(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’nin kasım ayında Antalya’da ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31 öncesinde, ülkenin iklim politikaları açısından dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı. Uydu verileriyle yapılan ölçümler, Türkiye’deki bazı büyük atık depolama sahalarından atmosfere yüksek miktarlarda metan salındığını gösterdi. Araştırmanın merkezindeki İstanbul Silivri’de bulunan Seymen Atık Depolama Sahası, ortaya çıkan emisyon miktarıyla yalnızca Türkiye’de değil, küresel ölçekte de dikkat çeken tesislerden biri haline geldi.
UCLA’nın STOP Methane Project çalışmaları ile Carbon Mapper verilerine göre Seymen’de 2025 ve 2026 döneminde yapılan ölçümlerde ortalama saatlik metan emisyonu yaklaşık 7,4 ton olarak hesaplandı. Bazı ölçümlerde ise bu miktarın 8,4 tona kadar çıktığı belirlendi. Bu değer, atık depolama sahalarının iklim değişikliğindeki rolünün artık yalnızca teorik hesaplamalarla değil, uydular üzerinden doğrudan gözlemlenebildiğini ortaya koyuyor.
Sorun yalnızca İstanbul’la sınırlı değil. Araştırmada İzmir, Ankara ve Antalya’daki bazı atık depolama tesislerinde de yüksek metan emisyonları tespit edildi. Türkiye’nin en yüksek metan salımı yapan atık sahaları arasında yer alan tesislerin oluşturduğu tablo, atık yönetiminde metanın yakalanması ve kontrol altına alınmasının iklim politikalarının önemli başlıklarından biri olması gerektiğini gösteriyor.
Metan, karbondioksitten farklı özelliklere sahip olsa da iklim açısından son derece güçlü bir sera gazı. Atmosferde karbondioksit kadar uzun süre kalmıyor ancak bulunduğu süre boyunca ısı tutma kapasitesi çok daha yüksek. Bu nedenle metan emisyonlarının kısa vadede azaltılması, küresel sıcaklık artışının sınırlandırılması açısından önemli araçlardan biri olarak değerlendiriliyor. Atık depolama sahalarında organik maddelerin ayrışması sırasında ortaya çıkan metanın kontrol edilmemesi ise atmosfere doğrudan salınmasına neden olabiliyor.
Asıl dikkat çekici nokta ise bu verilerin Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacağı dönemin hemen öncesinde ortaya çıkması. Antalya’da düzenlenecek zirve, Türkiye açısından yalnızca uluslararası iklim diplomasisinin yürütüleceği bir toplantı olmayacak; aynı zamanda ülkenin kendi iklim politikalarının ve uygulamalarının uluslararası kamuoyu tarafından daha yakından izleneceği bir platform olacak. Türkiye’nin COP31 gündeminde sıfır atık ve metan azaltımı da öncelikli başlıklar arasında bulunuyor.
Bu nedenle Silivri’deki tablo, yalnızca bir atık depolama tesisinin teknik problemi olarak değerlendirilemez. Milyonlarca ton atığın toplandığı alanlarda oluşan metanın ne kadarının yakalandığı ne kadarının enerji üretiminde kullanıldığı ve ne kadarının atmosfere kaçtığı, Türkiye’nin iklim hedeflerinin sahadaki karşılığını gösteren önemli göstergelerden biri haline geliyor.
Atık depolama sahalarından kaynaklanan metan emisyonlarının uydu teknolojileriyle tespit edilebilmesi de çevre politikalarında yeni bir döneme işaret ediyor. Geçmişte bu tür emisyonların ölçülmesi daha sınırlı ve tesislerin kendi bildirimlerine daha fazla bağımlıyken, uydu gözlemleri artık atmosfere yayılan metan bulutlarının bağımsız biçimde tespit edilmesine imkân sağlıyor. Bu durum, ülkelerin iklim hedefleri ile gerçek emisyonları arasındaki farkın daha görünür hale gelmesi anlamına geliyor.
Türkiye açısından mesele aynı zamanda bir güvenilirlik sınavı niteliği taşıyor. COP31’de küresel ölçekte iklim finansmanı, emisyon azaltımı, uyum politikaları ve temiz enerji dönüşümü tartışılırken, Türkiye’nin kendi topraklarındaki yüksek metan kaynaklarını nasıl yönettiği de uluslararası kamuoyunun dikkatinde olacak. Özellikle dünyanın en yüksek emisyon kaynaklarından birinin İstanbul gibi büyük bir metropolün yakınında bulunması, atık yönetimi politikalarının iklim politikasından ayrı düşünülemeyeceğini gösteriyor.
Buradaki temel soru, metan emisyonlarının tespit edilip edilmediğinden çok, tespit edilen kaynakların ne kadar hızlı ve etkili biçimde kontrol altına alınacağı. Atık sahalarında metanın toplanması, sızıntıların düzenli biçimde izlenmesi, gazın enerji üretiminde değerlendirilmesi ve tesislerin gerçek emisyonlarının bağımsız ölçümlerle takip edilmesi, Türkiye’nin önündeki somut başlıklar arasında bulunuyor.
COP31 yaklaşırken ortaya çıkan bu veriler Türkiye’nin iklim politikasında yalnızca hedeflerin açıklanmasının yeterli olmayacağını da gösteriyor. Antalya’da küresel iklim krizinin çözümü için müzakereler yürütülürken, İstanbul’dan İzmir’e, Ankara’dan Antalya’ya kadar uzanan atık sahalarındaki metan sızıntıları Türkiye’nin kendi iklim karnesinin önemli bir parçası olacak. Zirvenin ev sahibi ülke açısından asıl sınavı ise uluslararası toplantılarda verilen mesajlarla sahadaki uygulamalar arasındaki mesafeyi ne kadar azaltabileceği olacak.






















