(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de üretim maliyetlerinin yükselmesi, şirketleri daha ucuz üretim merkezleri aramaya yönlendiriyor. Yıllardır Mısır gibi ülkeler bu arayışın adresi olurken, Suriye de artık Türkiye sermayesi için yeni bir alternatif olarak öne çıkıyor.
LC Waikiki’nin Halep’e bağlı El-Rai’de fabrika açması, bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri. Türkiye sınırına yaklaşık 3 kilometre mesafedeki fabrikada üretim yaklaşık 150 çalışanla başladı. Şirketin üç yıl içinde istihdamı 1.000 kişinin üzerine çıkarmayı hedeflediği belirtiliyor.
Suriye’nin özellikle emek yoğun sektörler açısından en önemli avantajı maliyetler. Türkiye’de asgari ücretin yaklaşık 585 dolar, Suriye’de ise yaklaşık 115 dolar seviyesinde olduğu aktarılıyor. Sigorta, vergi ve bazı işletme giderlerindeki farklar da eklendiğinde tekstil gibi sektörlerde Suriye yatırımcı açısından cazip hale geliyor.
Ancak mesele yalnızca ucuz iş gücü değil. El-Rai’nin Türkiye sınırına yakınlığı, Türk şirketlerinin mevcut tedarik ve lojistik ağlarıyla bağlantı kurmasını kolaylaştırıyor. Bu nedenle Suriye, Mısır’a kıyasla farklı bir avantaj sunuyor.
Suriye’de yatırım ilgisinin arttığına ilişkin veriler de dikkat çekiyor. 2026’nın ilk yarısında tekstil ve hazır giyim sektöründe 234 yatırım başvurusu yapıldığı bildiriliyor. Bu rakamın tamamının yeni fabrika anlamına gelmediğini, kapasite artırımı ve modernizasyon başvurularının da bulunduğunu belirtmek gerekiyor.
Bu gelişme Türkiye açısından önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Şirketler neden kendi ülkelerinde üretim yapmak yerine sınırın ötesine yatırım yapıyor?
Yanıtın önemli bir bölümü artan üretim maliyetlerinde yatıyor. İşçilik, enerji, finansman ve işletme giderleri yükseldikçe özellikle tekstil ve hazır giyim gibi rekabetin yoğun olduğu sektörlerde şirketlerin kâr marjları daralıyor. Daha düşük maliyetli ülkelerde üretim yapmak ise şirketler açısından rekabet gücünü koruma yöntemi olarak görülüyor.
Mısır örneği bu açıdan daha önce yaşanan dönüşümü gösteriyor. Ancak Türkiye’den Mısır’a bütün sektörleri kapsayan kitlesel bir fabrika göçü yaşandığını söylemek doğru değil. Türk şirketlerinin Mısır’daki yatırımları uzun yıllardır devam ediyor ve yeni yatırımlar da sürüyor.
Suriye’nin farkı ise coğrafi yakınlığı. Türkiye’deki şirketler açısından sınırın hemen ötesinde üretim yapmak, tedarik zincirlerini koruma ve lojistik maliyetlerini kontrol etme açısından Mısır gibi daha uzak üretim merkezlerine kıyasla önemli avantajlar sağlayabilir.
Üstelik Suriye’nin yeniden yapılanma ihtiyacı yatırım alanını yalnızca tekstille sınırlamıyor. Enerji, inşaat, lojistik ve perakende gibi sektörlerde de yeni fırsatlar oluşuyor. Kalyon ve Cengiz’in dahil olduğu konsorsiyumun Suriye’de 7 milyar dolarlık enerji yatırımı için anlaşma yapması, Türkiye sermayesinin ülkedeki ilgisinin büyüklüğünü gösteren gelişmelerden biri.
Ancak Suriye’nin Türkiye için kalıcı bir üretim üssüne dönüşmesi, yalnızca düşük ücretlere bağlı olmayacak. Güvenlik, hukuk, altyapı, mülkiyet hakları ve siyasi istikrar yatırımcıların kararında belirleyici olacak.
LC Waikiki’nin yatırımı bu nedenle tek başına büyük bir dönüşüm anlamına gelmeyebilir. Fakat başka şirketlerin de aynı yolu izlemesi halinde Türkiye-Suriye sınırında yeni bir üretim hattı ortaya çıkabilir.
Buradaki asıl mesele ise Suriye’nin ne kadar yatırım çekeceğinden çok Türkiye’nin neden üreticisini daha düşük maliyetli ülkelere yönelmek zorunda bıraktığı. Bir şirketin yurt dışında yatırım yapması normal bir ticari karar. Ancak bu kararın temel nedeni Türkiye’de üretim yapmanın giderek pahalılaşmasıysa, sorun artık şirketlerin değil, Türkiye’nin üretim modelinin tartışılması gereken bir noktaya geliyor.
Suriye bugün düşük maliyet avantajıyla öne çıkıyor. Yarın başka bir ülke daha düşük maliyet sunduğunda sermayenin oraya yönelmesi mümkün. Türkiye’nin uzun vadeli hedefi bu yarışta en ucuz ülke olmak değil, üreticinin Türkiye’de kalmasını sağlayacak rekabetçi koşulları oluşturmak olmalı.























