(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de fındık sezonu her yıl olduğu gibi bu yıl da fiyat tartışmasıyla açıldı. Toprak Mahsulleri Ofisi, 2026-2027 sezonu için kabuklu fındık alım fiyatını Giresun kalite için 255, Levant kalite için 250 lira olarak açıkladı. Yüzde 50 randımanın üzerindeki her bir puan için de kaliteye göre ilave ödeme yapılacak.
Üretici cephesinde ise rakamın yetersiz olduğu görüşü öne çıkıyor. Maliyetlerin yükseldiği, işçilik ve gübre başta olmak üzere girdilerin arttığı bir dönemde 250 liralık fiyatın üreticiyi ne kadar rahatlatacağı tartışılıyor. Serbest piyasada fiyatın daha yukarı çıkması beklentisi de bu nedenle güçlü. Fakat fındıkta yalnızca fiyatı konuşmak, sektörün asıl problemini ıskalamak anlamına geliyor. Çünkü Türkiye’nin fındıkta yaşadığı sorun sadece “kaç liraya satıyoruz?” sorusuyla açıklanabilecek bir sorun değil. Daha temel bir mesele var: Aynı topraktan neden daha fazla fındık alamıyoruz?
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Temmuz 2026 tarihli fındık raporuna göre Türkiye’nin 2025 yılı ortalama fındık verimi dekarda sadece 59 kilogram oldu. Üstelik bu rakam tek başına kötü bir sezonun sonucu olarak görülmemeli. Türkiye’de son yıllardaki verim de dünya ölçeğinde oldukça düşük kalıyor. Bakanlığın daha önce yayımladığı verilere göre Türkiye’de dekara ortalama verim 80,2 kilogram seviyesindeyken, 2015-2020 döneminde ABD’de bu rakam 278, Gürcistan’da 216, Azerbaycan’da 144, İtalya’da 160 kilogram oldu.
Yani Türkiye dünyanın en büyük fındık üreticilerinden biri olmasına rağmen, birim alandan aldığı ürün konusunda aynı başarıyı gösteremiyor. Bu durumun ekonomik sonucu çok basit. Dekardan 60 kilogram fındık alan bir üretici ile aynı büyüklükte araziden 200-250 kilogram ürün alan üreticinin karşı karşıya olduğu ekonomi aynı değil. Kilogram fiyatı ikisi için de 250 lira olsa bile birinin brüt geliri 15 bin lirada kalırken diğerinin geliri 50-62 bin 500 liraya ulaşabiliyor.
Elbette daha yüksek verimli bahçenin gübre, bakım, işçilik ve diğer girdi maliyetleri de artabilir. Ancak temel gerçek değişmiyor: Fındık üreticisinin gelirini belirleyen yalnızca kilogram fiyatı değil, o kilogramın kaç kez üretilebildiği. İşte Türkiye’nin önündeki asıl mesele burada başlıyor. Çünkü düşük verim kader değil.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yürüttüğü bahçe yenileme çalışmalarında, uygun çeşit, dikim sistemi ve bahçe yönetimiyle mevcut alanlardan dekara 100-150 kilogram daha fazla ürün alınmasının hedeflendiği belirtiliyor. Bakanlık, bahçe yenileme projelerinde rakım, toprak, iklim, eğim ve dikim özelliklerinin birlikte değerlendirilmesini öngörüyor.
Giresun’da gerçekleştirilen örnek uygulamalar da potansiyelin ne kadar yüksek olabileceğini gösteriyor. Bir örnek bahçede daha önce dekardan 50-60 kilogram ürün alınırken, yapılan çalışmaların ardından 200 kilogramın üzerine çıkıldığı bildirildi.
Bu örnekler önemli. Çünkü Türkiye’nin problemi fındık yetiştiremiyor olması değil. Fındığı mevcut potansiyelinin altında üretmesi. Bunun arkasında ise tek bir neden yok. Karadeniz’deki birçok bahçenin yaşlı olması, arazilerin miras yoluyla parçalanması, eğimli yapı nedeniyle mekanizasyonun zor olması ve üreticilerin önemli bölümünün tarım dışındaki şehirlerde yaşamaya başlaması verimlilik sorununu büyütüyor.
Bahçenin sahibi başka bir şehirde yaşıyor, üretim döneminde bölgeye geliyor ve yıl boyunca yapılması gereken bakımın önemli bölümü aksıyor. Ağaç yaşlanıyor, verim düşüyor. Verim düşünce kilogram başına maliyet yükseliyor. Maliyet yükseldikçe üreticinin bahçeye yatırım yapma isteği azalıyor. Bu sadece ekonomik değil, aynı zamanda demografik bir problem.
Gençlerin fındık üretimine ilgisini artırmak için önce fındık bahçesini ekonomik olarak anlamlı hale getirmek gerekiyor. Yılda yalnızca birkaç ay gelir sağlayan, küçük parçalara bölünmüş ve yoğun insan emeği isteyen düşük verimli bir bahçe, genç kuşak için cazip bir işletme modeli sunmuyor. Dolayısıyla “gençler neden tarımdan kaçıyor?” sorusunun cevabını yalnızca gençlerde aramak yanlış. Bir başka sorun da bahçelerin yenilenmesi.
Yaşlanmış bir bahçeyi söküp yeniden kurmak teknik olarak mümkün. Fakat üreticinin karşısına bu kez başka bir problem çıkıyor: Yeni bahçenin ekonomik anlamda üretime geçmesi zaman alıyor. Çiftçinin o yıllardaki gelir kaybını kim karşılayacak?
İşte devlet politikasının burada devreye girmesi gerekiyor. Fındık politikasını yalnızca hasat zamanı açıklanan alım fiyatına bağlamak yerine, uzun vadeli bir dönüşüm programı kurulmalı. Bahçe yenilemek isteyen üretici desteklenmeli, geçiş dönemindeki gelir kaybı telafi edilmeli ve küçük parsellerde ortak işletme modelleri teşvik edilmeli.
Özellikle şehirlerde yaşayan bahçe sahipleri için profesyonel işletme modelleri geliştirilebilir. Üretici kooperatifleri veya uzman ekipler, sahipleri tarafından düzenli olarak işletilemeyen bahçeleri ücret karşılığında yönetebilir. Böylece mesele sadece “daha fazla fındık üretmek” olmaktan çıkar, birim alandan daha fazla gelir elde etmek haline gelir. Bu dönüşüm ihracat açısından da kritik. Türkiye 2025 yılında 238 bin 704 ton fındık ihraç ederek 2,25 milyar doların üzerinde gelir sağladı. Ancak ihracat miktarındaki gerileme dikkat çekti.
Burada ihracat miktarındaki her düşüşü doğrudan verimsizliğe bağlamak doğru olmaz. Rekolte, fiyat, küresel talep ve stoklar gibi birçok faktör devreye giriyor. Ancak Türkiye’nin fındık sektöründeki avantajının sonsuza kadar devam edeceğini varsaymak da büyük bir hata olur.
Dünyada yeni üretim alanları oluşuyor. Türkiye’nin karşısındaki ülkeler verimliliklerini artırmaya çalışıyor. Türkiye ise milyonlarca dekarlık üretim alanına sahip olmasına rağmen bu alanların önemli bölümünde düşük verim problemiyle mücadele ediyor. Bu nedenle önümüzde iki ayrı fındık politikası seçeneği bulunuyor. Birincisi her yıl aynı tartışmayı sürdürmek: Maliyetler arttı, fiyat yükselsin. İkincisi ise fiyatı üreticiyi koruyacak seviyede tutarken aynı zamanda bahçelerin verimliliğini artırmak.
İkinci seçenek daha zor. Sonuçları bir sezon içinde ortaya çıkmayabilir. Büyük yatırım ve planlama gerektirir. Ancak kalıcı çözüm de burada. Çünkü fındığın kilosuna 50 lira daha eklemek üreticinin bu yılki gelirini artırabilir. Fakat dekardan 60 kilogram alan bir bahçeyi 150-200 kilogram üretir hale getirmek, üreticinin gelir yapısını kökten değiştirebilir. Türkiye’nin fındıkta ihtiyacı olan şey yalnızca daha yüksek fiyat değil. Daha verimli bahçe, daha düşük birim maliyet, daha yüksek kalite ve daha güçlü üretici örgütlenmesi. Fiyat tartışması elbette devam etmeli. Üreticinin maliyetini karşılamayan bir fiyatla sürdürülebilir tarım mümkün değil. Ama her ağustos ayında yalnızca “Fındığın kilosu kaç lira?” diye sorarsak, fındık sektörünün daha büyük problemini konuşmamış oluruz.



















