(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
‘CHP…’ diye oturdum yazıya ama AK Parti de oldukça hareketli… İstifa eden il başkanı sayısı 10’a yaklaştı. İstifalar Anadolu’nun çeşitli illerinden… Genel Merkez talep etti. Bir bakıma görevden uzaklaştırma… Peki neden? Eski milletvekili Şamil Tayyar “Mevzu derin…” dedi. Ne kadar derin olabilir ki… Biraz ipucu verseydi keşke. Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mehmet Uçum “Temizlik…” kelimesini kullandı. Ki bu farklı çağrışımlar yaptı. Akla hemen ‘yolsuzluk dosyalarını’ getirdi. Öyle mi acaba?
Partiden yapılan resmi açıklamada ise; “Şehirlerdeki çalışmalarımızın istediğimiz düzeyin altında kalması değişime dair sürecin ana eksenini oluşturmuştur” denildi. Acaba bir erken ve baskın seçim hazırlığı mı? AK Parti yöneticileri 2027 sonbaharını işaret ederken diğer yandan perde arkasında baskın seçim hesapları mı yapıyor? Teşkilatlarda değişim için sıra dışı durumların olması lazım. ‘Çalışmalarını beğenmedik’ türü gerekçe biraz basit kalmıyor mu? Sayı 8 bulmamış olsa neyse… Hayırdır inşallah… Bakalım arkasından ne çıkacak?
Açıklamaya yansıdığı gibi AK Parti bir ‘değişim süreci’ içinde mi? Öyleyse değişim nereye kadar uzanacak? Kalbine revizyonu nicedir gündemde…? Fakat Erdoğan bugüne kadar adım atmış değil. Odasını toplayan bakanlar olduğu yazıldı çizildi. Bugün yarın derken aylar hatta yıllar geçti kabinede herhangi bir değişim yaşanmadı. 31 Mart’ın da faturası ağırlıklı olarak il teşkilatlarına kesilmişti.
KILIÇDAROĞLU VE TEKİN…
Sonbahar siyasetinde asıl hareket CHP ile başladı. Kemal Kılıçdaroğlu dönüş için bütün hazırlıklarını tamamlanmıştı. Yargıdan beklediği cevabı alamadı. Mahkeme davayı erteledi, ‘tedbir’ yönündeki talepleri de red etti. Bu karar CHP’yi bile şaşırttı. Beklenmiyordu çünkü. Özgür Özel dahil partide herkes hesabını ‘iptal yönünde’ yapmıştı. En çok hayal kırıklığına uğrayanlardan biri İstanbul’a ‘kayyım’ olarak atanan Gürsel Tekin’di.
YSK’nin olağanüstü kurultaya vize vermesi Tekin’in görevinin anlamsızlaştırdı. Tekin’i sahneye sürenler ortada bıraktı. “Görevi devretmeyeceğim…” dedi ama yapacağı bir şey yaptı. Parti Genel Merkez’in kararıyla kongresini yapma hakkına sahip. Burada kayyım Tekin’e düşen bırakıp gitmek. Daha fazla kendini yıpratmamak… Çok büyük risk aldı. Ardından da riskle yüzleşmek zorunda kaldı. Yazık etti siyasi kariyerine…
CHP, olası iptal kararına karşı ‘olağanüstü kurultayını’ hafta sonu gerçekleştirdi. Süreci nispeten normalleştiren YSK oldu. Hakkını teslim etmek lazım. Eğer YSK ‘kurultaya vize vermemiş olsaydı’ iptal ve kayyım tartışması bütün hızıyla devam ediyor olacaktı. Kurultay sadece hukuki tehlikeyi bertaraf etmek içindi. Yoksa bir yarış falan yaşanmadı.
CHP’nin parti içi muhalifi eksik olmaz… Onlar bile ayrı bir liste veya genel başkan adayı çıkarmadı. Özgür Özel bir bakıma güven tazeledi. Tek aday olarak girdi. Ve delegelerin bütün oylarını aldı. Olumsuz bir mesaj vermek isteyen delege grubu da yoktu. Kurultayda en dikkat çekici olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Özel’in telefonla yaptığı çağrıya olumsuz cevap vermesiydi. Gelmedi kurultay salonuna… Diğer genel başkanlar oradaydı.
Kılıçdaroğlu’nun kurultaya katılmamasının bir ‘siyasi anlamı’ olduğu muhakkak. Eşinin rahatsızlığı gibi bahaneler gerçekçi olamaz. Belli ki parti yönetimine tavrı sürmekte… En azından gönül kırıklığı söz konusu… Özgür Özel’e karşı kaybetmenin yarası hala sürmekte… Oysa Kılıçdaroğlu Mayıs seçimlerini kazanamadığında kaybetti. Ülke iktidarını kazanamadıktan sonra parti genel başkanlığı neye yarar ki… Mayıs seçimlerine oldukça avantajlı girdi, şartlar Erdoğan’ın aleyhineydi fakat ne seçim sürecini sağlıklı yürütebildi ne de sandıktan istediği sonucu alabildi. Bedel ödemesi gerekiyordu. Genel başkanlık koltuğu ‘yenilginin bedeli’ oldu. Hala gözünün CHP’de olması anlaşılabilir gibi değil.
“BU İŞ BİTTİ” Mİ?
Kurultayda dikkat çeken görüntü tutuklu belediye başkanlarının fotoğraflarının altına ‘Silivri Zindanı’ yazan pankartlardı. En başta da tabii Ekrem İmamoğlu… CHP’nin cumhurbaşkanı adayı… Kurultayı uzaktan izledi. Bir mesaj gönderdi. İmamoğlu “Zalimin zulmü varsa, mazlumun da haysiyeti var, yüreği var, aklı var, umudu var…” dedi. Umut hapishanelerdeki en diri duygudur. Umutsuz yaşanmaz çünkü.
24 Ekim duruşması ‘konusuzluk hale geldi mi?’ CHP’nin iddiası bu… Olağanüstü kurultayını yaptı, Özgür Özel’i ve parti yönetimini yeniden seçti. Dava konusu olan ‘şaibeli kurultay’ çok geride kaldı. Buna rağmen yargı iptal veya butlan yönünde karar verebilir mi? Keşke ‘veremez’ diyebilsek… Yargı şaşırtmayı seviyor. İstanbul kararında olduğu gibi… Sil baştan yapabilir. Kılıçdaroğlu’na ‘buyur partini’ diyebilir. Tabii bu karar çok tartışılır. AK Parti yanlısı Cem Küçük bile CHP içi muhalifleri kastederek “Bitti bu iş…” yorumunda bulundu. Bu saatten sonra yargının kararı da çok yadırganır… Buna icabet edecek olan Kılıçdaroğlu da…
Doğru siyasetin kendi dinamikleriyle şekillenmesi… Dışarıdan müdahalelere maruz kalmaması… Süreçleri olağan olarak yaşaması… Türk siyasetinde ‘mühendislik çabalarının’ geçmişi çok eski… Bu çabalar hep boşa çıktı. Buna rağmen ‘mühendislik gayretleri’ ortadan kalkmadı. CHP’de yargı kaynakları suların durulması sadece bu partiyi değil siyaset kurumunu da rahatlatır.
























