslim bayrağını’ çekti mi ki…? Aksine mücadele etti. Üstelik ‘liderim’ dediği Necmettin Erbakan’ın uyarı ve ikazlarına aldırmadan. Hapishaneler siyasi mücadele için el elverişli mekanların başında gelir.
YENİ BİR SAYFA…
Ne diplomanın iptali ne de tutuklama kararı ‘ön seçimi’ engelledi. CHP tabanı ve vatandaşlar ‘tercih ve destek’ için sabah saatlerinden itibaren sandığa koştu. Yüzlerce metre kuyruklar oluştu. Ön seçim hukuken anlamsız olabilir fakat siyaset öyle değil. Hem parti hem de vatandaşın sahip çıktığı bir İmamoğlu figürü öyle kolay kolay siyaseten bitirilemez. Diploması iptal edilebilir, tutuklanıp hapishaneye de gönderilebilir fakat siyaseten ‘yok edilemez’. Evet, zorlu ve engelli bir yürüyüş… Ama İmamoğlu’nun ‘siyasi yürüyüşü’ devam ediyor, edecek de… Hapishane bir son değil yeni bir sayfa…
Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ‘Türkiye kaybeder…’ diye uyarmıştı ama dikkate alan olmadı. Yaşananların kazananları ve kaybedenleri olacak kuşkusuz… Bazı zaferler yenilgi yenilgi büyür… Bazı ‘zafer’ sanılan, saatler gerçeklikte ‘yenilgi anlarıdır’.
AK Parti ve Erdoğan’ın bu kavganın galibi olmayacağını düşünüyorum. Vicdanlarda kaybetti bile. Vicdanlardaki kaybın siyasi bedeli de kaçınılmaz… AK Parti kendisi açısından tehlike ve risklerle dolu bir yola girdi. Geri dönüşü olmayan bir yol…























