(The Turkish Post) – CEYHUN BAHADIR
Günümüz insanı umutsuzluk ve mutsuzluk ikilimi içine hapsolmuş adeta. Gördüğüm ve gözlemlediğim kadarıyla hayali unutan, hevesi kırılan, günü kurtarmak için mücadele kişi sayısı her geçen gün artıyor. Karanlık kuyunun içinde kıvrılıp duran, uzatılacak bir el bekleyen bu insanların ortak özelliği ise aradığını bulamamak. Ne aradığını bilmeyen de var, koşturup aradığına ulaşamayan da…
İnsanı ayakta tutan umudu ve hayalidir. Umudun tükendiği, hayalin bittiği yerde başlar kırılmalar ve yıkılmalar. Umudu ve hayali bitenlerin toplandığı sonsuzluk şehrinin sakinlerinden başka umutsuz ve hayalsiz insan olmamalı, olamaz diyenler de var elbette. Hayal ve hedefler kabre kadar devam eder hiç şüphesiz. Bazen tökezler, sendeler insan, bir kısmı yeniden bismillah der, kalkar ayağa, kimisi düştüğü yerde öylece kalır, kalkamaz, kalkmak için birini ya da birilerini bekler. O bekleyiş bitirir kişiyi, mahveder, çürütür ve yıkar.
Kendinden motorlu olmalı, umudunu diri tutmalı ve koşmaya odaklanıp, yıkıldığı yerden kalkmayı bilmeli insan. Çünkü hep karanlık hep gece değil hayat, gündüzü de var aydınlığı da. Hep yokuş, hep yukarı değil yol, inişi de var düzlüğü de. Hep asık surat hep üzgün değil insan, gülüşü de var kahkahası da. Hep sonbahar hep kış değil mevsim yazı da var baharı da. Hep siyah hep gri değil renk, beyazı da var yeşili de.
Yukarıdaki satıra muhalif davranıp, yenileyeceğim cümlemi, umudun tükendiği yerde başlar umut. Bitti dediğin her şey yeni bir başlangıca gebedir çoğu zaman. Olması için dua ettiğin, gözyaşı döktüğün hayallerin olmayınca, çok şükür, iyi ki olmamış dersin gün gelir. Gün gelir, olmazlara sevinir, gün gelir olmaları için dua edersin. Tersinden başlar bazı şeyler, sen farkında olmasan da.
Umutsuzluğa kapılıp çürümeye terk etmemeliyiz kendimizi, umudu taze tutmanın yollarını aramalı, bulmak için kapıları tıklamayı bilmeliyiz, bilmiyorsak öğrenmeliyiz. Ümitsizliğe geçit vermemeli, ümit aşılamalı kendine, benliğine sonra çevresine ve insanlığa.
Akifvari seslenmeli sinelere;
“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’
Davransana… Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?”
…
Kolay mı? Elbette değil ama zoru kolaya çeviren, azmi ve kararlılığıyla hayatını yenileyen o kadar çok örnek var ki anlatmaya kalksak günler yetmez, kitaplara sığmaz.
Yüreksiz ümitlerden uzak, yürekli ümitlere yakın durmalı insan, diri tutmalı ümidini, yeşertmeli gönlünü…
Kırık kolla duvara vuran kişi kırık elini, kolunu daha fazla kırmaktan başka bir şey yapamaz. Zararı yine kendini verir, acısı katmerleşir. İnsan bir kez umudunu yitirmeye görsün şeytan bir yandan, nefis bir yandan saldırır durur. Ta ki onu yiyip, bitirene kadar.
Hayatın engebeli yollarında yürüyen yiğit, kalbinde büyüttüğün umudu şimdi salıver ovaya ve bayıra ki şenlensin, renklensin hayat. Kurtulsun siyahtan ve griden.






















