(The Turkish Post) – AYŞEM NARLI
Bir çocuk neden sürekli ısrar eder?
Neden aynı isteği defalarca dile getirir?
Birinden “hayır” cevabını alınca diğer ebeveynin yanına koşar?
Neden ağlar, öfkelenir, pazarlık yapar ve konulan sınırları sürekli zorlar?
Bazen bu soruların cevabını çocuğun karakterinde arıyoruz.
“Çok inatçı.”
“Hiç söz dinlemiyor.”
“Ne istese yaptırmaya çalışıyor.”
Oysa belki de asıl bakmamız gereken yer çocuğun kendisi değil, çocuğun içinde büyüdüğü ortam olmalıdır.
Çünkü çocuklar yalnızca söylenenleri değil, uygulananları da öğrenir.
Anne “Hayır” der, baba “Tamam, ne olacak?” diye karşılık verirse çocuk için ortada artık net bir sınır kalmaz.
Bir gün izin verilen bir davranış, ertesi gün yasaklanabilir. Bir ebeveynin kesinlikle kabul etmediği bir şeye diğer ebeveyn kolayca izin verebilir.
Çocuk da doğal olarak şunu öğrenmeye başlar: “Acaba biraz daha ısrar edersem sonuç değişir mi?”
İşte tam bu noktada ağlama, öfkelenme, pazarlık yapma ve sınırları zorlama davranışları ortaya çıkabilir.
Çocuk aslında çoğu zaman kötü niyetle hareket etmiyordur. O, yalnızca hangi davranışın hangi sonucu doğurduğunu anlamaya çalışıyordur.
ÇOCUĞA “İNATÇI” DEMEDEN ÖNCE KENDİMİZE BAKALIM
Bir çocuğu “inatçı” olarak etiketlemek kolaydır.
Ama daha zor olan şu soruyu kendimize sormaktır: “Biz ona karşı ne kadar tutarlıyız?”
Çocuk her istediğinde farklı bir tepkiyle karşılaşıyorsa, davranışlarının sonucunu kestirmekte zorlanabilir.
Bugün “hayır” denilen bir şey, biraz ağlamanın ardından “peki, tamam”a dönüşüyorsa çocuk doğal olarak ısrar etmeyi öğrenir.
Çünkü çocuklar yalnızca nasihatlerden değil, sonuçlardan öğrenir.
Bir davranış işe yarıyorsa, onu tekrar ederler.
ANNE VE BABA AYNI DÜŞÜNMEK ZORUNDA DEĞİL
Burada önemli bir ayrıntı var: Anne ve babanın her konuda aynı düşünmesi gerekmiyor.
Ebeveynlerin farklı fikirlerinin olması son derece doğal.
Asıl mesele, bu farklılıkların çocuğun önünde bir güç mücadelesine dönüşmemesi.
Bir ebeveynin koyduğu sınır, diğer ebeveyn tarafından çocuğun yanında bozulduğunda mesele artık yalnızca “bir isteğin kabul edilip edilmemesi” olmaktan çıkar.
Çocuk zamanla ebeveynler arasında seçim yapmayı, hangisinden neyi alabileceğini ve hangi durumda kimin yanına gitmesi gerektiğini öğrenebilir.
Bu durum aile içindeki iletişimi de zedeleyebilir.
ÇOCUĞUN ÖNÜNDE BİRBİRİMİZİ ÇÜRÜTMEYELİM
“Ben izin verdim.”
“Hayır, ben izin vermiyorum.”
“Sen karışma.”
“Bırak, çocuk ne istiyorsa yapsın.”
Bu cümleler yalnızca anne ve babanın arasındaki anlaşmazlığı göstermiyor.
Aynı zamanda çocuğa da önemli bir mesaj veriyor: “Sınırlar değiştirilebilir.”
Oysa çocuğun ihtiyacı her isteğinin kabul edilmesi değildir.
Çocuğun ihtiyacı, dünyanın anlaşılır ve öngörülebilir olmasıdır.
Neyi yapabileceğini, neyi yapamayacağını; ne zaman beklemesi gerektiğini ve hangi davranışın hangi sonucu doğuracağını bilmek çocuğa güven verir.
ÇOCUKLAR BİZİM AYNAMIZDIR
Çocukların davranışlarına bakarken bazen yalnızca çocuğu görüyoruz.
Oysa çocuk, içinde bulunduğu aile düzeninin de bir yansımasıdır.
Sürekli bağırılan bir evde çocuğun öfkesini, sürekli pazarlık yapılan bir evde çocuğun ısrarını, kuralların sık sık değiştiği bir ortamda çocuğun sınırları zorlamasını görmek şaşırtıcı olmamalı.
Elbette her çocuğun mizacı farklıdır. Kimi daha sakin, kimi daha hareketli, kimi daha hassas, kimi daha ısrarcı olabilir.
Fakat ebeveynlerin tutumu, bu özelliklerin nasıl şekilleneceğinde önemli bir rol oynar.
Çocuğumuz her istediğini elde ettiği için mi mutlu olacak?
Yoksa sınırların olduğu, kuralların anlaşılır olduğu ve anne-babasının aynı takımda olduğunu bildiği bir ortamda kendini daha güvende mi hissedecek?
Belki de çocuklarımızı değiştirmeye çalışmadan önce kendi tutumlarımıza bakmamız gerekiyor.
Çünkü bazen sorun çocuğun “inat etmesi” değildir.
Belki de çocuk bize, bizim koyduğumuz sınırların ne kadar gerçek olduğunu gösteriyordur.
Ve bütün anne-babalara sorulması gereken asıl soru belki de şudur: Biz çocuğumuza gerçekten aynı sınırı mı öğretiyoruz, yoksa her birimiz kendi sınırımızı mı ortaya koyuyoruz?
Çocuğun davranışını değiştirmek istiyorsak, işe çocuktan önce kendi davranışlarımızı gözden geçirerek başlamak belki de en doğru adımdır.























