(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Kitleler Kötülüğe Nasıl Hazırlanır?
Bir insan, yıllardır aynı sokakta yaşadığı komşusundan ne zaman korkmaya başlar?
Dün selam verdiği adamı bugün neden tehdit olarak görür?
Onun işinden çıkarılmasını, evinden alınmasını, susturulmasını nasıl olur da gerekli bulur?
Hiçbir toplum bir sabah uyanıp birdenbire zalimleşmez.
Önce hazırlanır.
İlk adım kötülük değildir.
Korkudur.
Korkunun Bir Adı Olmalıdır
İnsan belirsizliği sevmez.
Ekonomik kriz, işsizlik, savaş ihtimali, toplumsal karmaşa… Ne olduğunu tam anlayamadığı ve ne zaman biteceğini kestiremediği dönemlerde zihni yorulur.
Sorunlar büyüdükçe cevapların küçülmesini ister.
Karmaşık açıklamalar yerine tek bir neden…
Uzun çözümler yerine tek bir hamle…
Farklı görüşler yerine tek bir ses…
İşte korku, tam burada siyasi bir araca dönüşür.
Gerçek bir tehlike büyütülebilir. Küçük bir ihtimal kaçınılmaz felaket gibi anlatılabilir. Birbirinden bağımsız sorunlar, görünmez bir planın parçalarıymış gibi sunulabilir.
Fakat korkunun uzun süre işe yaraması için bir yüze ihtiyacı vardır.
Çünkü insan yalnızca korkmak istemez.
Kimden korkacağını da bilmek ister.
Sonra Düşman Gösterilir
Toplumun önüne bir hedef konur.
Bazen göçmenlerdir.
Bazen başka bir dine, mezhebe ya da etnik kökene sahip olanlar…
Bazen muhalifler, aydınlar, yabancılar veya “içimizdeki hainler”…
İşsizlikten onlar sorumludur.
Yoksulluktan onlar.
Ahlaki çöküşten, güvenlik sorunundan, ülkenin gerilemesinden yine onlar…
Böylece sistem görünmez olur.
Düşman görünür hâle gelir.
Artık insan öfkesini nereye yönelteceğini bilir.
Çünkü propaganda yalnızca korku üretmez. Korkuyu bir süre sonra öfkeye dönüştürür. Korkan insan korunmak ister; öfkelenen insan ise cezalandırmak.
Dün güvenlik isteyen kitle, bugün intikam talep etmeye başlar.
Kurtarıcı Ne Zaman Ortaya Çıkar?
Düşman ne kadar büyük gösterilirse kurtarıcıya duyulan ihtiyaç da o kadar büyür.
Topluma, karşısındaki tehdidin olağan yollarla yenilemeyeceği anlatılır. Hukuk yavaş, tartışma gereksiz, denetim zayıflık, merhamet ise neredeyse ihanet sayılır.
Sonra güçlü bir ses yükselir:
“Bu sorunu ancak ben çözerim.”
Böyle dönemlerde insanlar yalnızca bir yönetici aramaz.
Belirsizliği ortadan kaldıracak bir baba, kendileri adına karar verecek bir otorite ve korkularına kesin bir cevap ararlar.
Fakat burada tehlikeli bir alışveriş başlar.
İnsanlar güvenlik karşılığında haklarından vazgeçer.
Lider, daha fazla yetki karşılığında daha fazla güvenlik vaat eder.
Korku bitmez.
Çünkü korku biterse kurtarıcıya duyulan ihtiyaç da azalacaktır.
Vicdan Nasıl Susturulur?
İnsanların çoğu kendisini kötü biri olarak görmez.
Bu nedenle kötülüğe katılabilmeleri için önce yapılan şeyin adının değiştirilmesi gerekir.
Baskı, “düzeni korumak” olur.
Sansür, “toplumu savunmak” olur.
İşkence, “bilgi almak” olur.
İnsanları evlerinden sürmek, “güvenlik tedbiri” olur.
Masumların zarar görmesi ise “ödenmesi gereken bedel” diye açıklanır.
Vicdan doğrudan susturulmaz.
Kelimelerle uyuşturulur.
Albert Bandura’nın “ahlaki kopuş” olarak tanımladığı mekanizma tam da budur. İnsan, yaptığı kötülükle kendi ahlakı arasındaki bağı zihninde keser. Eylemini başka bir adla anlatır, sorumluluğu otoriteye devreder, verdiği zararı küçültür ve sonunda kurbanı suçlar.
Fakat bunun için düşmanın da insan olmaktan çıkarılması gerekir.
Dün komşu olan kişi artık komşu değildir.
Bir “hain”, “istilacı”, “mikrop” ya da “tehdit”tir.
Karşımızdakinin adı değiştiğinde ona karşı davranışımızın sınırı da değişir.
Herkes Kandırılmış mıdır?
Hayır.
Kötülüğün büyümesi için herkesin propagandaya inanması gerekmez.
Kimi gerçekten inanır.
Kimi korktuğu için boyun eğer.
Kimi güce yakın durarak çıkar sağlar.
Kimi eski hesaplarını yeni düşman üzerinden kapatır.
Kimi de hedef kendisi olmadığı sürece susar.
Bu nedenle kitleleri yalnızca kandırılmış masumlar olarak görmek doğru değildir.
Korku açıklayıcıdır.
Ama aklayıcı değildir.
İnsan baskı altında yönlendirilebilir; yine de attığı sloganın, alkışladığı cezanın ve görmezden geldiği acının sorumluluğunu taşır.
Çünkü kötülük yalnızca zalimlerin yaptıklarıyla büyümez.
Seyredenlerin kendilerine anlattıkları mazeretlerle de büyür.
Tehdit İnsanın İçinde Neyi Uyandırır?
Bazı araştırmalar ölüm, kaos ve toplumsal çözülme ihtimali hatırlatıldığında insanların kendi dünya görüşlerine daha sert sarılabildiğini gösteriyor. Kendi grubuna yakınlık artarken farklı düşünenlere karşı hoşgörü azalabiliyor.
Terror Management Theory bu durumu varoluşsal kaygıyla açıklar. İnsan, ölümlülüğünü ve dünyanın kırılganlığını hissettiğinde kendisine anlam ve güvenlik veren kimliğe daha güçlü biçimde bağlanabilir.
Karen Stenner’ın “otoriteryen dinamik” yaklaşımı ise otoriter eğilimlerin yalnızca birkaç insana ait değişmez bir özellik olmadığını söyler. Ortak düzenin dağıldığını düşünen sıradan insanlar da daha fazla itaat, daha az farklılık ve daha sert cezalar istemeye başlayabilir.
Demek ki asıl tehlike yalnızca kötülük yapmak isteyen insanlar değildir.
Kendisini iyi biri olarak görmeye devam ederken kötülüğe katılabilen sıradan insandır.
“Başka Çaremiz Yok” Denildiğinde
Korkudan tamamen kurtulamayız.
Ama korkumuzun nereye yönlendirildiğini sorgulayabiliriz.
Bize sürekli aynı düşman gösteriliyorsa durup bakmalıyız:
Bu tehdit gerçekten anlatıldığı kadar büyük mü?
Bütün sorunların nedeni nasıl olur da tek bir grup olabilir?
Benden hangi haklarımdan vazgeçmem isteniyor?
Düşmana uygulanan hukuk, bir gün bana da uygulanabilir mi?
Ve en önemlisi:
Korkum, kimin gücünü büyütüyor?
Çünkü mekanizma çoğu zaman değişmez.
Önce insanlar korkutulur.
Sonra korkuya bir yüz verilir.
Korku öfkeye, öfke cezalandırma arzusuna çevrilir.
Ardından kurtarıcı ortaya çıkar.
En sonunda dün utanç verici bulunan şeyler, bugün zorunluluk diye savunulur.
Kötülük kapıya her zaman kötülük adıyla gelmez.
Bazen güvenlik der.
Bazen düzen.
Bazen vatan.
Bazen de yalnızca şu cümleyi kurar:
“Başka çaremiz yok.”
Bir toplum bu cümleyi sorgulamayı bıraktığında, kötülük için gereken en önemli hazırlık tamamlanmış demektir.
Kaynakça
- Bandura, A. (1999). “Moral Disengagement in the Perpetration of Inhumanities.” Personality and Social Psychology Review, 3(3), 193–209.
- Becker, E. (1973). The Denial of Death. Free Press.
- Greenberg, J., Pyszczynski, T. & Solomon, S. (1986). “The Causes and Consequences of a Need for Self-Esteem: A Terror Management Theory.” İçinde Public Self and Private Self. Springer.
- Huddy, L., Feldman, S. & Cassese, E. (2007). “On the Distinct Political Effects of Anxiety and Anger.” İçinde The Affect Effect. University of Chicago Press.
- Jost, J. T., Glaser, J., Kruglanski, A. W. & Sulloway, F. J. (2003). “Political Conservatism as Motivated Social Cognition.” Psychological Bulletin, 129(3), 339–375.
- Kruglanski, A. W. (2004). The Psychology of Closed Mindedness. Psychology Press.
- Solomon, S., Greenberg, J. & Pyszczynski, T. (2015). The Worm at the Core: On the Role of Death in Life. Random House.
- Stenner, K. (2005). The Authoritarian Dynamic. Cambridge University Press.






















