(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Bir cümle var, uzun süredir aklımda:
“Bir hatanın bedeli sadece ‘pişmanım’ demek değildir.”
İlk duyulduğunda sert geliyor.
Çünkü çoğumuz pişmanlığı önemli bir şey sayıyoruz.
Üzüldüm.
Vicdan azabı çektim.
Gece uyuyamadım.
Kendimi çok kötü hissettim.
Bunların hepsi gerçek olabilir.
Ama insanın kendisine sorması gereken bir soru daha var:
Peki sonra?
Çünkü sizin ne kadar üzüldüğünüz, karşıdakinin uğradığı zararı kendiliğinden azaltmıyor.
Bazen yalnızca şu oluyor:
Siz acınızı yaşıyorsunuz.
O sonucunu taşıyor.
BİR CUMARTESİ SABAHI
Bir arkadaşım taşınıyordu.
Cumartesi sabahı gidip yardım edeceğime söz vermiştim.
Gitmedim.
Uyandım.
Yorgundum.
Canım istemedi.
Kendi kendime:
“Nasıl olsa başkaları vardır.”
dedim.
Öğleden sonra mesaj attım:
“Çok üzgünüm. Gerçekten.”
Cevap geldi:
“Önemli değil. Hallettik.”
Ben gerçekten üzülmüştüm.
Yalan değildi.
Akşam bile aklımdaydı.
Kendimi kötü hissettim.
Ama ortada değişmeyen küçük bir gerçek vardı:
O kolileri merdivenden indiren ben değildim.
Ben pişman olmuştum.
O yorulmuştu.
Üzüntü bende kaldı.
Yük onda kaldı.
İşte mesele burada başlıyor.
VİCDAN BAZEN ÇOK KURNAZ
İnsan kendisini iyi biri olarak görmek ister.
Güvenilir.
Dürüst.
Sözünü tutan.
Sonra bir gün sözünü tutmaz.
Ortada rahatsız edici bir çelişki çıkar.
Psikolog Leon Festinger buna bilişsel çelişki diyordu.
Ben kendimi bir türlü görüyorum.
Ama yaptığım şey o görüntüye uymuyor.
Peki zihin ne yapıyor?
Bazen hataya bakıyor.
Ama bazen hikâyeyi değiştiriyor.
“Zaten yalnız değildi.”
“Başkaları da vardı.”
“Hallettiler işte.”
“Ben gitmesem de oluyormuş.”
“O kadar büyük bir mesele değildi.”
Dikkat edin.
Bunların hiçbiri:
“Ben kötü bir insanım.”
gibi gelmiyor.
Tam tersine.
Gayet makul geliyor.
Zaten en tehlikeli mazeretler saçma olanlar değil.
İnsana mantıklı gelenler.
“YANLIŞ YAPTIM” BAŞKA, “BEN KÖTÜYÜM” BAŞKA
Bir hata yaptıktan sonra iki cümle kurabilirsiniz.
Birincisi:
“Yanlış yaptım.”
İkincisi:
“Ben berbat bir insanım.”
İkinci cümle daha ağır.
Daha vicdanlıymış gibi.
İnsan kendisini ne kadar döverse o kadar ahlaklı olduğunu sanabiliyor.
Ama bazen tam tersi oluyor.
Çünkü:
“Yanlış yaptım.”
dediğinizde önünüzde bir iş çıkar.
Özür dilemek.
Telafi etmek.
Bir şeyi değiştirmek.
Bir daha yapmamak.
Ama:
“Ben zaten berbat biriyim.”
dediğinizde hikâyenin merkezine yeniden kendiniz geçiyorsunuz.
Sizin karakteriniz.
Sizin acınız.
Sizin kendiniz hakkındaki hükmünüz.
Karşıdaki insan yine kayboluyor.
Psikolojide suçluluk ile utanç arasındaki fark da biraz burada.
Suçluluk davranışa bakıyor:
“Ne yaptım?”
Utanç ise benliğe:
“Ben neyim?”
İlki bazen insanı onarıma götürüyor.
İkincisi ise bazen saklanmaya.
Kaçmaya.
Savunmaya.
Hatta öfkelenmeye.
İnsan kendisini mahkûm ederek de sorumluluktan kaçabiliyor.
PİŞMANLIK DA BENCİL OLABİLİR
Bunu söylemek hoş değil.
Ama bazen pişmanlık da bencil olabilir.
Çünkü pişman olduğumuzda her zaman karşıdaki insanı düşünmüyoruz.
Bazen yalnızca kendimiz hakkında kötü bir şey öğrenmiş oluyoruz.
“Ben bunu nasıl yaptım?”
“Ben kendimi böyle biri sanmıyordum.”
“Bununla nasıl yaşayacağım?”
Bakın.
Cümlelerin öznesi hâlâ aynı:
Ben.
Ben ne hissediyorum?
Ben kendimi nasıl görüyorum?
Ben bununla nasıl yaşayacağım?
Oysa başka bir soru daha var:
O ne yaşadı?
Bu ikisi aynı şey değil.
“AMA BEN DE ÇOK ÜZÜLDÜM”
İlişkilerde bu cümleyi sık duyarız.
“Ben gerçekten çok üzgünüm.”
Bazen özürdür.
Ama bazen savunmadır.
Karşıdaki hâlâ kırgınsa:
“Ama özür diledim.”
Hâlâ güvenmiyorsa:
“Ama gerçekten pişman oldum.”
Hâlâ mesafeli davranıyorsa:
“Daha ne yapabilirim?”
Ve bir noktadan sonra özür garip bir şeye dönüşür.
Sanki karşı tarafa verdiğiniz bir makbuz gibi.
Ben görevimi yaptım.
Özür diledim.
Şimdi sıra sende.
Beni affet.
Beni rahatlat.
Konuyu kapat.
Oysa özür dilemek size affedilme hakkı vermiyor.
Pişman olmak da güveni otomatik olarak geri getirmiyor.
Karşıdaki insan sizi affetmeyebilir.
Hatta hayatından çıkarabilir.
Bu, özrünüzün gereksiz olduğu anlamına gelmez.
Sadece şunu gösterir:
Özür, sonucu kontrol etmez.
ALARM ÇALDI
Pişmanlığı bazen bir alarm gibi düşünüyorum.
Alarm çok önemlidir.
Bir şeylerin yanlış olduğunu söyler.
Yangın alarmı çalar.
Duman vardır.
Tehlike vardır.
Ama alarmın çalması yangını söndürmez.
Pişmanlık da böyle.
“Yanlış yaptın.”
der.
İyi ki der.
Vicdan hiç konuşmuyorsa başka bir sorun vardır.
Ama vicdanın konuşması işi bitirmez.
Sadece başlatır.
Alarm tamir değildir.
Pişmanlık da onarım değildir.
YA ARTIK DÜZELTEMİYORSAN?
Burada mesele zorlaşıyor.
Çünkü her zarar telafi edilemez.
Bazı sözler geri alınamaz.
Bazı fırsatlar geri verilemez.
Bazı ilişkiler düzelmez.
Bazen özür dilemek için bile geç kalırsınız.
Bazen zarar verdiğiniz insan artık hayatınızda değildir.
Ne yapacaksınız?
Ömür boyu kendinizi mi cezalandıracaksınız?
Bence hayır.
Çünkü kendinden nefret etmek de telafi değildir.
Geceleri aynı sahneyi yüzlerce kez düşünmek de.
Yıllarca:
“Ben nasıl böyle bir şey yaptım?”
diye kendinizi yemek de.
Bunların hiçbiri karşıdaki insanın kaybettiğini geri getirmiyor.
Sadece zarara yeni bir zarar ekliyorsunuz.
Bu kez kendinize.
KENDİNİ AFFETMEK Mİ?
Burada başka bir korku çıkıyor.
“Eğer kendimi affedersem yaptığımı hafife almış olmaz mıyım?”
Olmayabilirsiniz.
Kendine şefkat göstermekle kendini aklamak aynı şey değil.
“Yanlış yaptım.”
diyebilirsiniz.
“Mazeretim yok.”
diyebilirsiniz.
“Bir insana zarar verdim.”
diyebilirsiniz.
Ve yine de:
“Hayatımın geri kalanını kendimden nefret ederek geçirmeyeceğim.”
diyebilirsiniz.
Bunlar birbirini dışlamıyor.
Hatta bazı araştırmalar insanın kendisine biraz daha şefkatli yaklaşmasının değişme motivasyonunu azaltmak yerine artırabildiğini gösteriyor.
Belki mesele kendimizi dövmek değil.
Gerçeğe dayanabilmek.
“Evet, bunu yaptım.”
“Evet, yanlıştı.”
“Evet, sonucunu başka biri çekti.”
Ve sonra:
“Şimdi ne yapacağım?”
YİNE O CUMARTESİ SABAHI
O cumartesiyi geri getiremem.
Kolileri artık taşıyamam.
Arkadaşımın o günkü yorgunluğunu silemem.
Ama bugün şöyle diyebilirim:
“O gün sözümü tutmadım.”
“Seni yalnız bıraktım.”
“Bunu açıklamaya çalışmayacağım.”
“Benim yapabileceğim bir şey var mı?”
Sonra susabilirim.
Dinleyebilirim.
Belki:
“Hiç önemli değildi.”
der.
Belki:
“Çok kızdım.”
der.
Belki de:
“O günden sonra sana eskisi kadar güvenmedim.”
der.
Bu cevapların hiçbirini kontrol edemem.
Çünkü özür, karşıdaki insanın vereceği cevabı yönetme aracı değildir.
Ben sadece kendi payımı yapabilirim.
ÖZÜR BORCU SİLMEZ
Sanırım mesele sonunda burada düğümleniyor.
Özür önemlidir.
Pişmanlık önemlidir.
Vicdan önemlidir.
Ama hiçbiri tek başına yeterli değildir.
“Üzgünüm.”
bazen yalnızca ilk cümledir.
Arkasından bir cümle daha gelmesi gerekir:
“Bunun için ne yapabilirim?”
Bazen gerçekten yapabileceğiniz bir şey vardır.
Yaparsınız.
Bazen yoktur.
O zaman başka bir görev kalır:
Bir daha aynı şeyi yapmamak.
Çünkü iki kolay yol var.
Birincisi:
“Özür diledim, konu kapandı.”
İkincisi:
“Ben korkunç bir insanım. Kendimi asla affetmeyeceğim.”
Birincisinde hatadan kaçarsınız.
İkincisinde ise hatanın etrafında dönüp yine kendinize bakarsınız.
Daha zor olan başka.
Hatayı küçültmemek.
Mazeret üretmemek.
Kendinizi kahramanca cezalandırmamak.
Karşınızdaki insanın zararını görmek.
Mümkünse düzeltmek.
Değilse kabul etmek.
Ve aynı şeyi tekrar etmemek.
Çünkü sonunda ahlakın ölçüsü belki de şu değil:
“Ne kadar pişman oldun?”
Daha zor bir soru var:
“Pişmanlığın sende neyi değiştirdi?”
Hiçbir şeyi değiştirmediyse…
Belki de yalnızca üzülmüşsündür.
Ve üzülmek,
bazen sandığımız kadar ağır bir bedel değildir.
Kaynaklar
Festinger L. A Theory of Cognitive Dissonance. Stanford University Press, 1957.
Bandura A. Moral disengagement in the perpetration of inhumanities. Personality and Social Psychology Review. 1999;3(3):193–209.
Tangney JP, Stuewig J, Mashek DJ. Moral emotions and moral behavior. Annual Review of Psychology. 2007;58:345–372.
Tangney JP, Stuewig J, Martinez AG. Two faces of shame: The roles of shame and guilt in predicting recidivism. Psychological Science. 2014;25(3):799–805.
Neff KD. Self-compassion: An alternative conceptualization of a healthy attitude toward oneself. Self and Identity. 2003;2(2):85–101.
Breines JG, Chen S. Self-compassion increases self-improvement motivation. Personality and Social Psychology Bulletin. 2012;38(9):1133–1143.
Zehr H. The Little Book of Restorative Justice. Good Books, 2002.
Strang H, Sherman LW, Mayo-Wilson E, Woods D, Ariel B. Restorative justice conferencing using face-to-face meetings of offenders and victims. Campbell Systematic Reviews. 2013;9(1).























