(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Bir yalan söylemek birkaç saniye sürer.
Çürütmek bazen saatler.
Sabah bir iddia çıkar.
Öğlen başka biri.
Akşam ikisini de yalanlayan üçüncüsü.
Bir süre sonra insan artık:
“Hangisi doğru?”
diye sormaz.
Şöyle der:
“Kim bilir gerçek ne?”
Bilgi kirliliğinin asıl zaferi bazen tam burada başlar.
Çünkü eski propaganda:
“Bana inan.”
diyordu.
Yeni propaganda ise çok daha azını isteyebilir:
“Hiç kimseye inanma.”
Ya Amaç Sizi İkna Etmek Değilse?
Steve Bannon’ın medya stratejisiyle birlikte sıkça kullanılan bir ifade var:
“Flood the zone.”
Bilgi alanını doldur.
Bir iddia bitmeden yenisi gelsin.
Gazeteciler, uzmanlar ve sıradan insanlar hangisini doğrulayacaklarına yetişemesin.
Çünkü yanlış bilgi üretmek kolaydır.
Doğrulamak pahalıdır.
Bir kişi birkaç dakika içinde beş iddia ortaya atabilir.
Siz bunlardan yalnızca birini araştırmak için saatler harcayabilirsiniz.
Sonra altıncısı gelir.
Bu noktadan sonra mücadele yalnızca doğruyla yanlış arasında değildir.
Sizin dikkatinizle bilgi seli arasındadır.
Zihin Gürültünün Altında Ne Yapar?
Psikolojide buna yaklaşan önemli kavramlardan biri bilişsel yüktür.
İnsan zihni aynı anda sınırsız miktarda bilgiyi değerlendiremez.
Dikkat sınırlıdır.
Çalışma belleği sınırlıdır.
Doğrulamak için gereken zihinsel enerji de sınırlıdır.
Bir haber.
Bir video.
Bir grafik.
Bir “uzman”.
Bir karşı uzman.
Bir belge.
Bir yalanlama.
Sonra yalanlamanın yalanlaması…
Bir noktadan sonra zihin tasarrufa gider.
Ve tam burada başka bir psikolojik mekanizma devreye girer:
Tekrar.
Araştırmalar, aynı iddiayla tekrar tekrar karşılaşmanın onu daha doğruymuş gibi hissettirebildiğini gösteriyor. Buna yanılsamalı doğruluk etkisi deniyor.
Çünkü tanıdık olanı işlemek daha kolaydır.
Zihin bazen bu kolaylığı doğrulukla karıştırır.
Dün saçma gelen cümle bugün tanıdık gelir.
Yarın ise:
“Bunda bir şey olabilir.”
diye düşünmeye başlayabilirsiniz.
Yalan doğru olmamıştır.
Sadece yabancılığını kaybetmiştir.
Neden Sonunda “Bizimkilere” İnanıyoruz?
Bilgi bombardımanı insanı yalnızca yormaz.
Bir pusula aramaya da iter.
Ve en kolay pusula çoğu zaman aidiyettir.
Motivasyonlu akıl yürütme üzerine çalışmalar, insanların bilgiyi her zaman tamamen tarafsız değerlendirmediğini gösteriyor.
Kendi inancımızı destekleyen bilgiyi daha kolay kabul ederiz.
Karşıt bilgiyi daha sert sorgularız.
Bilgi ortamı bulanıklaştıkça soru da değişmeye başlar.
Artık:
“Bu doğru mu?”
değildir.
“Bunu kim söylüyor?”
olur.
Bizim taraftansa daha az sorgularız.
Karşı taraftansa daha çok.
Böylece kanıtın yerini giderek kimlik alır.
Gerçek Nasıl Aşınır?
RAND araştırmacıları Jennifer Kavanagh ve Michael Rich bu daha geniş sürece “Truth Decay” — gerçeğin aşınması adını verdi.
Sorun insanların farklı düşünmesi değildir.
İnsanlar zaten farklı düşünür.
Sorun, neyin olgu olduğu konusunda bile ortak zeminin kaybolmasıdır.
Olgu ile yorum birbirine karışır.
Kanaat kanıtın önüne geçer.
Güvenilir kaynaklara duyulan güven azalır.
Sonunda iki insan aynı olay hakkında farklı yorumlar yapmaz.
Aynı gerçekliğin içinde yaşayıp yaşamadıkları bile belirsizleşir.
Birinin “kanıt” dediğine diğeri “kurgu” der.
Birinin doğrulama dediğine diğeri sansür der.
Bu noktadan sonra anlaşmazlık sonuçta değildir.
Başlangıç noktasındadır.
Yorgunluk Neden Bu Kadar Önemlidir?
Bilgi kirliliğinin en büyük başarısı insanların yanlış bilgiye inanması olmayabilir.
Yorulmaları olabilir.
Her gün “skandal” varsa bir süre sonra hiçbir şey skandal değildir.
Her saat “son dakika” varsa hiçbir şey gerçekten son dakika değildir.
Her görüntü “şok belge”, her söylenti “büyük ifşa” ise insan bir süre sonra dönüp bakmaz.
Alarm sürekli çalarsa bir gün alarmın sesi sıradanlaşır.
Sonra insan iki cümleden birini kurar:
“Ben artık hiçbir şeyi takip etmiyorum.”
Ya da:
“Ben sadece güvendiğim insanların söylediğine bakıyorum.”
İlkinde gerçeği aramaktan çekilir.
İkincisinde doğrulamayı bırakıp aidiyete sığınır.
İki durumda da aynı şey olur:
İnsan gerçeği kaybetmez.
Gerçeği arama isteğini kaybeder.
Peki Kendimizi Nasıl Koruyacağız?
Her iddiayı tek tek çürütmeye çalışarak değil.
Buna ömür yetmez.
Bazen önce iddianın kendisine değil, bilgi akışına bakmak gerekir.
Neden şimdi?
Neden bu kadar çok?
Neden bu kadar hızlı?
Neden biri daha araştırılmadan yenisi geliyor?
Ve belki de en önemli soru:
Ben gerçekten daha fazla şey mi biliyorum, yoksa yalnızca daha fazla mı yoruluyorum?
Çünkü bilgi çokluğu ile bilgi sahibi olmak aynı şey değildir.
Eski propaganda size:
“Bana inan.”
diyordu.
Yeni propaganda ise sizden bunu bile istemeyebilir:
“Bana inanmak zorunda değilsin.
Yeter ki artık hiç kimseye inanma.”
Çünkü bir yalanın en büyük zaferi ona inanmanız değildir.
Gerçeği aramaktan vazgeçmenizdir.
Kaynaklar
Hasher, L., Goldstein, D. & Toppino, T. (1977). “Frequency and the Conference of Referential Validity.”
Sweller, J. (1988). “Cognitive Load During Problem Solving: Effects on Learning.”
Kunda, Z. (1990). “The Case for Motivated Reasoning.”
Fazio, L. K. et al. (2015). “Knowledge Does Not Protect Against Illusory Truth.”
Kavanagh, J. & Rich, M. D. (2018). Truth Decay.
Lewis, M. (2018). “Has Anyone Seen the President?”
Pomerantsev, P. (2019). This Is Not Propaganda.
Roberts, M. E. (2018). Censored: Distraction and Diversion Inside China’s Great Firewall.






















