(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Eylül ayından beri Türkiye’de bir fon tartışması devam ediyor. Muhalif çevreleri, iktidara yakın isimleri hedef alıyor. Siyasi iktidarsa, fon yolsuzluğunun bireysel hesaplarsan ve kişilerden ibaret olduğuna dikkat çekiyor. Dolayısıyla partileri ile hiçbir alakasının olmadığının altını çiziyor. Bende ikinci görüşe katılanlardanım. Fon meselesi uzmanlık alanıma girmiyor. Ancak sosyal hesaplardan elde ettiği bilgiler ve yorumlardaki analizlere bakıldığında, burada bir grup birlikte hareket ediyor muhtemelen. Ancak siyasilerin bir yönlendirmesi ya da toplu bir yönlendirme kesinlikle söz konusu değil. Bundan dolayı olsa gerek, siyasi iktidar adı kamuoyuna sıkça yansıyan eski bir bakanını da beklemeden partiyle ilişini kesti. Doğru olanda bu olsa gerek.
Hatta AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, fon soruşturmasında adı geçen 214 kişiyle ilgili tartışmalara ilişkin yaptığı açıklamada masumiyet karinesini ve lekelenmeme hakkına dikkat çekti. Güler’in bu sözleri, Türkiye’de hukukun en temel ilkelerinden birini yeniden gündeme taşıdı haliyle. Masumiyet karinesi ilkesi yeniden hayatımıza girdi. Ancak yaklaşım tarzı sadece siyasi iktidarın bakışıyla özdeşleşmiş durumda.
Masumiyet karinesi, sosyolojik anlamda da hukuki bir kural olmanın ötesine geçerek toplumsal barış, bireysel itibar ve lekelenmeme hakkının korunmasını sağlayan kolektif bir ahlak ve güven mekanizması olarak öne çıkıyor. Hukuk penceresinden baktığımızda da, bir kişinin suçu kanıtlanana kadar “suçsuz” sayılması ilkesi, sosyolojide toplumun bireye yönelik algısını, yargısız infaz eğilimlerini ve toplumsal histeriyi dizginleyen hayati bir bariyer olarak kendini gösteriyor.
Ancak AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler Beyefendiye de birkaç çağrıda bulunmak istiyorum. Abdullah Bey bildiğim kadarıyla hukuk kökenli bir siyasetçi. Ve Meclis içinde de beyefendi kimliğiyle öne çıkan bir figür. Masumiyet Karinesi çağrısının ondan gelmesi benim açımdan değerli. Ancak Sayın Güler’in sadece kendi siyasi görüşlerine yakın isimlere değil, farklı mağduriyet yaşayanlara da aynı hassasiyeti göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle son dönemde muhalif kesimden bazı siyasilere ve ailelere yönelik yapılan şafak vaktinde yapılan baskınlar ve ortaya çıkan operasyon görüntülerinin de hiçbir kontrole tabii tutulmadan, basına servis edilmesine de tepki vermesini beklemek en doğal hakkımız olmalı.
MUSİMİYET KARİNESİ VE SUÇUN ŞAHSİLİĞİ
Yine Türkiye’nin tanınmış onlarca sanatçı, şarkıcı, manken ve futbolcularının da farklı soruşturmalarla gözaltına alınma aşaması ve basına servis edilen görüntüler de “Masumiyet Karinesi” ihlali değil mi? Dolayısıyla AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler’in söz konusu ilkeyi sadece kendi siyasi görüşüne yakın isimler için değil, karşı mahallede yaşanan ihlallerle ilgili de gündeme getirmeli. Kaldı ki, İBB Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı süreçte, kendisi ve ailesiyle ilgili kamuoyuna yansıyan bilgiler için de göstermesi en büyük beklentimiz. Çünkü suçun şahsiliği ilkesi mevcuttur. Nasıl ki, fon soruşturması ihlal yapanların hataları kendilerini bağlıyorsa, diğer konularda da sadece şüphelilerle ilgili değerlendirmeler yapılmalı. Aksi durumda “Masumiyet Karinesi” ayaklar altına alınırken, “Suçun Şahsiliği” ilkesi de yok sayılmış oluyor.
Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Bu ilke, hukuk devletinin temelidir benim bildiğim kadarıyla. Hiç kimse hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadan suçlu muamelesi yapılamaz. Lekelenmeme hakkı da insanların onurunu, itibarını ve özel hayatını korumayı amaçlar.
214 KİŞİ MUHALİF OLSAYDI NE OLURDU?
Elbette 214 kişinin isimlerinin açıklanmasına karşı çıkarken bu hakları hatırlatmak hukuki açıdan önemlidir. Ancak hukuk ilkelerinin değeri, yalnızca belirli olaylarda hatırlatılmalarıyla değil, her olayda tutarlı biçimde uygulanmalarıyla ölçülür. Dolayısıyla Türkiye’de zaman zaman insanlar, haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan kamuoyu önünde suçlu ilan edilebiliyor. Soruşturma haberleri, siyasi açıklamalar ve sosyal medya paylaşımları, kişilerin hayatlarında telafisi güç yaralar açabiliyor. Üstelik yargılama sonunda beraat eden bir kişinin kaybettiği itibarını geri kazanması her zaman mümkün olmuyor.
Son olarak belirtmem gerekir ki; masumiyet karinesi bir siyasi söylem değil, anayasal bir haktır bireyler için. Lekelenmeme hakkı da kişiye göre değişen bir ayrıcalık değil, herkesin sahip olduğu bir güvencedir aynı zamanda. Türkiye’nin ihtiyacı, bu ilkelerin yalnızca gündeme geldiğinde hatırlanması değil, her koşulda ve herkes için uygulanması olmalıdır. Zira adalet, yalnızca suçluların cezalandırılmasıyla değil, masumların da korunmasıyla gerçekleşir. Evet, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler Beyefendi’nin partisinin eski vekili Fatma Betül Sayan Kaya ve partisiyle irtibatlı olduğu iddia edilen isimleri koruması doğal ve anlaşılır. Ancak aynı duyarlılığı bütün masumlar içinde seslendirmesini ümit ediyoruz. İşte o zaman gerçeğin siyasi değil, hukuksal bir savunmadan ibaret olduğunu anlayacağız.























