(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Türk futbolu son yılların en kötü dönemini yaşıyor. Bir dönem Avrupa’da adından söz ettiren milli takımımızı ve futbolcularımızı mumla arıyoruz. Son olarak Uluslar Ligi A kategorisinde Fransa, Belçika ve İtalya ile oynadığı dört maçın hepsini kaybeden takımımızın artık, gruptan çıkma şansını zora soktu.
Futbol takımı sadece onunla kalmadı. Oynanmayan oyun bir yana, takımında dahi kadroya giremeyen bazı oyuncular kadroya alınması ve ardından gelen hezimet hem hocayı hem de TFF yönetiminin sorgulanmasına neden oldu. Neticede baskılar sonuç vermiş olmalı ki, İtalyan hoca Montella, TFF tarafından kovuldu. TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu da istifaya davet edildi. Ancak Başkan görevinden ayrılmayacağını açıkladı. Ama birkaç gün içinde Başkan Hacıosmanoğlu’nu da istifa etmiş görürseniz şaşırtmayın. Neticede burası Türkiye… 24 saatte de uzun bir zaman dilimi!
Açıkça söylemem gerekirse TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nu anlamakta zorlanıyorum. Bir defa başarısız bir başkan olduğu aşikar. Şayet A Milli Takım onun döneminde Dünya Kupası’na gitti şeklindeki algıları ben dikkate almıyorum. O başarı futbolcuların emeklerinin sonucuydu. Ancak kalitesiz bir kadroyla ve iyi seçilmeyen oyuncularla gidildiği için büyük bir hezimet yaşadık. Kısacası bu başarısızlıkta TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’na yazar benden söylemesi.
Gelelim asıl konumuza…
Beş istifa, tutuklanan MHK yöneticileri ve yerinden kıpırdamayan bir başkan var ortada. Türk futbolu yalnızca bir yönetim krizini değil, yıllardır biriken güven sorununu da beraberinde yaşıyor. Türk futbolunda artık yalnızca maçların sonuçları, hakemlerin kararları ve şampiyonluk yarışları konuşulmuyor. Bugün çok daha temel bir soru tartışılıyor: Türk futbolunu yöneten kurumlara ne kadar güvenebiliriz?
Türkiye Futbol Federasyonu’nda yaşanan son gelişmeler, bu soruyu bir kez daha gündemin merkezine taşıdı. TFF Birinci Başkan Vekili Mecnun Otyakmaz ile yönetim kurulu üyeleri Mustafa Temel Bozbağ, Zafer Bahadır Saraç, Bilal Arslan ve Murat Şahin’in istifa etmesi, federasyonda ciddi bir görüş ayrılığı yaşandığını ortaya koydu. İstifa eden isimlerin olağanüstü genel kurul talebinin kabul edilmediğini açıklaması ise krizin boyutunu daha da büyüttü.
Peki, beş yöneticinin ayrılmasıyla sorun çözülecek mi? Yoksa Türk futbolu, asıl soruların sorulmadığı yeni bir döneme mi girecek? Mecnun Otyakmaz ve dört yöneticinin istifası, sıradan bir görev değişikliği olarak değerlendirilemez. Çünkü bu ayrılık, olağanüstü genel kurul talebinin kabul edilmemesinin ardından geldi.
Burada üzerinde durulması gereken temel mesele, kimin istifa ettiği kadar, neden istifa ettiğidir.
Bir federasyonun yönetiminde bu ölçekte bir ayrılık yaşanıyorsa futbol kamuoyunun açıklama beklemesi son derece doğaldır. Yönetim içerisinde hangi konularda anlaşmazlık yaşandı? Olağanüstü genel kurul neden gerekli görüldü? Bu talebin reddedilmesinin gerekçesi neydi? TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu öncelikle bu sorulara sağlıklı cevaplar vermeli. Aksi durumda görevde olması hiçbir anlam taşımıyor.
Maalesef Türkiye’de koltuğa oturan başkanlar, istifa çağrılarını duyunca bir türlü kendine çeki düzen vermiyor.
Ne yazık ki, Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu açıkça konuşulduğu bir dönemde daha fazla görevinde kalamaz.
Birkaç hafta sonra mecburi olarak Genel Kurul’un yolunu alacaktır.
MHK BAŞKANI’NIN TUTUKLANMASI VE ŞAİBELER
Türk futbolunun güven sorununu ağırlaştıran bir diğer gelişme ise Merkez Hakem Kurulu çevresinde yürütülen adli soruşturma. MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun da aralarında bulunduğu beş kişi, 3 Ekim 2026’da yürütülen soruşturma kapsamında tutuklandı. İki şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Gündoğdu daha sonra görevinden istifa etti. Soruşturma kapsamında çeşitli suçlamalar ve iddialar inceleniyor.
Elbette burada önemli bir hukuk ilkesinin altını çizmek gerekiyor: Tutuklama, tek başına suçluluğun kesinleştiği anlamına gelmez. İsnat edilen fiillerin hukuki karşılığı, bağımsız yargı sürecinin sonunda ortaya çıkacaktır.
Ancak hukuki masumiyet karinesi ile kurumsal sorumluluk birbirine de karıştırılmamalı.
Kısacası bir kurumun üst düzey yöneticilerinin adli bir soruşturmayla gündeme gelmesi, o kurumun işleyişi ve denetim mekanizmaları hakkında ciddi sorular doğurur. Bu soruların sorulması, kimseyi peşinen suçlu ilan etmek anlamına gelmez. Ancak TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu döneminde hakem atamalarında ortaya atılan iddialar yenilir yutulur cinsten değil. Başkan bunlara ne kadar sessiz kalacak.
Sonuçta MHK heyetinde şaibe ve şüphe iddiası varsa, bundan TFF Başkanı da dolaylı yoldan sorumludur.
Dolayısıyla TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, döneminde şeffaflık isteniyorsa kararların gerekçeleri açıklanmalı.
Adalet isteniyorsa aynı kurallar herkese uygulanmalı. Güven isteniyorsa kurumlar, kendilerini denetleyen mekanizmaların çalışmasına imkân tanımalı. Bu nedenle yaşanan gelişmeler karşısında atılması gereken adımlar bellidir:
Hakemlik sistemi ve ilgili kurulların işleyişine ilişkin iddialar, tarafsız ve denetlenebilir süreçlerle ele alınmalıdır. Bunu yapacakta TFF Başkanı Hacıosmanoğlu ve yönetimi olamaz artık. Sonuçta MHK Başkanı ve heyetini, kendisi atadığına göre; ilgili şahısların tutuklanmasının ardından, Başkan da geri çekilmek zorundadır.
Son olarak; Mecnun Otyakmaz ve dört yöneticinin istifası, MHK Başkanı’nın tutuklanması ve TFF Başkanı Hacıosmanoğlu’nun görevine devam etmesi, Türk futbolunun önündeki temel sorunu bir kez daha görünür kıldı.
Bu sorun yalnızca kimin başkan olduğu, kimin istifa ettiği veya kimin koltuğunu koruduğu meselesi değildir bundan sonra.
Asıl sorun, futbolun yönetimine, hakemlik kurumuna ve alınan kararlara duyulan güvenin nasıl korunacağıdır.
Ve bugün Türk futbolunun önündeki en önemli soru şudur: Herkes kendi koltuğunu ve konumunu korumaya çalışırken, futbolun kaybettiği güveni kim yeniden kazanacak?





















