(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Siyaset bayram sonrasına hızlı girdi. CHP hafta sonu ‘olağanüstü’ kurultayını topladı. ‘Kayyım riskini’ bertaraf etti. Özgür Özel güven tazeledi. Hayatta olan bütün genel başkanlar kurultaya katıldı. Son dakikaya kadar ‘adaylığı’ tartışılan Kemal Kılıçdaroğlu dahil… Kılıçdaroğlu, Özel’i ayakta alkışladı. Berhan Şimşek aday olamadı.
Salonunun en önünde dikkat çekici bir koltuk vardı. Altan Öymen ile Özgür Özel’in arasında konulmuştu. Boş bir koltuktu bu… Üzerinde oturan yoktu. İmamoğlu’nun koltuğuydu bu. Kendisi hapishanede olduğu için koltuğu boş kalmıştı. Ve sembolik olarak kurultayın en öne çıkan unsuruydu. Hapiste, dört duvar arasındaydı ama koltuğu ve tabii iradesi salondaydı. ‘Boş koltuk…’ siyasetin de özeti gibiydi.
CHP Lideri Özel, AK Parti ve Erdoğan’a ‘cunta’ suçlamasını yöneltti. Kastettiği İmamoğlu’nun göz altına alınmasıydı. ‘19 Mart darbe girişimi…’ tespitini bizzat kullandı. ‘Başarısız oldu’ da dedi. Çünkü ne İstanbul’a ne de CHP’ye kayyım atanabilmişti. AK Parti iktidarının geri adımı söz konusuydu. Kurultay da kayyıma karşı bir meydan okumaydı.
Özel’in ‘darbeci’ olarak suçladığı AK Parti iktidarıydı. Kurultay’da daha yüksek sesle söyledi, Erdoğan’ı ‘cunta başı’ ilan etti. Mehmet Şimşek’i de ekonomi ayağı… Askeri darbe ve müdahaleler bir Türkiye gerçeği… ‘Cuntacı’ kavramı da bir askeri tabir. Ordu içi emir komuta dışı ‘oluşumlara’ denir. 27 Mayıs bir cunta ürünüydü. ‘9 Mart cuntası’ hakeza…
CUNTA SUÇLAMASI
Darbe deyince genellikle ‘askeri olanı’ anlaşılır. Sık sık ‘sivil darbeden’ söz edilse de siyasi literatüre ‘sivil darbe’ kavramı yerleşmemiştir. Cunta da öyle… Cunta kelimesi hep akla ‘askeri oluşumu’ getirir. Özgür Özel, kelime ve kavramlara ‘yeni anlamlar’ yükledi. AK Parti iktidarının kimi politikaları eleştirilebilir fakat bunu ‘darbe’ diye nitelemek ne kadar doğru… Evet, İmamoğlu operasyonuna herkesin göreceği şekilde siyasetin gölgesi düştü.
İmamoğlu’nun başına gelenlerin sebebi ‘cumhurbaşkanı adayı’ olmasıydı. Önce diploması iptal edildi. Ki hiç de hukuki izahı yok. Üniversite 35 yıl önceki yatay geçişte sorun gördü. Hem de tam ön seçimden önce… Zaman ayarlı bir karar… Hiç kimse bu kararın masum olduğunu söyleyemez. AK Parti bile savunmakta zorlandı. Kamuoyu kabullenmedi. Diplomanın iptali adaylığının imkansızlığı için yeterliydi. Buna rağmen ardından ‘operasyon’ geldi. Ve İmamoğlu Silivri’ye gönderildi.
Normal bir manzara değil. Ankara’nın, AK Parti’nin ayak izleri hemen her yerde görünüyor. Klasik anlamıyla değil de sıra dışı manasında İmamoğlu’na dönük operasyonlar ‘darbe…’ diye nitelenebilir. Kural dışı çünkü. Bunu ‘cunta’ kavramıyla anlatmak ne kadar doğru? Ben hala tereddütlüyüm. Eski bir kelime yerine zamanın ruhuna uygun daha iyi bir kavram bulabilirdi Özel, ya da üretebilirdi. Cunta, askeri boyutu çağrıştırıyor çünkü. Ve yaşananların askerle uzaktan yakından ilgisi yok.
AK Parti Özel’in ‘cunta başı’ ithamına peş peşe açıklamalarla tepki gösterdi. Hemen her bakan konuştu. Adalet’ten, İçişleri’ne kadar… AK Parti sözcülerinin itiraz ve tepkilerinde ‘zayıf kaldığını’ gördüm. CHP’nin geçmişine gönderme yapmanın günümüzde hiçbir karşılığı yok. Ne, ‘tek parti iktidarı’ zulmü, ne de ‘CHP eşittir ordu’ formülü anlamlı bir cevap. Tıpkı Özel gibi AK Parti adına konuşanlar da Z kuşağının anlayacağı bir dil kullanmadı.
İmamoğlu operasyonunda AK Parti’nin eli var mı? Var… Herkesin göreceği şekilde var. Bu normal mi? Değil. Durum bir ‘cunta tartışmasına’ indirgenemeyecek kadar ciddi. Ve tarihi önemde… Bir dönüm noktası… Siyasi tarih bunu yazacak.
DEM PARTİ’NİN BOMBASI
Siyaset bayram sonrasına hızlı giriş yaptı dedik ya… Asıl bombayı DEM patlattı. Grup başkanvekili Sezai Temelli ‘süreçle’ ilgili çok sert çıkış yaptı. Sözlerinin adresi AK Parti iktidarıydı. Şu cümlelere bakar mısınız; ‘İktidar, 27 Şubat’tan bugüne kadar adeta bir donma hali yaşıyor. Sürekli aynı şeyi duyuyoruz iktidardan, ‘Kongrelerini yapsın PKK, silah bıraksın.’ Peki kongreyi nasıl yapacaklar? Kongrenin nasıl yapılacağına dair hiçbir adım yok. Güvenliği, hukuku, kongrenin yapılma koşullarının konuşulması, kongreye Sayın Öcalan’ın nasıl katılacağı, hangi iletişimle orada bulunacağı… Bunlarla ilgili hiçbir şey konuşulmuyor’.
Ne demek şimdi bu. Erdoğan, DEM heyetine randevuyu bayram sonrasına ertelemişti. Bu sözlerin üzerine randevu nasıl olacak? Temelli erken mi konuştu? ‘Donma hali…’ ağır bir itham değil mi? Erdoğan ve AK Parti iktidarında bir isteksizlik başından beri dikkat çekiyor. Erdoğan biraz Bahçeli’nin iteklemesiyle sürece dahil oldu gibi… Bahçeli’nin hastalığı ‘süreci’ geri plana düşürdü. ‘Donma hali’ hareketsizlik demek, kılını kıpırdatmamak demek.
Doğru, AK Parti ‘Terörsüz Türkiye’ dışında bir şey söylemedi. Demokratikleşme konusunda hiçbir sinyal vermedi. Aksine ipleri daha gerdi. Öcalan’ın ‘sabotaj’ dediği ‘Kayyım politikası’ hız kesmedi. Üstüne bir de İmamoğlu operasyonu eklendi. Siyasal iklim bir açılım veya çözüm sürecini beslemekten çok uzak. AK Parti cumhurbaşkanlığı seçimlerin yönelik ‘mıntıka temizliğiyle’ meşgul.
Temelli, DEM’in ne istediğini çok net anlattı; ‘Silah bırakma meselesinin aslında oyalamanın bir mottosu olduğunu, görünen kısmı olduğunu, arkasında büyük bir oyalamanın olduğuna herkes tanıklık ediyor. İpe un sermeye son verin. Ciddi, sahici olun, toplumun beklentilerini karşılayacak barış adımını atın. Demokratik toplumun gereği neyse o konuda da Meclis hazırdır. Meclis komisyon kurmaya ve müzakereleri geliştirmeye hazırdır…’.
Bunlar Temelli’nin şahsi görüşü olamaz. DEM’in Meclis yöneticisi… O sıfatla konuştu. Ve randevu öncesi bir pozisyon aldı DEM. AK Parti iktidarının ‘donmuş halden’ çıkarak kıpırdamasını istiyor. Korkarım ki AK Parti’nin bu sözlere cevabı mutedil olmayacaktır. Ve süreç ‘sakata’ gelecektir. Siyasetin ısınması ne süreci ne de AK Parti’yi ‘donma halinden’ kurtarabilir. Bunun için irade ve inisiyatif gerekli.
Siyaset, bayram sonrasına çok hızlı girdi ve yeni hafta hareketli başladı…





















