(The Turkish Post) – AYŞEM NARLI
Bir çocuğa bırakılabilecek en değerli miras, ona anlatılan doğrular değil, o doğruların yaşandığı bir aile ortamıdır. Çocuk yetiştirmek, yalnızca onun ihtiyaçlarını karşılamak, iyi okullarda eğitim almasını sağlamak ya da geleceğini güvence altına almak değildir. Çocuk yetiştirmek, aynı zamanda bir insanın hayata, insanlara ve kendisine nasıl bakacağını şekillendirmektir aynı zamanda.
Bu şekillenmenin başladığı ilk yer de aile ortamıdır.
Dolayısıyla evinizdir.
Bir çocuk sevgiyi kitaplardan önce anne ve babasının birbirine bakışından öğrenir. Saygıyı nasihatlerden önce evin içindeki konuşmalarda görür. Merhameti, öfke anında sergilenen davranışlarda tanır. Hata yapmanın ne anlama geldiğini, bir insanın özür dilemeye cesaret edip edemediğine bakarak kavrar.
Çünkü çocuklar, söylenen sözlerden çok yaşananları kaydeder.
Zihinleri görselleri daha çabuk havsalalarına kaydeder.
Duygu durumları oturmadığı için, bu kavramları zamanla yaşayarak hayatlarına hayat kılarlar.
Biz ebeveynler çocuklarımıza sürekli öğütler veririz.
Büyüklerine saygı duymalarını, insanları sevmelerini, kimseyi kırmamalarını, dürüst olmalarını isteriz. Peki, bütün bunları kendi hayatımızda ne kadar uyguluyoruz?
Çocuğumuza bağırarak sakin olmasını söylüyorsak, insanları küçümseyerek saygılı davranmasını bekliyorsak, hatalarımızı kabul etmeden ondan özür dilemesini istiyorsak, ortada bir çelişki var demektir.
Çocuk, bu çelişkiyi bizim düşündüğümüzden çok daha erken fark eder.
Anne ve babasının birbirine nasıl davrandığını izlerken aslında gelecekte kuracağı ilişkilerin ilk örneklerini görür.
Bir anlaşmazlık sırasında seslerin nasıl yükseldiğini, kırıcı sözlerin nasıl söylendiğini, birinin diğerini nasıl susturduğunu ya da iki insanın birbirini incitmeden nasıl anlaşabildiğini öğrenir.
Bu nedenle aile, yalnızca aynı çatı altında yaşayan insanların oluşturduğu bir topluluk değildir.
Aile, çocuğun ilişkiler kurmayı öğrendiği ilk okuldur.
Günümüzde çocuklarımıza daha iyi bir hayat sunabilmek için büyük çaba harcıyoruz.
Daha iyi kıyafetler, daha pahalı oyuncaklar, daha konforlu evler ve daha iyi eğitim imkânları sunmak istiyoruz.
Bütün bunları yaparken çoğu zaman onların en temel ihtiyacını gözden kaçırabiliyoruz: Güvende hissetmek, sevilmek ve değer görmek.
Bir çocuğun hafızasında en pahalı oyuncağın ne kadar süre kalacağını bilemeyiz. Ancak evde kendisini huzurlu hissedip hissetmediğinin, anne ve babasının yanında korkmadan konuşup konuşamadığının ve hata yaptığında sevgiden mahrum bırakılıp bırakılmadığının onun dünyasında önemli bir yeri vardır.
Çocuğun ihtiyacı kusursuz bir aile değildir. Hatalarını kabul edebilen, sorunlarını konuşabilen, birbirine saygı duyan ve sevgisini yalnızca güzel günlerde değil, zor zamanlarda da gösterebilen bir ailedir.
Çünkü sevgi, yalnızca her şey yolundayken gösterilen bir yakınlık değildir.
Asıl anlamını, anlaşmazlıkların ve kırgınlıkların yaşandığı zamanlarda da insan onurunu koruyabilmekte bulur.
Dolayısıyla hiçbir evlilik kusursuz değildir.
Her ailede zaman zaman anlaşmazlıklar yaşanabilir. İnsanlar farklı düşünebilir, yorulabilir, öfkelenebilir ve birbirlerini istemeden incitebilir.
Önemli olan, bu gerçekleri yok saymak değil, onlarla nasıl başa çıkıldığını bilmektir.
Bir çocuğun anne ve babasının tartıştığını görmesi kadar, tartışmadan sonra ne yaşandığı da önemlidir.
Birbirinden özür dileyen, hatasını kabul eden ve bozulan ilişkiyi onarmak için çaba gösteren anne babalar, çocuklarına çok kıymetli bir hayat dersi verir.
Bu ders şudur: İnsanlar hata yapabilir ama hatalarını telafi etmeyi de öğrenebilir.
Öfkelenmek, karşısındakini incitme hakkı vermez.
Haklı olmak, her zaman haklı bir üslupla konuşmak anlamına gelmez. Bir ilişkide anlaşmazlık yaşanması, sevginin mutlaka sona erdiği anlamına gelmez.
Bir baba, kızgın olduğu hâlde eşinin onurunu koruyabiliyorsa çocuğuna saygıyı öğretir.
Bir anne, anlaşamadığı bir konuda eşini dinleyebiliyorsa çocuğuna anlayışı gösterir.
Ebeveynler hatalarını kabul edip özür dileyebiliyorsa çocuğa, özür dilemenin bir zayıflık değil, olgunluk göstergesi olduğunu anlatır.
Bazen çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey de anne ve babalarının hiç hata yapmaması değil, yaptıkları hataların sorumluluğunu alabilmesidir.
Unutmayalım ki çocuklarımıza dünyayı anlatırken, farkında olmadan onlara dünyanın nasıl bir yer olduğunu da gösteriyoruz.
Çünkü bir çocuğa verilebilecek en güzel nasihat, güzel bir örnek olmaktır.
Ve bazen bir çocuğun geleceğini değiştiren şey, ona söylenen tek bir söz değil, anne ve babasının birbirine gösterdiği sevgidir.





















