(The Turkish Post) – AYŞEM NARLI
Günümüzde pek çok şey değişim ve gelişim içerisinde. Anne-baba rolleri ile çocuk yetiştirme durum ve tarzları da buna dâhil.
Gelişmelerin bu denli hızlı olduğu bir ortamda duyguların, düşüncelerin ve yöntemlerin de revize edilmesine ihtiyaç var. Çünkü dünün güneşiyle bugünün çamaşırları maalesef kurutulamaz.
Söz konusu çocuk olunca ebeveynler daha da hassaslaşır ve çocuk için en iyisini yapma noktasında bir saniye bile düşünmezler. Yeni donanımlarla, yeni öğretilerle çocuklarını daha iyi anlamaya; ilgi ve ihtiyaçlarına daha sağlıklı cevap vermeye çalışırlar.
Ebeveynlik çoğu zaman çocuğa odaklı bir eylem sanılır. Oysa asıl mesele, ebeveynin kendi bilinçdışı süreçleri, içsel çatışmaları ve bitirilmemiş işleri ile yüzleşme cesaretidir.
Çocuğunuza veremeyeceğiniz tek şey, sizde olmayandır.
Duygusal denge, iç huzur, sabır ve esneklik; ebeveynin kendi psikolojik dünyasında var olmadığı sürece çocuğa mekanik olarak öğretilemez. Her duygu ve düşünce, belirli miktarlarda ebeveynlerden çocuklara geçmektedir: düşünce yapısı, karakter özellikleri, duygusal durumlar vb.
Bu yüzden ebeveynlerin çok dikkatli olmaları gereken bir dönemden geçiyoruz. Çünkü algıları son derece açık, anne-babalarını sürekli izleyen ve genelde olumsuz davranışları daha çok modelleme eğiliminde olan çocuklar karşımıza çıkmaktadır.
Çocuğuna örnek olmaya çalış
“En güzel nasihat örnek olmaktır.”
Bu söz, çocuk yetiştirme konusunda temel bir kural olarak alınmalıdır. Çocuk, söylemlerden ziyade eylemlere odaklanır ve davranışlarına bunları yansıtır. Ebeveynler duruşlarıyla, bakışlarıyla, duygularıyla ve duygulanım süreçleriyle dikkatli olmalı ve çocukları tarafından sürekli izlendiğini asla unutmamalıdır.
Ebeveynin yönetemediği kaygı, öfke veya stres, çocuğun sinir sistemi tarafından doğrudan emilir. Sakin kalamayan, aşırı kaygılı olan, sürekli tetikte duran bir ebeveyn, çocuğuna sözleriyle “sakin ol” dese bile bedeniyle “panik ol” mesajı verir.
Çocuk, ebeveynin duygusunu kendi duygusu zanneder. Böylece çocuğun hem zihin hem de gönül dünyası belirsizlikle baş etmekte zorlanır; abartma ve facialaştırma yoluna gidebilir.
Bu bağlamda duygusal bulaşmanın çocuklar için ne kadar hassas bir konu olduğunu hatırlamakta fayda vardır.
Çocuğun için kendini geliştir
Kendini geliştiren ebeveyn; kendi duygularını (öfke, hayal kırıklığı, korku) fark eder, kabul eder ve sağlıklı yönetebilir. Bu, çocuğa “Tüm duygular normaldir; bu duyguları yönetebiliriz ve davranışlarımızı seçebiliriz” mesajını veren en güçlü aktarımdır.
Kendini ihmal eden, kendi ihtiyaçlarını (uyku, sosyalleşme, hobi, sakinlik vb.) sürekli erteleyen ebeveyn, bilinçdışı bir şekilde “tükenmişlik” ve “gizli öfke” biriktirir.
Bu öfke, “Senin için her şeyi feda ettim” veya “Senin için saçımı süpürge ettim” cümlelerinde, ya da en ufak hatada çocuğa karşı gösterilen orantısız sabırsızlık ve öfkede kendini gösterir.
Kendini geliştirmek, “ben” demenin bencillik değil; ebeveyn rolünü sağlıklı sürdürebilmek için bir gereklilik olduğunu kabul etmektir. Bu nedenle ebeveynler kendilerine zaman ayırabilmeli, kendi ilgi, istek ve ihtiyaçlarını mümkün olduğunca ertelememelidir.
Aynaya bakmayı deneyelim!
Ebeveynlik, çoğu zaman kendi çocukluğumuzla en acımasız yüzleşmeyi yaptığımız yerdir. Anne-babaların kişisel gelişimi ise bu yüzleşmeden kaçmak yerine onu bilinçli bir şekilde yönetme sürecidir.
Ebeveynlerde sağlıklı olmayan bir diğer nokta ise şudur: Ebeveynin kendi gerçekleşmemiş hayallerini, hırslarını veya korkularını çocuğa yüklemesi. “Ben doktor olamadım, o olmalı”, “Benim yapamadığımı o yapmalı” gibi cümleler…
Özetle çocuk, “kendi” olarak sevilen bir birey değil; ebeveynin eksiklerini tamamlayan bir “proje” hâline gelir.























