(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
Ey okur! Bana tatil yok…
Yine gündemin kenarından bir konuyla karşınızdayım. Bugün birkaç defa izlediğim ve pek beğendiğim, ülkenin sıcak gündemiyle de ilişkili bir filmden söz edeceğim. Filmin tarihi epey eski… ‘Sahte diploma’ tartışmaları tekrar hatırlattı bana. Nedense bu konu çabuk düştü manşetlerden…
Oysa çok önemli bir sorundu. Bir çete, devletin en hassas kurumlarına sızmış, dijital kanalları kullanarak para karşılığı sahte diplomalar üretmiş… Üstelik ‘e-devlet’ onaylı… Nasıl oluyorsa! İddiaya göre 400’e yakın akademisyen bu yolla ‘doçent’ ve ‘profesör’ gibi unvanlar elde etmiş… YÖK’ün soruşturma başlattığından haberdarız; fakat sonrasıyla ilgili kamuoyuna bir bilgilendirme olmadı.
Dosya yargıda… 30’a yakın çete üyesi tutuklu. Meselenin iktidarı yıpratan bir boyutu vardı. Hükümet iddiaları püskürtmekte zorlandı. Kısa sürede ekranlar ve gazete sayfalarında geri plana itildiyse de toplumda bir karşılığı oldu. Ve izi kaldı.
Soruşturmanın nereye kadar uzanacağı meçhul. Kaç diplomanın iptal edildiğini bilmiyoruz. Sahte psikologlardan, çeşitli uzmanlardan söz edilmekte… Sosyal medya mecralarında esprilere konu oldu. İzahı yapılamayanın mizahı yapıldı anlayacağınız. Çarşı pazarda ‘sahte diploma’ satan esnafa bile rastlandı.
Bir psikoloğun adı geçti, Abdülhamid’in torunlarından A. Kayıhan Osmanoğlu’nun diploması iptal edildi. İnanmak istemedim; fakat Osmanoğlu’nun kendisini savunamadığını acı biçimde gördüm. “Abdülhamid’e Kızıl Sultan diyen Theodor Herzl’in torunları bugün de aynı niyetle hıyanetlerine devam etmektedir. Şahsıma ve aileme yönelik çirkin saldırılar esasen şanlı mazimize ve köklü medeniyet mirasımıza yöneliktir” diye açıklama yaptı.
İddianın cevabı bu değil ki… Üstelik ‘sahte diplomayı’ aldığı üniversitenin adı Malatya İnönü Üniversitesi… Abdülhamid’in torununun İnönü Üniversitesi’nden diploma alması tarihin şakası veya cilvesi gibi bir şey… Bölüm de üstelik tarih… Derslerde anlatılanlar ‘dedesigiller’ oysa.
Yeni kuşaklar pek bilmez; ‘sahtekârlık’ deyince ilk akla gelen isimlerden biri Sülün Osman’dır… Sahtekârlıkları ‘şehir efsanesi’ gibi anlatılır. Acaba hakkında kitap yazılmış mı diye baktım. Birçok yazı, film ve makaleye konu olduğunu biliyorum.
Aziz Nesin’in Fil Hamdi hikâyesinde anlattığı odur. Alp Akay’ın Sahibinden Satılık Galata Kulesi adlı kitabı var. Bir portre çalışması gibi… Dilden dile dolaşan öykünün satırlara dökülmesi… Sülün Osman, Galata Kulesi’ni, Haliç Köprüsü gibi sahibi olmadığı taşınmazları, kamu mallarını satmakla ünlü…
Sülün Osman 1923 doğumlu… Cumhuriyet’in ilan edildiği yıl dünyaya geldi. Tam adı Osman Ziya Sülün… 1984 yılına kadar yaşadı. Adını duyurduğu ilk işini, 1948 yılında Fatih’te yeni tuttuğu evin sahibini dolandırarak yaptığı rivayet edilir.
1950 ve 60’lı yıllardaki sahtekârlıklarıyla nam salan Sülün Osman, tramvay, Galata Kulesi, kent meydanlarındaki saatler, şehir hatları vapurları gibi kamu mallarını saf vatandaşlara ‘satarak’ ya da ‘kiraya vererek’ efsane hâline geldi. Galata Köprüsü’nü satmak üzereyken yakalandı, hapse atıldı. Osman Sülün hapisteyken ‘Alınteri ile Yaşamak’ konulu konferans verdi. Bir ülke gerçeği mi, ironisi mi? Bilemedim.
Sülün Osman gazetelere röportajlar verdi. Namuslu, fakir fukarayı değil, kendisini dolandırmak isteyenleri çarptığını iddia etti. Yaptığı ‘işleri’ savundu.
Şu cümleler ona ait:“Benim dolandırdığım insanlar dolandırıcıydı aslında. Yani bana yaklaşma sebepleri beni dolandırmaktı. On tane bilezikle geliyorum adamın önüne akşam vakti. Kuyumcunun kapısındayız. Ve dükkân kapalı. Karımın hastalığını anlatıyorum, acilen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, o an nöbetçi eczaneye gidip ilaçları almamın şart olduğunu söylüyorum. Hakiki olsalar bileziklerin fiyatı bin lira. Diyorum ki 300 liraya ihtiyacım var. Paranın gerisi umurumda değil, yeter ki karım ameliyat masasında kalmasın. Adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri bin liraya bozdurabileceğini ve birkaç saat içinde havadan 700 lira kazanacağını düşünüyor. 300 lirayı verip alıyor bilezikleri… Demiyorlar ki ona; ‘Be adam, 1000 liralık bileziği 300 liraya almayı düşünürken aklında ne vardı?’ Gayet açık ki, beni dolandırmayı planlamıştı. Ben hayatım boyunca, beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım.”
Sahtekârlık hikâyesi çok. Fakat Selçuk Parsadan’ı hatırlamamak mümkün değil. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Başbakan Tansu Çiller’i ‘dolandırmış’ bir isim… Ülkeyi yönetenleri tuzağa düşürmek bu kadar kolay olmasa gerek. Sahtekârlığı açığa çıkınca yaptıklarını ‘gururla’ anlattı:
“İlk telefonlarımdan biri Demirel’edir. Paşa olarak açtım. Galiba Atatürk tablosu sattım ya da bir devlet bileti… İlk on konuşmamdan biriydi. Babamın tavsiyesiyle Başbakan Demirel’i aradım ve kaptım parayı…”
Sonra Çiller’i arar. Bu kez kendisini emekli Orgeneral Necdet Öztorun olarak tanıtır. Telefon konuşmasında Çiller’e, emekli paşaların DYP lehine çalışacağını ve kendisi için binlerce oy toplayacağını; ancak bunun için derneğe yardım etmesi gerektiğini aktarır. Çiller hiç düşünmeden kabul eder ve seve seve destek verir, hükümetin örtülü ödeneğinden o zamanın parasıyla tam 5.5 milyar TL Parsadan’a bağış yapar.
Parsadan’ın Çiller’i ‘kandırması’ siyasi skandala sebep olur. ‘Saf kadın’ diye nitelediği Çiller’in yıldızlarının dökülmesinde bu skandalın payı az değildir. Ben Çiller’den ziyade Demirel’in nasıl ‘tufaya’ düştüğünü anlamakta zorlandım.
Demirel, devleti bilen biri, siyasete paraşütle inmedi, basamakları tek tek çıktı. Yıllarca başbakanlık yaptı. Demirel’in boşluğu mu, saflığı mı, yoksa Selçuk Parsadan’ın inandırıcılığı ve kurnazlığı mı? Hepsi herhalde… Yoksa Demirel gibi bir politikacının ‘dolandırılmasını’ izah edebilmek mümkün değil.
Sülün Osman eskilerde kaldı; fakat Selçuk Parsadan pekâlâ film ve dizinin konusu olabilir. ‘Sıkıysa Yakala Beni’ filminden geri kalmaz. Oktay Güzeloğlu’nun kaleme aldığı Yüzyılın Dolandırıcısı Selçuk Parsadan diye bir kitap da var. Ben bebek yüzlü Leonardo DiCaprio hayranıyım.
Tüm filmlerini izlerken denk geldim Sıkıysa Yakala Beni’ye… Gerçek bir öykü… Amerikalı Frank Abagnale’nin hikâyesi… DiCaprio da çok iyi oynamış. Tom Hanks de var filmde… Oyuncu kalitesi de içerik kadar nitelikli. 2002 yapımı… İnternet ortamında bulmak mümkün. Şu yaz günlerinde izlemenizi isterim. Sahte diploma tartışmalarının dumanı henüz kaybolmamışken tam zamanı… Yönetmeni Steven Spielberg… İlk filmlerinden biri. Çok başarılı…
Filmde, 19 yaşına bile basmamış Frank Abagnale (DiCaprio), Pan American World hava yolu şirketinde pilot, Georgia eyaletinde doktor ve Louisiana’da savcı kılığına bürünerek yaptığı milyonlarca dolarlık çek sahtekârlığı anlatılmakta. Evet, yanlış duymadınız; sahte belgelerle doktorluk ve savcılık yaptı. Kurgu falan değil, yaşanmış gerçek bir olay…
Sahte hukuk diplomasıyla ‘savcılık sınavını’ nasıl kazandığını öğrenmek için filmi izlemelisiniz. Film bir aile trajedisiyle başlıyor. Anne ve babası boşanmaya karar verince Frank evden kaçar. Beş parasızdır, yasa dışı işlere soyunur. Sistemin açıklarını yakalar. Zeki ve kurnazdır. Sülün Osman gibi ‘masum Anadolu çocuklarını’ dolandırmak yerine, ince taktik ve hilelerle doğrudan devlet ve büyük kurumlardan nemalanır.
FBI’ın banka sahtecilikleri uzmanı Carl Hanratty (Tom Hanks) de el yordamıyla Frank’ın peşine düşer. Carl ve Frank bir otel odasında karşılaşırlar; fakat Frank kendisinin de gizli serviste çalıştığını, adının Barry Allen olduğunu söyleyerek Carl’ı kandırmayı başarır. Carl aptal durumuna düşürülmesine sinirlenir, çünkü Frank bu yalanı sayesinde elinden kurtulur.
Film boyunca gerilim eksik olmaz. Frank, annesinin memleketi Fransa’ya geçer, Hanratty de peşinden… Uzun ve yorucu kovalamanın sonunda avını yakalamayı başarır. Filmin sonunda perdeye, Frank’ın mutlu bir evliliğe sahip olduğu, üç oğluyla birlikte Midwest’te yaşadığı ve Carl ile hâlen çok iyi dost oldukları notu düşer.
Devletin ilgili birimleri, taklit edilemeyen, sahtesi yapılamayan çek konusunda Frank’ın bilgisine başvurur. Bir sahtekârlık ustasından, sahtekârlığı önleyecek ipuçları alınır. Değerli evraklar o bilgilerin ışığında tekrar üretilir ve dolaşıma sokulur. Öyküsü gerçek filmleri, hikâyesinin yaşanmışlıklara dayandığı senaryoları izlemeye bayılırım. Sahte diploma tartışmaları patladığında tekrar izledim. Sizlere de tavsiye ederim. Vaktiniz zayi olmayacak… İki saatinize ayırmaya değer.





















