(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Gözümü sabah her açtığımda, Türkiye’de bir operasyon haberine şahit oluyorum. Bu soruşturmalar kimi zaman bir uyuşturucu operasyonu, kimi zaman da organize suç örgütlerine yönelik oluyor. Ancak insan tabii ki bunları gördüğünde hayretler içinde kalmıyor değil. Nedeni de çok açık. Bu ülkede bu kadar organize suç örgütü nasıl peyda etti? Bunlara kim yol verdi ya da göz yumdu? Bunu kimse sorgulamıyor, sorgulamak da istemiyor. Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının organize yürüttüğü soruşturmaları tabii ki desteklememek mümkün değil. Ancak kendilerinden önceki bakanların dönemlerini de sorguladıklarının umarım farkındadırlar.
Neyse adli soruşturmalar benim ilgi alanım değil. Ben mesleğim gereği, işin sosyolojik sürecine bakmak istiyorum. Gelelim işin bam teline… Geçen hafta Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü uyuşturucu soruşturması kapsamında 25 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında model İrem Haznedar, şarkıcı İlyas Yalçıntaş, MED Yapım’ın sahibi Fatih Aksoy ve ünlü şarkıcı Sıla gibi isimler vardı. Nezarethaneye alınmalarına gerekçe olarak, uyuşturucu kullanmak, aracı olmak ve pazarlamak gibi suçlamalar vardı. Hatta bir gün sonra da şarkıcı İlyas Yalçıntaş ile birlikte 4 kişi tutuklandı. Yalçıntaş suçlamaları kabul etmedi ama yine de tutuklanmaktan kurtulamadı. Bakalım sonuç ne olacak?
Malumunuz daha önce de, İrem Derici, Kubilay Aka, Hadise Açıkgöz, Berrak Tüzünataç, Demet Evgar, Özge Özpirinçci, Dilan-Engin Polat çifti, Yusuf Güney ve Aleyna Tilki gibi ünlü isimler de sabah alınıp, serbest bırakılmıştı. İnsan sormadan edemiyor. Akşam bırakacaktınız, sabah neden medya eşliğinde masumiyetlerine zarar verdiniz. Bu insanlar topluma mal olmuş kişiler. Haber edilse, avukatlarıyla birlikte ifade de verir, numune de… Ama belli ki amaç farklı…
O zaman soralım: İrem Derici, Hadise Açıkgöz, İlyas Yalçıntaş, Sıla ve Demet Evgar uyuşturucu kullanıcıysa, “BARONLAR” nerede?
Ünlü yıldızlarımıza uyuşturucu sevkiyatını yapanlar kim ya da kimler?
Ben bir uzman olarak merak ediyorum.
Farz edelim ki, bunlar uyuşturucu kullanıyor!
Kaldı ki, suçlamaları kabul eden hiçbir sanatçı görmedim.
Ama bunlar uyuşturucu maddeleri kimlerden alıyor?
Uyuşturucu maddeler İstanbul gibi büyük bir metropole kim ya da kimler tarafından getiriliyor?
Devletin güvenlik birimleri uyuyor mu?
Aslında bir nevi bu operasyonlar, emniyet ve jandarmayı da zan altında bırakmıyor mu?
İşin özeti şu…
Sadece sanatçı kimliğiyle öne çıkan figürler üzerinde bir algı operasyonu olduğuna şahit oluyoruz.
Kameralar açık, manşetler hazır, “ünlü isimler” kelepçeli…
Ama işin asıl merkezinde olması gerekenler, yani uyuşturucu baronları, sistemin karanlık ve dokunulmaz bölgelerinde yaşamaya devam ediyor.
METROPOLLERE UYUŞTURUCUYU KİM GETİRİYOR?
Maalesef, bu ülkede uyuşturucu meselesi artık bir halk sağlığı sorunu olmanın ötesine geçti.
Adaletin kimlere uğrayıp kimlere uğramadığını gösteren bir turnusol kâğıdına dönüştü.
Soru şu: Tonlarca uyuşturucu kimin elinde dolaşıyor? Kim bu ağları kuruyor, finanse ediyor, koruyor?
Ve neden bu soruların cevapları hiçbir operasyon bülteninde yer almıyor?
Ortada çelişkiler yumağı devam ediyor. Eğer gerçekten “organize suçla mücadele” ediliyorsa, neden zincirin en zayıf halkaları ya da kamuoyunda ses getirecek figürler hedef alınıyor da…
Bu piyasayı ayakta tutan büyük balıklar hep ağdan sıyrılıyor?
Yoksa mesele uyuşturucuyla mücadele değil de, kamuoyu algısını yönetmek mi?
Ünlü isimlerin gözaltına alınması elbette hukukun konusu…
Hiçbir yurttaşın, yasalar karşısında ayrıcalıklı olması kabul edilemez.
Edilmemeli de…
Fakat adalet, yalnızca görünür olanı cezalandırıp görünmeyeni koruduğunda, artık adalet olmaktan çıkar.
Bana kalsa, bu gözaltılar, olsa olsa bir “vitrin operasyonu” gibi duruyor.
BARONLARA NE ZAMAN SIRA GELECEK?
Topluma “bakın çok çalışıyoruz” mesajı verirken, gerçek suç ekonomisini yerli yerinde bırakmamaya da bir anlam veremiyorum.
Uyuşturucu baronları dediğimiz yapı, sokak satıcısından ya da bir ünlünün kişisel kullanım iddiasından ibaret değil.
Bu iş; limanlardan, lojistik ağlardan, kara paranın aklandığı finansal kanallardan, siyaset ve bürokrasiyle kurulan görünmez temaslardan oluşuyor.
Eğer bu katmanlara dokunulmuyorsa, yapılan her operasyon eksiktir, göstermeliktir ve samimiyetsizdir.
Daha da vahimi şu: Bu tür seçici adalet pratikleri, toplumda hukuka olan inancı aşındırır.
İnsanlar artık “kim suçlu?” sorusundan çok, “kime dokunulabilir?” sorusunu soruyor.
Çünkü biliyoruz ki bu ülkede bazılarının suçu vardır. Ama dosyası yoktur. Bazılarının ise dosyası vardır ama suçu tali görülür.
Son söz olarak ifade edeyim…
Uyuşturucuyla gerçek mücadele, manşetle değil, cesaretle yapılır.
Gerçek mücadele de isimlerden bağımsız yürütülür.
Ün, servet, siyasi yakınlık ya da medya ilişkileri kalkan olmaktan çıktığında bir anlam kazanır.
Aksi hâlde her operasyon, bir öncekinden daha büyük bir inandırıcılık krizine yol açar.
Bugün alınmayan her baron, yarın daha fazla gencin hayatını karartacaktır. Ve unutulmamalıdır…
Adalet, yalnızca güçsüzlere uğradığında… Suçla mücadele, yalnızca risksiz hedeflere yöneldiğinde…
Kaybeden sadece hukuk değil, toplumun tamamı olur.























