(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Bu kadar ağır gündemleri hangi ülke kaldırabilir? Tamam ‘toplum şerbetli’ veya ‘aşina artık’, lakin bu kadarı da fazla değil mi? Birini hazmedemeden daha diğeri sökün ediyor. Baş döndürücü bir ortam… Hareketli ve sıcak gündemin faydalı olduğunu söyleyen de var. İnsanı ve toplumu diri tutarmış. Bir yönüyle doğru… Durağan bir hayat demansla başlayan alzheimera kadar varan rahatsızlıklara yol açar.
Ve fakat toplumda ‘alzheimer’ da yaygın…
Bana ‘ülke ve toplum gündemin yoğunluğu ve ağırlığı altında boğuluyor’ gibi geliyor. Yazı konusu belirlerken zorlanıyorum. Hangi birisine yetişeyim. Yazarın işi sadece ‘gündemi yorumlamak’ değil, ‘gündemi belirlemek’ gibi bir derdi de var. Özellikle gazeteci yazar kimliğini taşıyanların… Ki ben kendimi burada konumlandırıyorum. Bir süredir gazeteciler de, yazarlar da gündemi belirleyecek takattan yoksun.
Neyse, biz gündemlerden gündem beğenelim. Daldan dala atlayarak kısa kısa değinilerle günü kurtaralım. Kurtarmak lafı gelişi tabii… Yazarınızın basit bir yazı için bile ne denli internette taramalar yaptığını, beyin patlattığını bir bilseniz. Kolay mı okuyucunun karşısına çıkmak…?
Mizah dergisi Leman’ın densizliği bir anda manşetlere çıkıverdi. Derginin önünde ‘protesto gösterileri’ tehlikeli boyutlara yükseldi. Öfke büyüdü. Leman hatasını anladı, özür diledi. Toplumun her kesiminden peş peşe tepkiler geldi. Siyasetçiler dahil… Yargı harekete geçti. Derginin yöneticileri ve karikatürü çizenler gözaltına alındı. Leman’ın sorumlulara nasıl bir toplumda yaşadığının farkında değil mi? Anadolu insanı ‘peygamberine’ ima yoluyla da olsa kem söz söylenmesini affetmez.
Siyasette ise CHP davasının yankısı sürüyordu. Mahkemenin davayı Eylül’ün 8’ine ertelemesinin ne anlama geldiği tartışılıyordu. Bir gerçek vardı ki ‘Demoklesin Kılıcı’ iki ay daha CHP’nın başında sallanacaktı. Tehlike geçmiş değildi. Kamuoyu ve medya CHP’yi konuşmaya devam edecekti. Parti içi kavga sürecekti. Kılıçdaroğlu’nun açtığı cephe belki de büyüyerek parti yönetimi için daha riskli hal alacaktı. Kriz çözülmedi dondu…
CHP Lideri Özgür Özel bu psikolojik ortamda çıktı kürsüye. Ve lan’lı konuşmasını yaptı; “Seçime kadar bekle ulan…” dedi. “Bana diyor ki ‘Özgür Özel neyine güveniyor?’. Millete güveniyorum lan, millete… Diyorum ki seçime kadar bekle ulan, seçime kadar bekle…”. Eski defterleri açtı. Kılıçdaroğlu gibi grupta Erdoğan’ın videolarını izletti. Ki bu Erdoğan’ın canını en çok sıkan hareketlerdendi. Özel de ‘gemileri yaktı’.
Türk siyasetine argoya kadar varan sert üslup eksik olmaz. Hemen her lider bu konuda maluldur. Yani hiçbiri masum değildir. Arşivlerde zebil miktarda malzeme bulunur. Fakat ben ‘lan’ vurgulu konuşmayı ilk kez duyuyorum. Bir sürç-i lisan falan değil. Üstüne basa basa… Kast-ı mahsusa ile… Bu kadar vurgulu lider düzeyinde kullanıldı mı? Hatırlamıyorum. Gündemin Özel’in psikolojisini ne denli etkilediğinin göstergesi bu. Sadece Özel mi? CHP en üstten en altta kadar ağır tazyiklerin altında… Bu psikoloji insanı allak bullak eder. Bir çok belediye başkanı hapishanede… CHP iktidar hayalleri kurarken bir anda operasyonların partisine dönüştü.
Kurultay davasının şoku sürerken ülke ‘İzmir operasyonuyla’ uyandı. Yine bir şafak vakti… Ve eski İzmir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve 150 küsür isme gözaltı kararı verildi. Aralarında partinin il başkanı da var. Normal şartlarda bile büyük operasyon… CHP ve kamuoyunun operasyonlarla örselendiği ortamda neredeyse ‘sıradanlaştı’. Ama öyle değil. İzmir CHP’nin kalesi… Eski ve yeni belediye başkanları arasında sürtüşme vardı. Acaba bu operasyon bu kavganın parçası mı? Perde arkasında CHP’nin mevcut belediye başkanının olduğunu ileri sürenlere rastlamak mümkün.
Ekrem İmamoğlu’nun içeri atılmasının üzerinden 100 gün geçmiş… İmamoğlu kendisini unutturmadı. Sürekli mesajlar verdi. Mektuplar yazdı. Gündemi yorumladı. Leman Dergisi’ne bile tepki gösterdi. CHP, ‘100 günü’ Saraçhane’de protestolarla yad etti. Yine üniversite öğrencileri çoğunluktaydı. Polisin sıkı denetimi karşısında tatsızlıklar da yaşandı. Bir çok genç gözaltına alındı. Biber gazının hedefi oldu. CHP’li Mahmut Tanal “Siz nerenin polisisiniz” diye isyan etti.
Özel, Saraçhane’ye eski üslubu ve söylemiyle döndü. Erdoğan’ı ‘cunta başı’ olmakla itham etti; “Bu milletin seçtiğine saygı göstermeyen, bu milletin seçtiklerini derdest etmek için her türlü kamu yetkisini kullanan, seçimden kaçan, sandıktan korkan, milletin kararına hürmet etmeyenler cuntadır, cuntacıdır… Cuntasınız size teslim olmayacağız”. Tepkiler gecikmedi. AK Parti sözcüleri daha önce olduğu gibi Özel’e cevap yetiştirdi. Cunta sandıktan çıkar mı? Tartışılır…
Cumhurbaşkanı danışmanı Mehmet Uçum ‘son dakika’ çıkışlarıyla manşet olmayı başardı. “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı olmaya ihtiyacı yoktur ama Türkiye’nin bir kez daha Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ihtiyacı vardır” dedi. Peki nasıl aday olacak? Onun da formülünü gösterdi; “Örneğin 2027 yılının son çeyreğinde TBMM en az 360 milletvekilinin oyuyla seçimlerin yenilenmesi kararı alırsa ve Erdoğan da tercih ederse son kez aday olur”. Uçum sıradan bir danışman olmadığı için söyledikleri manşetlerde yankılandı. Yoksa danışmandır elbette benzer şeyler söyler. Fakat Uçum farklı… Bir danışmandan öte…
Manşetlerin biraz gerisine düşse de barış sürecinde önemli gelişmeler yaşanıyor. Erdoğan, DEM heyetini kabul edecek. PKK’nın silah bırakma sözü uygulamaya dönüşmek üzere… Kuzey Irak’ta yoğun trafik yaşanmakta. İmralı’ya esrarengiz ziyaretler arttı. Sürecin mekanı olarak gösterilen Meclis’te komisyon kurulacak. Bahçeli’nin dediği gibi 100 kişi değil 35 civarında üyesi olacak. Başkanlığını da Numan Kurtulmuş yapacak. Bunlar somut gelişmeler… Peki demokratikleşme pakete ne olacak? Bütün gözler Erdoğan’ın DEM’le yapacağı görüşmeye çevrildi.
Evet, gördüğünüz gibi gündemin sadece öne çıkan bir kaç manşetini dikkatlerinize sunabildim. Oysa her biri ayrı yazı konusu. Sizi bilmem ama ben bu kadar yoğun ve ağır gündemin bombardımanı altında yaşamaktan hoşnut değilim. Tamam durağan ve statik bir ülke değil Türkiye… Fakat bu kadarı da fazla…






















