(The Turkish Post) – Gazeteci Hasan Cemal, PKK’nın silah bırakma kararını yorumladığı yazısında, örgütün tarihine dikkat çekerek, kişisel deneyim ve pratiklerini aktardı. Öcalan dahil PKK yöneticileriyle yaptığı görüşmelerden fotoğraflar da paylaşan Cemal, “PKK’nın silahları gömme ve kendini feshetme kararını önemsiyorum, Sıranın artık demokrasi ve özgürlükler düzenine gelmekte olduğuna inanmak istiyorum” diye yazdı.
Hasan Cemal’in T24’teki yazısı şöyle:
2010 yılı ekim ayında bir gün. Zarif doruğundan yaz kış karın eksik olmadığı Sümbül Dağı‘nın eteklerinden Hakkari’yi seyrediyorum. Çabuk adımlarla bana doğru geliyor. Başı yemenili yaşlı bir kadın, Adı Hizu…
Çukurca’nın Kavuşak köyünden Hakkari’nin kenar mahallesindeki bir gecekonduya devlet zoruyla
göç ettirilen bir köylü kadını…
“Yaz evlat” diye söze giriyor:
“Biz barışa susamışız. Dağdaki gerilla da, asker de bizim çocuklarımız. Barışa sahip çıkın, mahkumları affedin.”
Yüreğinden dökülen sözcüklerini şöyle noktalıyor Hizu Teyze: “Barışa emanet olun!”
İçimi acıtıyor Hizu Teyze…
Ve 2011’de çıkan kitabıma “Barışa Emanet Olun” adını koyuyorum, (Everest Yayınları).
PKK‘dan silahlara veda haberi gelince, Hizu Teyze’yi hatırlıyorum.
Yazımın başlığı da ondan esinleniyor:
“Hem barışa, hem demokrasiye emanet olun, geçmiş acıların da esiri olmayın!”
Yıl 1993, Nisan ayı. Lübnan’da Suriye’nin kontrolündeki Bekaa Vadisi’nde Öcalan’la
Kandil‘in silahlara veda açıklaması ve örgütü feshettiğini duyurması, barış yolunda çok büyük bir adım,
çok önemli bir adım.
Şimdi sıra ‘demokrasi‘de!
Barışı sağlam bir altyapıya kavuşturmak demokrasiden geçiyor.
Barışı hukuk, özgürlük ve insan hakları ile tahkim etmek, güçlendirmek lazım…
Ülkemizde ancak o zaman kalıcı ve adil bir barışa sahip oluruz.
Barışı gerçekten istiyorsak eğer, geçmişte yaşanan büyük acıların tutsağı, eski deyişle esiri olmaktan özenle kaçınalım.
2013’te Kandil’de Murat Karayılan (solda) ve Cemil Bayık’la
Bu topraklarda çok büyük acılar yaşandı. Oluk gibi kan aktı. Hem Türk anaları, hem Kürt anaları
fena halde gözyaşı akıttı. Ancak barış diyorsak, bu acıların esiri olmayalım.
Eğer acılar bizi esir alırsa, bu topraklar barışa hasret kalmaya devam eder.
Yazın bir kenara:
Bu konunun ama‘sı yok. “Ama ama ama”yla mazinin acıları bizi tutsak alır, barış da hayal olur.
Barış ve demokrasi hiçbir yerde kolay kurulmadı.
1995, Mart ayı. Kuzey Irak’ın Sindi Boğazı’nda özel kuvvetlerle…
Yaşlı kıtaya, Avrupa‘ya bakın.
Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı… İç savaşlar, soykırımlar, ihtilaller…
Avrupa siyasetinin akil insanları, büyük devlet adamları İkinci Dünya Savaşı’nın korkunç acıların sonunda, ortak bir demokrasi ve barış çatısı altında buluştular, acıların esiri olmadılar. Tarihin belki de en büyük barış projesi Avrupa Birliği böyle doğdu, barış ve refah yolculuğu böyle başladı.
Biliyorum, bu konuda ama‘yla, fakat‘le çok söz öğütülülür. Ben lafı kısa kesmek istiyorum.
Yıl 2009, Erbil’de Irak Kürdistanı Başkanı Barzani’yle
Terörsüz Türkiye!
İyi güzel.
Peki ya demokratik Türkiye…
Örgütün kendini feshetmesi, silahların gömülmesi…
İyi güzel.
Peki ya Kürt sorunu…
Terörsüz Türkiye!
İyi güzel.
Peki ya bağımsız yargı…
Hukukun üstünlüğü…
İktidara değil, hukuka bağlı hakim ve savcılardan oluşan bir yargı düzeni…
Terörsüz Türkiye!
İyi güzel.
Peki ya güçler ayrılığı…
Yasama, yargı ve yürütmenin birbirinden ayrı, birbirini denetler halde oldukları bir düzen.
Terörsüz Türkiye!
İyi güzel.
Peki ya özgür medya…
“Biat medyası”ndan kurtulmuş yeni bir demokratik medya düzeni…
Terörsüz Türkiye!
İyi güzel.
Peki ya akademik özgürlük…
Kendi kendini yöneten, hocalarıyla öğrencileriyle akademik özgürlüğü sonuna kadar yaşayan özerk üniversite düzeni…
Evet, “terörsüz” bir Türkiye, silahların toprağa gömüldüğü barış içinde bir Türkiye…
Ama aynı zamanda demokratik bir Türkiye… Kürt sorununun çözüldüğü bir Türkiye…
Halkın oyuna saygılı, kayyım düzenleri olmayan bir Türkiye… Hapishanelerinde siyasi mahkum ve tutuklusu olmayan bir Türkiye…
56 yıldır gazetecilik yapıyorum, severek yapıyorum. Meslek hayatım siyaseti izleyerek geçti. Günlük yazılarla birlikte 14 de kitap yazdım.
Bunların 4’ü Kürt sorunuyla ilgili:
Kürtler, Barışa Emanet Olun,
Delila, Kürdistan Günlükleri.
1995 Mart’ı, Kuzey Irak Operasyonu’nu yöneten Hasan Kundakçı Paşa’yla…
Askerle de konuştum, PKK liderleriyle de… Kandil’e de çıktım, Genelkurmay’a da, MİT’e de gittim. Cumhurbaşkanlarıyla da, başbakanlarla da konuştum.
Yalnız Ankara’da değil, Washington, Londra, Paris, Şam, Bağdat, Erbil ve Rojova’da Kürt sorunu, terör ve barış konularını izledim.
Her durakta demokrasi ve barış yollarında ne var ne yok yoklamaya çalıştım. Bunca yıl içinde epeyce de hayal kırıklığına uğradım.
Ama artık daha fazla hüsran istemiyorum.
14 Mayıs 2013, 2.40, Türkiye’den sınır dışına çekilen ilk PKK grubuyla…
Evet, son zamanlarda iyimserliğim ağır basmaya başladı.
PKK’nın silahları gömme ve kendini feshetme kararını önemsiyorum,
Sıranın artık demokrasi ve özgürlükler düzenine gelmekte olduğuna inanmak istiyorum.
Bu açıdan, 19 Mart darbesi sonrasında yükselen demokrasi direnişi umutlarımı besliyor.
Hadi hayırlısı…
























