(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de tarımsal üretim rekor seviyelere ulaşırken çiftçiler artan maliyetler, düşen ürün fiyatları ve alıcı bulamama sorunlarıyla karşı karşıya. Tarlada ve bahçede ürün bulunmasına rağmen üreticinin emeğinin karşılığını alamaması, tarım sektöründeki yapısal sorunları yeniden gündeme taşıdı. Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım, Türkiye’de tarımın sona ermediğini ancak çiftçilerin üretimden çekilme noktasına geldiğini vurgulayarak hemen her üründe benzer sıkıntıların yaşandığına dikkat çekti.
Tarım ve Orman Bakanlığının 2026 yılında bitkisel üretimde Cumhuriyet tarihinin rekorunun kırıldığı yönündeki açıklamaları, üreticilerin yaşadığı ekonomik sorunları ortadan kaldırmış değil. Yıldırım’ın değerlendirmesine göre geçen yıl kuraklık nedeniyle ciddi kayıplar yaşanan bazı meyvelerde bu yıl üretimin toparlanması, çiftçinin gelirine aynı ölçüde yansımadı. Şeftali, kiraz, elma, kayısı ve üzüm gibi ürünlerde üretim artarken üreticiler satış yapamamaktan veya ürünlerini geçen yılın altında fiyatlarla elden çıkarmaktan şikâyet ediyor. Böylece üretim miktarındaki artış ile çiftçinin kazancı arasındaki fark daha görünür hale geliyor.
Maliyetlerle ürün fiyatları arasındaki makas, krizin temel nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor. Yıldırım, yayında Türkiye İstatistik Kurumunun eylül ayı verilerine işaret ederek mazot fiyatının aylık yüzde 12,93, yıllık yüzde 67,23 arttığını; turunçgillerin fiyatının ise aylık yüzde 24,41, yıllık yüzde 32,12 gerilediğini aktardı. Üreticinin temel girdilerinden biri olan mazot pahalanırken ürün fiyatlarının düşmesi, çiftçinin üretimden elde ettiği geliri aşındırıyor. Gübre, ilaç, sulama, işçilik ve nakliye giderleri de hesaba katıldığında üreticinin maliyetlerini karşılaması giderek zorlaşıyor.
Narenciye üreticilerinin yaşadığı sorun, üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkını da ortaya koyuyor. Yıldırım’ın aktardığına göre mandalina gibi ürünlerde çiftçi düşük fiyatlarla satış yapmak zorunda kalırken tüketici markette çok daha yüksek fiyatlarla karşılaşıyor. Üreticinin yeterli gelir elde edemediği, tüketicinin ise gıdayı pahalı bulduğu bu tablo, ürünün tarladan sofraya uzanan yolunda fiyat oluşumunun ve pazarlama kanallarının yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor.
Narenciye sektöründeki sıkıntılar yalnızca iç piyasayla sınırlı değil. Yıldırım, Rusya ve Ukrayna pazarlarına erişimde savaş nedeniyle yaşanan sorunların ihracatı da zorlaştırdığını belirtti. Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan ve Ulusal Turunçgil Konseyi Başkanı Kemal Kaçmaz’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile görüşerek sektörün sorunlarını ve alternatif pazarlara erişim ihtiyacını gündeme getirdiğini aktardı. İhracat kanallarındaki daralma, hasat döneminde piyasaya çıkan ürünün alıcı bulmasını daha da güçleştirebiliyor.
Sorun narenciye ile de sınırlı değil. Yıldırım, elma üreticilerinin ürünlerini toplama maliyetini karşılayamadıkları için hasadı ertelemek veya ürünlerini dalında bırakmak zorunda kaldıklarını anlattı. Zeytinde beklenen yüksek rekolteye rağmen üreticilerin fiyatların maliyetleri karşılamamasından endişe ettiğini belirten Yıldırım, bazı çiftçilerin hasat yapmanın kendileri için daha fazla zarar anlamına gelebileceğini düşündüğünü ifade etti. Ürünü toplamak için yapılan harcamanın satış gelirini aşması, üretimin daha tarladayken ekonomik açıdan anlamsız hale gelebildiğini gösteriyor.
Kuru üzümde de benzer bir gelir kaybı gündemde. Yıldırım’ın verdiği bilgiye göre geçen yıl kilogram başına 120 lira fiyat açıklanan kuru üzüm için bu yıl 80 lira fiyat belirlendi. Çeltik üreticileri ise hasat başlamasına rağmen alım fiyatının açıklanmasını bekliyor. Üreticilerin talebi, fiyatların hasat tamamlandıktan sonra değil, ürün piyasaya çıkarken belirlenmesi ve maliyetleri dikkate alan bir alım politikasının uygulanması.
Hayvancılıkta da üreticinin maliyet baskısı altında olduğu belirtiliyor. Yıldırım, Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneğinin hesaplamasına göre çiğ sütün litre başına üretim maliyetinin 29 lira 43 kuruşa ulaştığını, referans fiyatın ise 24 lira 30 kuruş seviyesinde kaldığını aktardı. Bu rakamlar arasındaki fark, üreticinin her litre süt için maliyetinin altında bir fiyatla karşı karşıya kaldığına işaret ediyor. Yem ve akaryakıt giderleri artarken süt fiyatının aynı hızla yükselmemesi, işletmelerin borçlarını ödeme ve üretimi sürdürme kapasitesini zayıflatıyor.
Üreticilerin yaşadığı sıkıntıların bir diğer boyutu finansmana erişim. Tarımsal üretim, ekimden hasada kadar önemli miktarda sermaye gerektiriyor. Çiftçiler gübre, mazot, tohum ve işçilik giderlerini çoğu zaman krediyle karşılıyor. Ancak ürününü satamadığında veya zararına sattığında borcunu kapatacak geliri elde edemiyor. Yıldırım, tarım ürünlerini satın alan ve ihracatını yapan işletmelerin de yüksek kredi maliyetlerinden yakındığını belirtti. Bu koşullarda hem üretici hem de alıcı finansal açıdan zorlanırken ürünlerin pazara ulaşması da güçleşiyor.
Üreticinin karşı karşıya kaldığı sorunlar, tarımsal desteklerin yeterliliğini ve zamanlamasını da tartışmaya açıyor. Hükümet, artan girdi maliyetleri karşısında 2026 üretim yılı için dekar başına 310 lira olan temel destek tutarını 367 liraya çıkardı. Yıldırım, haziran ayında desteklerin güncelleneceği yönündeki açıklamaların ardından düzenlemenin eylül ayında yapılmasına dikkat çekerek artışın maliyetlerdeki yükseliş karşısında yetersiz kaldığını savundu. Ayrıca desteklerin çiftçinin ihtiyaç duyduğu dönemde ödenmemesinin, uygulamanın etkisini azalttığını belirtti.
Yıldırım’ın önerileri arasında, üreticinin elindeki ürünü değerlendirmesini sağlayacak acil önlemler alınması ve destek ödemelerinin zamanında yapılması bulunuyor. Bunun yanında tarımsal desteklerin yalnızca arazi büyüklüğüne göre değil, üretimi ve ülkenin ihtiyaç duyduğu ürünleri teşvik edecek biçimde düzenlenmesi gerektiğini savunuyor. Ürün fiyatları yükseldiğinde ihracatın kısıtlanması veya ithalatın kolaylaştırılması gibi kısa vadeli müdahalelerin yerine, üretici ile tüketicinin çıkarlarını birlikte gözeten, öngörülebilir bir dış ticaret politikası izlenmesini öneriyor.
Tarımda yaşanan bu tablo, üretim planlamasının yalnızca kaç ton ürün elde edildiği üzerinden yapılamayacağını gösteriyor. Bir ürünün üretilmesi kadar hangi pazarda, hangi maliyetle ve hangi fiyattan satılabileceği de önem taşıyor. Çiftçinin satış yapamadığı için yeni üretim dönemine hazırlanmakta zorlanması, gelecek yılın ekim kararlarını ve ülkenin gıda arzını da etkileyebilir. Özellikle küçük üreticilerin sektörden çekilmesi, kırsal ekonominin zayıflaması ve tarımsal üretim kapasitesinin daralması riskini beraberinde getiriyor.
Ali Ekber Yıldırım’ın değerlendirmesinde öne çıkan temel uyarı da bu noktada önem kazanıyor: Tarım üretimi devam etse bile çiftçinin ekonomik olarak ayakta kalamadığı bir sistem sürdürülebilir değil. Rekor üretim açıklamalarının gerçek bir başarıya dönüşebilmesi için çiftçinin emeğinin karşılığını alması, tüketicinin gıdaya makul fiyatlarla ulaşması ve üretim maliyetleriyle satış gelirleri arasındaki dengenin kurulması gerekiyor. Aksi halde bugün tarlada kalan ürünlerin ve üretimden çekilmek zorunda kalan çiftçilerin bedeli, yarın daha yüksek gıda fiyatları ve daha kırılgan bir gıda arzı olarak toplumun tamamına yansıyabilir.























